Ana sayfa Makale Foto Albüm köşesinde fotoğraflarınız yorumlanıyor…

Foto Albüm köşesinde fotoğraflarınız yorumlanıyor…

0

” Paris’te çektiğim Eyfel Kulesi fotoğrafım hakkında yorumlarınızı yazarsanız çok sevinirim.” Dilek ONAT

Dilek Onat Hanım”ın fotoğrafına bakınca öncelikle aklıma yatay kadraj ile dikey kadraj arasında her zaman içine düştüğümüz sorgulamalarımız ve tercih nedenlerimiz geldi. Neden bazı fotoları dikey, bazılarını da yatay çekeriz. Bu fotoğraftaki gibi yüksek yapıların fotoğraflarında ister istemez dikey kadraj çekmemiz gerektiğini biliriz, ancak özellikle portre fotoğrafı çekimlerinde çoğu kez gereksiz yere yatay kadrajda ısrar eder, dikey kadraj olması durumunda daha başarılı olabilecek bir görsel anlatımı elimizden kaçırırız. Bu fotoğraf aracılığıyla fotoğrafseverlere tavsiyem her kare için acaba dikey kadrajda daha güçlü bir anlatım yakalayabilir miyim sorusunu kendimize sormamızdır.

öncelikle, güzel bir dikey kadraj çalışması olan bu fotoğraf için Dilek Hanım”ı kutlamak gerek. Kulenin fotoğrafa sağ alt diagonalden girişi oldukça başarılı. Ancak kulenin en yüksek noktasının yine sağ tarafta kalması sanki fotoğrafın genel ağırlık merkezini sağa kaydırarak bir miktar denge sorunu yaratmış. Keşke kadrajın sağ altından başlayan akış yukarıda sol üste doğru bir noktada sonlansaydı (yani biraz daha sağa geçerek kulenin sadece bize bakan ön cephesini değil de, aynı zamanda sağ tarafa bakan cephesini de fotoğrafa dahil etseydik). Bu küçük eleştirinin ardından gelelim pozitif yanlarına. öncelikle netlik çok başarılı, f:8 diyafram seçilmiş, bu da gerekli alan derinliğini sağlamış. çekim yeri ve bakış açısının doğru seçimi sayesinde konumuzun lacivert gökyüzü fonuna taşınması ile sadelik sağlanmış ve oldukça başarılı bir fon – konu ilişkisine ulaşılmış. Genel anlamda bakıldığında,  renk yapısı, doğru ışık saatinin seçimi ve gerekli sadeliğin sağlanması ile başarılı bir çalışma, tebrikler Dilek Hanım.
 

 

 

Kıymetli görüş ve yorumlarımız için gönderdiğim fotoğraflarımı yorumlamanızı, olası hata veya uygulanması gereken ayar ile konuya yaklaşımın doğrularının izahını rica ederim. Şimdiden teşekkürler. Muhittin KUBAT
Muhittin Bey”den elimize ulaşan 2 adet doğa fotoğrafı üzerine düşüncelerimizi paylaşmadan evvel belki birkaç satır doğa fotoğrafı üzerine yazmakta fayda var. öncelikle doğa fotoğrafı ciddi anlamda ekipman gerektiren bir fotoğraf dalıdır. Kullanacağımız makine ve objektiflerin yanı sıra, tripod, kablo deklanşör, polarize filtre, reflektör, vb. bazı ek ekipmanlara da sık sık ihtiyaç duyarız. Doğanın o kusursuz güzelliğini bir fotoğrafsever olarak kusursuz bir şekilde fotoğraflamak bizler için önemlidir. Bu noktada mümkün olduğunca elde fotoğraf çekmek yerine tripod üzerinde çekmek, özellikle gün ışığının hakim olduğu saatlerde muhakkak objektifimizin önüne polarize filtre takmak, parmağımızla makine üzerindeki deklanşöre basmak yerine kablo deklanşör (yoksa self timer) kullanmak çekeceğimiz fotoğrafların teknik kalitesini daha üst düzeylere taşıyacaktır.

