Ana sayfa Makale Fotoğrafta Kompozisyon-2

Fotoğrafta Kompozisyon-2

0

Fotoğrafın “olmazsa olmaz” koşullarından biri olan düzenleme işlemi, konuyu görmek istediğiniz gibi izleyiciye aktarmanızı sağlar. Bazı basit önlemlerle etkileyici görüntüler oluşturabileceğinizi zaten biliyorsunuz. Ama insan zamanla bazı konuları unutabiliyor. Biz yine de hatırlatalım dedik. Yeni konu başlıklarımızla kompozisyon konusuna devam ediyoruz…
 

DERİNLİK

Temelde fotoğraf, eni ve boyu olan iki boyutlu bir malzemedir (Her ne kadar “artık üç boyutlu çekebilen fotoğraf makineleri de var” dediğinizi duyabiliyor olsam da, bunu henüz özel gözlükler ya da ekranlar aracılığıyla izleyebildiğimiz için çok da yaygın değiller). Herhangi birisi, deklanşöre bastığı anda (iyi ya da kötü) mutlaka iki boyutlu bir fotoğraf çekebilir. İki boyutlu fotoğrafımızda üçüncü boyut etkisi veren derinliği fotoğrafa katabilmek ise biraz daha zordur. Fotoğrafa baktığınız zaman kimi ögelerin yakında, kimilerinin ise daha uzakta olduğunu anlayabiliyorsak, bu fotoğrafta derinlik vardır. Işığın yönü, net alan derinliği ve perspektif gibi özelliklerin kontrol edilmesiyle fotoğrafa derinlik duygusu verilebilir. Bir tele objektifle çekilmiş, çok sınırlı bir net alan derinliğine sahip olan bir aslan fotoğrafı bize uzakta olma duygusu vererek derinliği sağlar (Fotoğraf:1-2). Oysa geniş açılı bir objektifle Kapalıçarşı içinde çekilmiş bir fotoğraf da, her iki yandaki dükkanların daralan perspektifi sayesinde bize uzaklaşma etkisi vererek derinliği vurgulayabilir. öte yandan yanal ışık altında çekilen bir elmanın da hacmini ve dolayısıyla fotoğraftaki derinliği algılayabiliriz. Birbirinden tamamen farklı yaklaşımlarla üçüncü boyutu fotoğrafınıza katabilirsiniz. Hangisini seçerseniz seçin, her fotoğrafınıza üçüncü boyutu katmaya çalışın.
 


Fotoğraf:1
 
 
Fotoğraf:2

özellikle fotoğrafa yeni başlayanların düştüğü temel bir yanlışı da burada açıklamakta yarar var. Yeni başlayanlar netsizliklerden fazla hoşlanmazlar ve fotoğrafta herşeyin ve her yerin net görünmesi için ellerinden geleni yaparlar. Elbette bu da öğrenmenin bir aşamasıdır, ama unutmayın ki iyi fotoğraf, her yeri net olan bir fotoğraf değildir! Hatta çoğu kez, her yeri net olan bir fotoğrafta derinlik duygusu algılanamadığı için iki boyuta hapsedilmiş oluruz ve bu nedenle fotoğraf eksik kalır. İyi fotoğrafçı, fotoğrafta üçüncü boyut duygusunu vermeye çalışandır. Bunu yanal ve yarı ters ışıklar kullanarak, perspektifi doğru (bazen de abartılı) kullanarak ya da net alan derinliğini sınırlı kullanarak (açık diyafram, uzun odaklı objektif, konuya yakınlaşma) başarmaya çalışırlar. Bu yöntemlerin tümünü kullanarak çok etkili bir duygusu sağlanabilir.

 

PERSPEKTİF

Perspektif, bize yakın olan objelerin büyük, uzak olan objelerin ise giderek daha küçük görünmesi etkisidir. Bu etki, uzaklığı algılamamızı sağlar. İki boyutlu her türlü görsel malzemede (mimari çizimler, grafik, resim, v.b.) üçüncü boyutu anlatmanın en etkili yoludur. Fotoğraf da benzer şekilde, uzaklığı ya da derinliği anlatabilmek için perspektiften yararlanır. özellikle geniş açılı objektiflerin perspektifi abartma etkisi, yani yakındakileri daha yakında, uzaktakileri ise daha uzakta gösterme yeteneği vardır. Bu etkiyi verimli kullanabilmek için geniş açılı objektif ile konuya (netliği kaybetmeden) iyice yaklaşılmalıdır. Böylece konunun boyu büyürken, arka plandaki nesneler küçülecektir (Fotoğraf:3-4).
 


