Ana sayfa Makale Fotoğrafta sadelik

Fotoğrafta sadelik

0

özgür Semerci

Dağınıklık ve karmaşanın ruh halimize olan etkilerini zaman zaman hepimiz farkederiz. Kullanmadığımız nesneler, karışık ortamlar zihnimizin gereğinden fazla meşgul olmasını sağlayarak bizi odak noktamızdan uzaklaştırır ve zihinsel dinlenmeyi zorlaştırır. Tüm bunların aksine sadelik ve düzen rahatlatıp huzur verir.

Her zaman belirttiğim gibi fotoğraf karesindeki anlatmak istediğimiz hikayeyi oluşturduğumuz kompozisyon anlatır. Hikayeyi iyi ifade edebilmenin bir yolu da fotoğrafı sadeleştirmektir. Objelerin yoğun olarak bir arada olması fotoğrafı karmaşıklaştırır ve bakan kişi ana konunun aslında ne olduğunu anlamayabilir. Kompozisyon ögelerini basite indirgediğimizde izleyici fotoğrafın neyi anlatmak istediğini daha açık bir şekilde görebilir. 

Karmaşadan uzak olabildiğince basit görüntüler daima göze daha hoş görünür ve aslında çok daha fazla şey anlatmayı başarır.

 

En temel seviyede baktığımızda kompozisyon içerisindeki her şey aslında bir amaca hizmet etmek için oradadır ve asla dikkat dağıtmazlar. Fotoğraf karesinin içerisinde bu amaca hizmet etmeyen her ögeyi, hikayenin doğru anlatımı için gerekli olanı vurgulayacak şekilde en aza indirgeriz. Yani diğer anlamda kompozisyonu yalnızca görsel ifadeyi destekleyen en önemli ögelerden oluşturarak fotoğrafı sadeleştiririz. Anlatmaya çalıştığımız şey ne kadar belirgin olursa kompozisyonumuzu sadeleştirmekte de o kadar başarılı oluruz. Sadeleştirme bana göre kompozisyon kuralları içesinde en temel olanlardan biridir ve iyi ifade edebilmenin genel bir özetidir.
Sadeleştirme fotoğraf karesi içerisinde ön plana çıkaracağımız ögeyi bulup diğerlerini mümkün olduğunca uzaklaştırabilme esasına dayanır. öncelikle fotoğraf karesinin geri kalanını unutarak sadece bir ayrıntısına odaklanmaya özen göstermeliyiz. Ana ilgi noktasının ne olmasına karar verdikten sonra etrafında dikkat çekmekte onunla yarışacak diğer her şeyi bastırarak fotoğrafı oluştururuz.

Dikkat dağıtıcı ögeler daha zayıf olanı ele geçirmek üzere bir rekabet halindedirler.  Bunu bir avantaj olarak kullanarak ön plana çıkaracağımız ögeyi seçerken, fark edilme eğilimi fazla olanları da tercih edebiliriz. örneğin açık bir arka plan önündeki koyu bir nesne yada tam tersi koyu bir arka plan önündeki açık nesne en fazla dikkat çekme potansiyeline sahiptir. Ayrıca gözler, yüzün bütünü, kontrast renkli objeler de bu şekildedir.

 


Bu bir çok nedenden dolayı fotoğrafçılar için zor bir durum olabilir. Eğer bir resim ya da bir çizim yapıyor olsaydık önemli olmayan şeyleri eklememek elimizde olabilirdi. Oysa stüdyoda tasarım yaparak çekim yapmıyorsak doğal bir ortamdaki istemediğimiz objeleri öylece ortadan kaldıramayız.

Ne yapmaya çalıştığımıza karar verdikten sonra, görüş alanındaki istemediğimiz nesneleri fotoğraf karesi dışına bırakabilmek için perspektiften faydalanabiliriz. Her zaman olduğu gibi bakış açımız değiştiğinde beraberinde her şey de farklılaşacaktır. Eğer mümkünse yürüyerek objenin sağına yada  soluna doğru farklı açılardan yaklaşabilir, diz çökebilir hatta yere uzanabiliriz. örneğin onunla aynı hizada görüntüye almak istemediğimiz başka ögeler olan bir çiçeği fotoğraflamaya çalışırken eğilip aşağıdan çekim yaptığımızda tamamen gökyüzünü içeren bir fon üzerine yerleştirme imkanımız olabilir. Ayrıca bir nesnenin üzerine çıkmak, fotoğraf makinasını yükseğe kaldırmak da aynı şekilde yardımcı olabilir. 

 


Fotoğraf karesinin dışında bırakamayacağımız karışıklık yaratabilecek objeler muhakkak olacaktır. Böyle durumlarda, ana konunun etrafındaki net alanları bulanıklaştırarak da istenmeyen bu objelerin etkisini azaltabiliriz. Sığ alan derinliği sadeleştirmek için harika bir araçtır. Diyafram açıklığı ne kadar az olursa alan derinliği yani net alan o kadar azalır. Böylelikle arka plan bulanıklaşır ve oradaki karmaşa göze batmaz. Odak uzunluğu fazla olan objektifleri kullanmak bu tekniği kullanırken çok faydalı olacaktır. Ayrıca objeye yakınlaşarak da arka planı bulanık hale getirebiliriz. 

Alan derinliğini bu şekilde azalttığımızda nesnelerin etrafında boş bir alan oluşur. Oluşan bu boşluk yani negatif alan yüzlerce yıldır  tasarım, resim gibi bir çok sanat dalında kullanılır ve fotoğrafçılıkta da olağanüstü görüntüler elde edebilmemize olanak verir. Negatif alan doğru bir şekilde kullanıldığında fotoğraf içerisindeki pozitif alana yani ana konuya karşı doğal bir denge sağlar. Ayrıca asıl konuyu tanımlar.  

 


Bazen çekim sonrası fotoğraflarımızı bilgisayar yazılımlarında işlerken engelleyemediğimiz bir şekilde kareye girmiş objeleri fotoğrafı kırparak uzaklaştırmak zorunda kalabiliriz. Benim önerim bunu yapmak zorunda kalmayacak şekilde çekim yapabilmek için kendimizi eğitmemizdir.

Fotoğraftaki ögeleri azaltmak minimalizmin büyük bir parçası olsa da sadeleştirerek çektiğimiz her fotoğrafın minimalist olduğunu düşünmemeliyiz.

 


Sade bir fotoğraf sıkıcı anlamına gelmemelidir. Aslında fotoğrafçının becerisiyle beraber zihnimizi heyecanlandıran ve uzun uzun bakıp gözlerimizi alamayacağımız bir ortam oluşmuştur. Bu ortam istenilen mesajı iletebilmek için gerekli tüm duyguları barındırır.

Sadeleştirmeye odaklandığımızda hikayemizle daha derin bir bağlantı kurabiliriz. Nasıl anlatacağımızı bulmaya çalışırken geçen mental süreç bize deneyerek kompozisyonun farklı ifade yollarını bulmamıza da imkan tanıyacaktır.

 

ESET Banner_700x80 Bellatrix technotoday

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here