Bu küçük hatırlatmaların ardından Muhittin Bey”in ay fotoğrafı ile başlayalım. Fotoğrafa küçük ebatta baktığımızda netlik ile ilgili bir sorunun olmadığı izlenimine kapılıyoruz. Ancak CS3 ‘de %100 büyütmede fotoğrafı incelediğimizde hem bir bulanıklık hem de ay ile uzay arasında kırmızı bir renk saçılması gözükmekte. Camera Data  bilgilerine göz attığımızda 1/400 enstantane ile f:3,5 ve 125 ISO değeri ile fotoğrafın çekildiğini anlıyoruz. Muhittin Bey, muhtemelen elde çekmek durumunda olduğundan, fotoğrafı titretmemek için makinesinin en açık diyaframı olan f:3,5 değerini kullanmış, ayrıca 6,00-72mm”lik lensinin en son değeri olan 72mm odak uzaklığında çekmiş. Muhtemelen bu da yeterli olmadığı için ayrıca %400 dijital zoom kullanmış. Görüntüdeki o kırmızı renk sapmasının ve karanlık bölgelerdeki aşırı gürültünün nedeni sanırım bu % 400″lük dijital zoom uygulaması. ?unu unutmamamız önemli, optik zoom çektiğimiz fotoğrafın görüntüsünde bir bozulmaya neden olmaz, ama ne zaman dijital zoom kullanırsak, aslında çektiğimiz görüntünün içinden bir bölümü kesip alıyoruz demektir ki, bu da bize doğal olarak ortalama baskı boyutlarında bile (30*40 gibi) görüntü kalitesinden ödün vermek olarak yansıyacaktır. Bu noktada Muhittin Bey’e tavsiyem böyle zor ışık koşulları içeren fotoğraflarda mümkün olduğunca tripod kullanmaları, ISO”yu makinesinin elverdiği en düşük değerde tutarak biraz da alan derinliğini artırmak adına hiç olmazsa en açık diyaframdan 2 stop kısmaları ve dijital zoom’a en son çare olarak başvurmaları.
 

Muhittin Bey”in yaprak üzerindeki su damlası fotoğrafına gelince. Bu fotoğraf 200 ISO değerinde, 6mm odak uzaklığında (kendi makine değerlerine göre), f:3,2 diyaframda, 1/20 enstantane ile çekilmiş. Fotoğrafa yine küçük ebatta baktığımızda bir sorun gözükmemekte. Ancak % 100 büyüterek (ki büyük baskıda karşımıza çıkacak olan budur) baktığımızda yine oldukça yüksek bir gren yapısı ve gürültü ile karşılaşıyoruz. Elbette doğa fotoğraflarında ISO”yu yüksetmek son çare olmalı. ISO yükseldikçe bu sayımızda yer alan temel kavramlar ışığında dijital fotoğrafçılık yazı dizimizin ISO bölümünde de uzun uzun üzerinde durduğumuz gibi gürültü (noise) artar, özellikle de alan derinliği dışında kalan bölümlerde bu gürültü teknik olarak fotoğrafımıza oldukça zarar verir. Fotoğrafın kompozisyon kurgusunda ise birkaç küçük sorun var. öncelikle çok geniş çekmişiz. Yaprakların tümünü almamız gerekmezdi, zaten bu nedenle iki yaprağın üstte birleşim noktasında gereksiz ilgi çalan bir bölüm dahil olmuş. Ayrıca ilgi merkezimiz olan su damlacığı tam ortada fotoğrafı adeta ikiye ayırmak ister gibi bize bakmakta. Mümkün olduğunca altın oran kuralını hatırlamalı, ilgi merkezlerimizi tam ortaya yerleştirmektense altın noktalardan birine çekmeliyiz. Tabii bu kadar eleştirinin ardından şunu da eklemekte fayda var, bu su damlacığının farkına varabilmek ve onu fotoğraflamak adına emek sarf etmek Muhittin Bey”in fotoğrafı hissetme konusunda başarılı olduğunu bize kanıtlıyor. Bundan sonraki aşama ise fotoğraflamayı teknik olarak nasıl daha iyi yaparım üzerinde yoğunlaşmasıdır ki bu konuda da çok daha başarılı olacağına olan inancım sonsuz. çalışmalarınızda başarılar dilerim.
 