Fotoğraf:3
 
 
Fotoğraf:4
 
Uzun odaklı objektiflerin ise derinlik ve perspektif konularında farklı etkileri vardır. Sınırlı alan derinliği etkisi vermeleri nedeniyle derinlik duygusunu etkili olarak verebilen uzun odaklı (tele) objektifler, perspektif etkiyi ortadan kaldırma yeteneğine de sahiptir. Yakındaki ve orta uzaklıktaki konularda derinlik etkisi rahatlıkla hissedilebilirken, çok uzaktaki konularda bu etki ortadan kalkar ve uzaktan çekilen görüntülerde, konu ile arka plan arasında sanki hiç bir uzaklık yokmuş gibi algılanır. Bu etkiye “perspektif yığılma” etkisi denir. örneğin tele objektifle çekilen bir gün batımı fotoğrafında, ufuk çizgisi üzerinde yer alan yapılar ile (aslında çok uzakta olan) güneş arasında hiç bir uzaklık yok gibidir.

 

DENGE/ORANLAR

Farklı renk ve parlaklık değerlerinin oluşturduğu kümelere “leke” denir. Mavi bir kapı önünde yaşlı bir adam portresi fotoğrafında, adamın yüzü geniş bir lekedir. Sonbaharda çekilmiş bir orman fotoğrafında, farklı tonlarda renklere sahip olan her bir ağaç küçük birer lekedir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama özetle; fotoğrafta yer alan her öge, aslında gözümüze çarpan birer lekedir. Bu lekelerin, bütün fotoğraf alanı içinde kapladıkları alan ile birbirlerine olan oranları önemlidir (Fotoğraf:5-6).
 


Fotoğraf:5
 
 
Fotoğraf:6
 
Bu konuda kesin değerler olmamakla birlikte, kabul gören yaklaşımlar şöyledir:
1) Asıl konu, genel çerçeve içinde çok küçük kalmamalıdır (Bazen, farklı bir renge sahip olan bir konu, leke değeri değil, renk değeri ile önem kazanabilir. Bu durumda lekenin boyutu önemli olmaktan çıkabilir).
2) Konunun (lekenin) yeri iyi seçilmelidir. Tam ortaya ya da kenarlara yerleştirmemeye özen göstermekte yarar vardır. Genel olarak “altın kesim” oranlarına sadık kalmak iyi sonuç verir.
3) Konuyu, bir tarafa daha yakın yerleştirmeyi düşünüyorsanız, fotoğrafın ağırlık merkezinin dengede kalabilmesi için ters yönde de lekelere yer vermenizde yarar vardır. Böylece, fotoğrafın genel dengesini korumuş olursunuz. Bazen radikal kadrajlar yaparak, dengeyi bilinçli olarak bozmak da mümkündür. Ancak bunu yapma nedeninizin de anlaşılması gerekir. Aksi halde büyük bir yanlış yapmış olduğunuz düşünülür.

 

BOŞLUKLAR

Fotoğraflarımızda zaman zaman boşluklara da yer vermemiz gerekir. üçgen çatılı bir ev, gökdelenler, minareler, kuleler ya da sivri formlu ağaçlar söz konusu olduğunda, fotoğrafın üst bölümünde, gözü rahatlatmak için biraz boşluk bırakılmalıdır. İç mekan çekimlerinde de, benzer şekilde grafik etkiler söz konusu olduğunda, gözün yönlendiği ya da sürüklendiği tarafta boşluklar bırakılmalıdır. Bu boşluklar, genellikle gökyüzü parçalarıdır; bazen de duvar, perde ya da orman dokusu gibi zeminler de olabilir. Boşluk olarak nitelediğimiz zeminler, olabildiğince doku içeren bölgeler olmalıdır (Fotoğraf:7). “Hiç bir doku içermeyen dümdüz beyaz bir duvar” ya da “bulutsuz ve açık mavi bir gökyüzü” ise çok uygun olmayan boşluklardır.

