Ana sayfa Makale Fotoğrafta renk yöntemi

Fotoğrafta renk yöntemi

0

Renkler, sanatçının sunmayı hayal ettiği o görsel ürüne ulaşılmasını sağlayan en önemli köşe taşlarıdır

Görsel bir sonuç ile taçlandırılan her türlü alanda renk yönetimi, sonuç üzerinde oldukça önemli bir rol oynar. Resimden grafiğe, sinemadan fotoğrafa renkler, sanatçının sunmayı hayal ettiği o görsel ürüne ulaşılmasını sağlayan en önemli köşe taşlarıdır. Bu nedenle fotoğrafseverler olarak renk bilgisine hakim olmak, etrafımıza bu pencereden bakabilmek, hem seçeceğimiz kadrajlarda, hem bu kadrajlarda tercih edeceğimiz nesne düzenlemelerinde, hem de çekimin ardından işin aydınlık odada işlenmesi aşamasında yapacağımız ayarlamalarda bizlere önemli yararlar sağlayacaktır. Bu nedenle bu yazımızı en azından temel anlamda renk bilgisi üzerinde bir paylaşımda bulunmak için hazırladık. Yazının ilk bölümünde bu konuda bizler için önemli olan renk modelleri ile ilgili temel kavramlara değinecek, ikinci bölümde ise bu konuda bir matbaaya yaptığımız ziyaretten ve işin ofset baskı kısmında çalışan Murat özen adlı grafiker arkadaşımızın bizlere aktarmaya çalışacağı tecrübelerinden söz edeceğiz.
 
Renk modelleri
Dijital bir görüntü hepimizin bildiği gibi aslında rakamlardan oluşur. Tam anlamıyla matematik düzeyde bir rakamlar dosyasından bahsederiz. Bu yanyana gelmiş sayılardan oluşan görüntü dosyalarının renkleri de elbette bu rakamların içinde gizlidir. Tabi sadece bir fotoğraf dosyasının içindeki renklere karşılık gelen data, tek başına o dosyanın renklerini oluşturmaz. O dosyanın bulunacağı ortamda o renklerin görünmesini sağlayacak olan monitor, printer vb cihazların da o dosya içinde saklı olan renk bilgisini doğru algılaması ve bizlere doğru göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle bir monitörde gözüken bir fotoğraf başka bir monitörde farklı renklerde oluşabilir, hatta bir printere gönderdiğimizde tamamen farklı tonlarda veya parlaklık derecelerinde bir çıktı ile karşılaşabiliriz. Bu nedenle bir fotoğrafseverin sadece fotoğraf ile ilgilenmesi, geri kalanını nasıl olsa bilgisayar yapar demesi pek doğru bir yaklaşım olmaz. Bizler eskiden dia film ile fotoğraf çeker ve şunu bilirdik; diayı doğru pozlarsam, lezzetli bir ışık saatinde fotoğrafı çekersem sonuçta iyi bir fotoğraf elde edebilirim. çünkü o diayı bir gösteride sunduğumuzda, farklı dia makineleri arasında çok fazla fark olmaz. Ancak dijital ile maalesef iş biraz daha karışık bir hal aldı. Eskiden sadece karanlık odacılar fotoğraflarını ürettikten sonra işin mutfağında belki de çekim aşamasında harcadıkları enerji ve zamandan daha fazlasını harcamak zorundaydılar. Ama artık dijital fotoğraf üreten herkes, adeta karanlık odacılar gibi, bir anlamda aydınlık odacı olmak, işin aydınlık oda kısmında yapması gereken müdahaleleri bilmek ve uygulamak zorunda kaldı. Bu noktada en önemli müdahalelerden birisi de elbette çekilen fotoğrafın renk yönetimi.

Bu yüzden gelin genelde farklı yerlerde karşımıza çıkan önemli iki renk modeli olan RGB ve CMYK terimlerinden bahsedelim.

RGB renk uzayı:


 
İngilizce Red (kırmızı), Green (yeşil) ve Blue (mavi) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bu terim toplamsal ana renklerin oluşturduğu renk modelini tanımlar. RGB renk modeli monitörlerde, tarayıcılarda, TV”lerde yani ışık ile renklerin oluşturulduğu ortamlarda kullanılan renk modelidir. Bildiğimiz gibi ışığı bir prizmadan geçirdiğimizde kırmızı, mavi ve yeşil olmak üzere üç ana renge ayrılır. İşte bu nedenle, bu modelde kırmızı, mavi ve yeşil renklerinin toplamı beyaz rengi tanımlar. Bizim bilgisayarımızın ekranında fotoğrafımıza bakarken gördüğümüz renkler ve tonlar RGB renk uzayında yer alırlar.