 

 

“Japonya’da çekiğim fotoğrafım hakkında düşündüklerinizi yazarsanız çok sevinirim.” Umut AKDEMİR
Uzak diyarlara gitmek, farklı coğrafyaları, oradaki yaşamı, kültürü, yaşayış şekillerini ve mimari eserleri fotoğraflamak elbette tüm fotoğraf severleri heyecanlandıran bir duygu olmalı. özellikle de kendi kültürünüzde, coğrafyanızda bulamayacağınız insan portreleri ile karşılaşmak, mimari yapı şekillerini incelemek ve bunları fotoğraflamak hepimizde vazgeçemediğimiz bir istek uyandırıyor değil mi? Elbette bu gezilerin “turistik gezi” hüviyetinden arındırılıp, fotoğraf üretilebilen bir karaktere dönüşmesini sağlamak bizlerin elinde. İki ayrı fotoğrafsever profili vardır diyebiliriz. Birinci kategoride gezmeyi seven ve gezerken aynı zamanda  fotoğraf çekenler yer alırken, diğerinde fotoğraf üretmeyi seven ve fotoğraf üretirken de gezebilenler bulunmakta. öncelikle hangi kategoride olduğumuz konusunda düşünmeli, yapacağımız gezinin ilgi merkezinin fotoğraf mı yoksa hava değişimi mi olduğuna kesin olarak karar vermeliyiz. Eğer “gezelim görelim eğlenelim, bu arada da nasıl olsa deklanşöre basar fotoğraf çekeriz” diyorsak zaten sorun yok. Ancak eğer ben bu geziye fotoğraf üretmek için gidiyorum diyorsak yerine getirmemiz gereken bazı temel koşullar var. Bunlardan kısaca  iki temel unsuru özetlemek gerekirse:

Gezi öncesi araştırma: Gideceğimiz mekanın tam olarak belli olmasının ardından o mekan hakkında ciddi bir araştırma yapmamız çok önemli. örnek olarak, ben Japonya’ya gideceğim ve fotoğraf çekeceğim diyorsak, öncelikle bazı önemli soruları kendimize sormalıyız: Hangi şehirlerine gitmeliyim? Nerelerdeki mimari eserler beni çekiyor? çok fazla yol kat ederek çok yer görüp fotoğrafa zaman ayıramadan mı tamamlayacağım gezimi, yoksa doğru noktaları önceden belirleyerek çalışarak gittiğim yerlerde fotoğrafa yoğunlaşmayı mı sağlayacağım? Bu gibi soruları artırmak olası. Bu noktada gezi öncesi araştırma gerçekten çok önem kazanıyor. Belki daha evvel o diyarlara gitmiş o bölgelerde fotoğraflar üretmiş hocalarımıza, büyüklerimize danışabilir, onların albümlerinden, web sitelerindeki fotoğraflarından veya mümkünse söyleşi ve gösterilerinde bire bir sohbetlerinden yararlanarak bilgimizi  arttırabiliriz.