 


Fotoğraf:7
 
Benzer şekilde, insan ve hayvanların fotoğraflarında da, modelin bakış ve gidiş yönünde boşluk bırakılması gerekir. Bu tür fotoğraflarda, modelin bakış yönünde bırakılan boşluğun, ters yöndeki boşluktan daha fazla olması önemlidir. Bu konuda, kesin olarak “şu kadar boşluk bırakılmalıdır” denemez, ancak fotoğrafın genel dengesini bozmayacak bir uygulama yapılmalıdır.

 

FORM / BİçİM

Fotoğrafı çekilecek konunun dış hatlarının, yani formunun büyük önemi vardır. Bu formun rahat algılanabilir olması, belirginliğin sağlanması gerekir. Bir binayı fotoğraflamak için mimari özelliklerinin görülebileceği bir açıdan ve uygun ışık altında çekim yapılmalıdır. Binanın biçimi bu şekilde belirginleşebilir (Fotoğraf:8). Doğa fotoğrafı çekerken de, çeşitli yeryüzü parçalarını, formlarının en iyi görünebildiği (etkileyiciliklerinin en yüksek olduğu) noktadan görüntülememiz gerekir.
 


Fotoğraf:8
 
Ağaçları, çiçekleri, böcekleri görüntülerken de, yaprakların ve dalların konuyu kapatmasını engellemeli ve istenilen formu bütün yalınlığıyla ortaya çıkaracak bir çekim açısı bulmalısınız.

İnsan fotoğrafı (portre) çekerken ise, beden dilini iyi kullanmak gerekir. Bunun için parmakları, elleri, kolları, bacakları, hatta bedenin tümünü kullanarak modelinizin en etkileyici göründüğü durumu bulmaya çalışmalısınız. Bunu yaparken, (varsa) kusurları gizleyecek bir bakış açısı seçilmelidir. Ayrıca modelin burnu güzelse profilden yaklaşmak; elleri ilgi çekiciyse, ellerini ön plana alacak bir yaklaşım sergilemek yararlı olur.

 

DOKU

Konunun yüzeyinin belirginleştirilerek, bu yüzeyin fiziksel özelliklerinin algılanabilir hale getirilmesiyle fotografik doku öne çıkartılabilir. Genellikle yatay ışık kullanımıyla, konunun yüzeyindeki girinti ve çıkıntıların algılanması sağlanır. Her yüzeyin fotografik bir dokuya sahip olamayacağı unutulmamalıdır. Bazen tek bir objenin dokusu ilgimizi çekerken (örneğin bir ağaç yaprağı), bazen de çok sayıda objenin bir araya gelmesiyle oluşan topluluğun dokusu (örneğin bir koyun sürüsü) fotografik olabilir (Fotoğraf:9).
 


Fotoğraf:9
 
Dokunun ortaya çıkarılmasında bakış yüksekliğimiz ile birlikte, konuyu yalayan (konuya yatay yönde gelen) bir ışığın varlığı önemlidir. Eğer ışığın yönü uygun değilse ve bu durumu değiştiremiyorsak, bakış noktamızı değiştirerek ya da objeyi döndürerek dokunun belirginleşmesini sağlayabiliriz. Belirgin bir doku genellikle beraberinde ritmik bir yapılanmayı da getirir.

 

RİTM

Birbirini izleyen aynı nitelikteki lekelerin oluşturduğu yapıya ritmik yapı denir. Uygun bir bakış açısı seçilerek ritmin gücü arttırılabilir. Birbirini izleyen elektrik direkleri, aynı anda aynı şeyi yapan insanların oluşturduğu diziler ya da bir ağaç yaprağının yüzeyindeki damarlar ritmik yapılardır. Ritm duygusu, gözü bir uçtan diğerine sürüklediği için, fotoğraf çerçevesinin verimli bir şekilde kullanılmasını sağlar (Fotoğraf:10).
 


Fotoğraf:10
 
Ritmin sürekliliğinin böyle bir avantajı varken, ritmin bozulmasının da ilginç etkileri olabilir. Yanyana dizilmiş ilkokul öğrencilerinin oluşturduğu ritmin, aralarına öğretmenlerinin yerleşmesiyle nasıl kesintiye uğrayacağını düşünün. Ritmin kesildiği ya da bozulduğu nokta, kendiliğinden güçlü bir ilgi merkezi haline gelecektir. Dokunun olduğu hemen her fotoğrafta ritm duygusuna rastlamak mümkündür, ancak ritmik her fotoğrafın mutlaka doku içermesi gerekmez. Eşit aralıkla dizilmiş elektrik direkleri bunun tipik örneğidir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here