CMYK renk uzayı:


 
 Dijital görüntü, yani dizüstü bilgisayar ekranlarımızda, TV”lerimizde, monitörlerimizde, dijital fotoğraf makinelerimizle çektiğimiz fotoğraflarımıza bakarken bize sunulan renkler RGB renk modelinde oluşan renklerdir demiştik.

Oysa bu ekranlarda algıladığımız renkleri yazıcımıza gönderdiğimizde genelde ekranda gördüğümüz renklerin yüzde yüz aynısına ulaşamayız. Biraz daha soluk, biraz daha koyu bir baskı ile karşılaşır, “ama benim bilgisayar ekranımda gördüğüm fotoğrafım canlı, cıvıl cıvıl, ve açık renklerdeydi, neden bu yazıcı ekrandaki renkleri değiştirdi?” diye şikayet ederiz. Ya da fotoğraflarımızı bir baskı merkezine verdiğimizde bu denli olmasa da yine farklılaşmış renkler ve tonlarla karşılaşırız. Bunun ana nedeni baskı yapan cihazların, yazıcıların, ofset baskı makinelerinin RGB moduna göre değil, CMYK moduna göre çalışmak zorunluluklarıdır. çünkü renkleri ışık ile oluşturmak ile boya veya mürekkep ile oluşturmak aynı değildir.

Işığın renk ile olan ilişkisi ile katı maddeler olan boyaların (pigmentlerin) renk ile olan ilişkileri fiziksel olarak farklıdır. Mesela RGB modunda kırmızı, mavi ve yeşil renkler birleştiklerinde beyaz rengi verirler.

Oysa kırmızı, mavi ve yeşil mürekkepleri birleştirin, beyaz renkli bir mürekkep elde edebilir misiniz? Elbette hayır.  Bu noktada şu bilgi biz fotoğrafseverler için önemlidir; çektiğim fotoğraf baskıya gidecekse benim aklımın bir kenarında olması gereken renk modeli CMYK olmalıdır.
Cyan (turkuaz mavi), Magenta (eflatun, morumsu kırmızı), Yellow (sarı) renklerinden oluşan bu renk modelinde aslında C+M+Y = Siyahtır. Ancak siyahı elde etmek için 3 renkten kullanmak ekonomik olarak maliyetli olacağı için bu üçlüye bir de K:Siyah eklenmiş ve baskı aşamasında kullanılan 4 ana renk oluşturulmuştur.
 

Kısaca RGB ve CMYK renk modellerini tanımladıktan sonra gelin beraber Nam Ofset A.?. matbaasında yaptığımız bir gezinin ardından hazırladığımız röportajımıza bir göz atalım:

Hakan Hatay:
öncelikle Sayın Nurettin Gülbay”a tesislerini ziyaret etmemize izin verdikleri, grafiker Murat özen”e de bu matbaa bilgilendirme gezisi için çok teşekkür ediyoruz. İlk olarak matbaanızı bize kısaca tanıtır mısınız?
Murat özen: 1968 yılından beri ağırlıklı olarak ambalaj sanayine hizmet vermekteyiz. Bunun yanında albüm, katalog ve broşür hizmetlerini de gerçekleştiriyoruz.


H.H.:
Evet, İFSAK 138. Dönem Temel Fotoğraf Semineri”nin ardından yapılan 8 aylık proje çalışması sonucunda oluşturulan serginin albümü de Nam Ofset”in  katkılarıyla basılmıştı. Bu noktada bir fotoğraf albümünün basılması aşamasındaki emeğinize şahit olmuş ve o işlemin içinde sizin her gün yaşadığınız bazı zorlukları daha rahat algılamıştık. Şu anda dergimizi okuyan fotoğrafseverler için aydınlatıcı olur düşüncesi ile bir de işin matbaa boyutunda neler oluyor gibi temel konularda sorular yöneltmeye çalışacağım.  Ama önce sizin iş akış şemanızı anlamaya çalışmak adına; öncelikle size gelen talepleri nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu ile başlayalım.
M.ö.: Bize gelen müşterilerimizin öncelikle tasarıma dair neler istediğini tespit ederiz. Müşteriden gerekli fotoğraf, text gibi bilgileri aldıktan sonra tasarım Freehand, Photoshop gibi masaüstü yayıncılıkta en sık kullanılan programlarla gerçekleştirilir.
H.H.: Bu noktada biz fotoğrafseverler için sanırım işin öncelikle görsel kısmı önemli. Size herhangi bir yerde kullanılmak için gelecek olan görsellerde nelere dikkat edersiniz? Ya da bu görselleri üretecekler nelere dikkat etmeliler?
M.ö.: Evet, görseller çok önemli. Gerek ambalaj sektöründe basılacak olan kutuların üzerindeki görseller, gerekse diğer tüm tasarımların içinde yer alacak görsellerin belirli bir teknik seviyede üretilmeleri gerekir. Mesela kısaca örneklersek netliğin doğru olması, keskinliğin yeterince iyi olması, renk doygunluğunun ve mümkünse ASA değerinin düşük olması bizler için işin teknik boyutunda beklenen özellikler. Ayrıca fotoğrafların 300 dpi”dan düşük olmaması ve mümkünse RAW veya TIFF formatında getirmeleri tercih sebebimiz. Elbette bazı sorunlu fotoğrafları sayısal işleme programları ile rötuşlayabiliyoruz ama ilk anda bu sorunları içermeyen bir fotoğraf tabii ki tercih sebebimiz.

H.H.: Size gelen görseller hangi işlemlerden geçiyor? öncelikle neler yapıyorsunuz?
M.ö.: önce gelen görsel dosyası muhakkak CMYK”ya çevrilir. Biliyorsunuz sayısal makinelerde çekilen fotoğraflar veya film ile çekilip taratılan fotoğraflar RGB modundadır. Ancak bizler, matbaa aşamasında RGB kullanmayız. Bizim için önemli olan CMYK modudur. Ofset baskıda tüm işlemler CMYK modunda gerçekleşir. Bizim için önemli olan müşterilerimizin kendi ekranlarında gördükleri RGB görüntü değil, bizim baskı makinemizden çıkacak olan CMYK baskıdır.

H.H.: Tam buna değinmişken, hep fotoğrafçılardan duymaya alıştığımız o klasik şikayete geldik sanırım. “Ama benim fotoğrafım bilgisayar ekranımda daha parlak, canlı ve daha farklı renklerde görünüyordu. Neden sizin baskınızda böyle oldu?”
M.ö.: Evet hep karşılaştığımız klasik bir şikayetten bahsettiniz. Bu şikayetin daha sonra oluşmaması için bizim ekranlarımızdan müşteriye baskıya yakın hallerini yani ekran provasını (Soft- Proof) gösteririz, ayrıca kullanılacak malzemeye prova baskısı yapar ve o basılmış haliyle onay isteriz. çünkü her zaman baskı ile ekran görüntüsü farklı olur. ?unu hiçbir zaman unutmamak gerek, sizlerin ekranda gördüğünüz RGB renkler, tonlar, parlaklık seviyeleri, baskıda her zaman farklı sonuçlar verir.

H.H.: Peki bir matbaaya fotoğraflarımızdan bir albüm bastırmışsak, ikinci albümü başka bir matbaaya bastırdığımızda farklı renkler ve tonlar ile karşılaşabilir miyiz?
M.ö.: Elbette, bir fotoğrafçının çalıştığı ve memnun olduğu bir baskı merkezini veya matbaayı değiştirmesi her zaman yeni bir baskıda farklı sonuçlar alınabileceği şüphesini de beraberinde getirmelidir. çünkü her matbaada kullanılan mürekkep, baskı makinesi, baskı ustası, ortamı, basılacak malzemesi farklıdır. Bu kadar çok değişken elbette çıkacak olan baskının da renklerinde, parlaklığında, tonlarında farklılıklar yaratması doğaldır.
H.H.: Sohbetimizin bu aşamasında aklımda olan 2 soru var, onları sormak istiyorum. İlki RIP nedir?
M.ö.: Tasarım süreci bittiğinde ve artık iş baskıya giderken sıkça duyduğumuz bir terimdir. Film çıkış cihazlarının film veya kalıp üzerinde tramları (noktaları)  oluşturabilmesi için gerekli olan yazılımdır.
Filmin üretildiği makine ile masaüstü yayıncılıkta kullandığımız cihazların birbirini tanımasına yarar.

 
 

H.H.: Peki matbaacılıkta kullanılan renkler ile ilgili neler söyleyebilirsin?
M.ö.: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi matbaacılıkta kullanılan 4 ana renk vardır: Cyan, Magenta, Yellow ve Black. Bu 4 ana mürekkep yarı saydam özelliğe sahip olduğundan birbiri üzerine basıldıklarında farklı renkler elde edilir.
Tabii ki bunlar ana renkler. Bir de pantone renkler diye adlandırdığımız ekstra renkler vardır. Bu renkler CMYK renklerin karışımıyla elde edilemeyecek renklerdir. Mürekkep üretici firmalar çeşitli özel mürekkepler kullanarak bu renkleri oluştururlar. Genellikle kurumsal firma logoları ve kullanılmak istenilen başlıklarda veya tasarımın zemin renginde kullanılır.

H.H.: Peki tram nedir?
M.ö.: Tram (nokta), basit bir anlatımla farklı büyüklükte noktaların bir araya gelmesiyle tonları (geçişleri) oluşturan noktalar topluluğuna denir. Fotoğrafımızın kalitesini etkiler ve renklerin ortaya çıkmasında rol oynar. Ofset baskı ile basılmış bir fotoğrafa lup ya da büyüteç ile bakıldığında bu noktaları görebiliriz. Tramların şekilleri, sıklıkları, açıları ve renk değerleri vardır. Grafik departmanı bu ayarlamaları basılacak kağıda göre belirler ve film çıkışa bu şekilde gönderir.

H.H.: Anlattıklarınız ve baskı makineleriniz arasında yaptığımız gezi sonrasında öğrendiklerimizi kısaca tekrarlamak istiyorum, bakalım doğru mu anlamışım? Görselleri de içeren grafik dosyası üzerinde önce grafik odasında sizin tarafınızdan gerekli tasarım yapılır ve müşteriden baskı onayı alınır. Bu noktaya kadar genelde hep bir Macintosh karşısındasınızdır ve başlangıçta RGB modunda size gelen görüntüyü CMYK moduna çevirerek işe başlarsınız. Bu arada grafik odanızdaki tüm bilgisayar ekranları ofset baskı makinelerinizle %90 uyumludur, bu şekilde kalibre edilmişlerdir. Grafik tasarım, tekst ve görseller karşılıklı karar verildikten sonra iş renk ayırım aşamasına gelir. Dört renk basılacak bir işte her renk için ayrı kalıp hazırlarsınız. Daha sonra bu kalıpları baskı makinesinin renk ünitelerine yerleştirir, o ünitelere kullanılacak mürekkepler ilave edilir ve baskıya geçersiniz. Bu noktada baskı ustasının ince ayarı devreye girer. Gerekli ayarları baskı ustası yapar ve üretime başlanır.
M.ö.: Evet bu şekilde özetlenebilir.

H.H.: Tamam, son olarak bir soru ile bitirmek istiyorum. Bizim sayısal fotoğraf makinelerimizde Color Mode (renk modu) altında sRGB ve AdobeRGB adlı iki seçenek var. Bu konuda bir küçük kafa karışıklığı var sanırım. Bazı kaynaklar: “fotoğrafınızı zaten sıklıkla  internette  kullanıyorsunuz, bu nedenle sRGB modunda çekin” derken, diğer kaynaklar: “fotoğrafı çektikten sonra muhakkak bir sayısal görüntü işleme programı kullanacaksınız, o halde AdobeRGB modunu kullanın” diyor. Bu konuda ofset baskı işinde senelerdir çalışan birisi olarak sen ne dersin?
M.ö.:  Evet haklısın, bu konuda sektörümüzde bilgi eksikliği ve kafa karışıklığı oldukça yüksek. Renk yönetimi başlı başına eğitim ve uzun araştırma isteyen bir konudur. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz: Fotoğraflarımızı baskı merkezlerinde çıkış alacaksak Adobe RGB renk profilini kullanabiliriz. Fotoğrafçılara biz bunu öneririz. Eğer internette ve görsel medyada kullanacaksak sRGB profilini kullanmak daha uygun olur. Tabii bizim kendi bastığımız malzemeye göre özel renk profillerimiz var. Biz bu ayarları kullanarak ekran ile kağıt arasındaki renkleri eşitliyoruz.

H.H.: Bize gösterdiğiniz bu sabır, matbaanın işlemesi hakkında verdiğiniz bu pratik bilgiler ve tesislerinizde yaptırdığınız gezi için teşekkür ederiz.
M.ö.: Ben teşekkür ederim.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here