Gezi esnasında planlama: Tüm geziyi o bölgenin o günlerdeki ışık durumuna göre planlamak bir diğer önemli ihtiyaçtır. Güneş ne zaman doğuyor, ne zaman batıyor, alacakaranlık mavisi ne zaman başlıyor ne kadar sürüyor, hangi mimari eseri sabah ışığında hangisini akşam ışığında çekmeliyim. Işığın sert olduğu öğlen saatlerinde çalışabileceğim iç mekanlar var mı veya bu saatlerde insan portreleri üzerinde yoğunlaşabileceğim alanlar mevcut mu? Yine bu soruları arttırmak olası. İyi bir fotoğraf gezisinin ön araştırması belki 6 ay sürebilir. Gerekli kaynaklara ulaşmak, o kültür hakkında önemli detayları yakalayabilmemize yardımcı olacak bir çalışma yapmak inanın bana en az bu süreyi kapsar. Masamızın üzerine yayacağımız haritalar, kaynaklardan elde ettiğimiz notlar, isimler, hatta o bölgenin lisanına yönelik çalışmalar. Hepsinin geziniz esnasında deklanşörünüze yardım edeceğini unutmamalı, bir araştırmacı titizliğiyle daha gitmeden yabancılığımızı azaltmaya çalışmalıyız. Aynı şekilde, gezimizin başladığı andan itibaren de hem o anda çektiğimiz fotoğraflara konsantre olmalı, hem de bir sonraki zaman diliminde nerede olmamız gerektiğine dair planlamamızı doğru yapmalıyız. İşte bu gezi disiplini bize doğru ışık saatinde doğru yerde olabilmemiz için imkanlar sağlar. İnsanlarla kolay iletişime geçebilmemiz  ve o bölgenin hem mimari yapısını hem de yaşayış şekillerini en yalın bir dil ile fotoğraflayabilmemize yardımcı olur. Sayın Umut Akdemir’in bizlerle paylaştığı fotoğrafına bir bakalım. Genel anlamda ilgi merkezinin kadraj içindeki yerleşimi ve su üzerinden bizlere ulaşan yansımasının hiç kesilmeden ve  leke dengesini sağlayan bir şekilde yerini alması oldukça başarılı bir kadraj kurgusu sağlamış. Muhtemelen doğru kullanılan polarize filtre yansımanın etkisini olumlu yönde artırmış. Hem ilgi merkezimizin hem de kadrajın sol  kısmında yer alan renkli bitkilerin fotoğrafın alt kısmında da devamı, kadrajda boş alanının kalmamasını ve bu sayede tüm fotoğraf karesinin etkili kullanımını getirmiş. Bununla birlikte sağ taraftan giren dallar biraz bu bütünlüğe zarar vermiş, onların  kaybedilmesi daha faydalı olurdu. Ancak genel hatları ile baktığımızda gerek ilgi merkezinin kadrajdaki büyüklüğü ve bulunduğu alan düşünüldüğünde, gerek renk konusunda, gerekse yansımanın kattığı etki hesaba katıldığında  başarılı bir fotoğraf olarak değerlendirebiliriz. Elinize sağlık Umut Bey, umarım gelecek gezilerinizde üreteceğiniz fotoğrafların başarısını daha da arttırarak güzel portfolyolara ulaşabilirsiniz.
 

 

 

Göndermiş olduğum fotoğraf yoruma değer bulunursa çok mutlu olurum. Saygılarımla. İsmet ERSOY

 
Leke ya da lekelerin dağılımı-dizilimi üzerine temellendirilmiş olan görüntüler sanat tarihinde özellikle ressamların üzerinde yıllarca emek verdiği bir uzun serüven içinde şekillenmiş, hayat bulmuş ve fotoğrafın icadının ardından optik kusurlar kullanılarak oluşturulan fotoğraflarda bir anlamda yaşamaya devam etmişlerdir. Elbette belki de öncelikle resimde can bulan “leke” kavramı üzerinde düşünmeli, yüzyıllarca ressamların anlatım dilinde bizlerle paylaştığı önemli resimlerdeki temel lekelerin, leke dizilimlerinin, leke dağılımlarının ve elbette leke dengelerinin analizleri yapılarak aynı duyarlılığı ve anlatım biçimini fotoğrafta nasıl uygulayabileceğimiz konusunda algılarımızı geliştirmeliyiz.

İyi bir fotoğrafçı olabilmek ve doğru bakış açılarına ulaşabilmek, aktarılmaya çalışılan görüntünün öncelikle doğru algılanmasından geçer. Fotoğrafik olarak algıladığımız bir ilgi merkezine yaklaşmak için öncelikle o merkezin etrafında bulunan diğer lekeler ile arasında var olan ya da olması gereken bağlantı belirlenmeli, mümkün olduğunca gereksiz tüm ayrıntılar, nesneler görüntüden ayıklanmalı sadece ilgi merkezinin ve onu destekleyen yardımcı öğelerin bir bütünlük oluşturulacak bir şekilde görüntüyü sağlamaları için gerekli olan o “kritik an” beklenmelidir. Elbette her fotoğrafın olmazsa olmaz koşulları olan gerekli ışık durumu, alan derinliğinin doğru kullanımı, netliğin doğru yerde ve gerektiği kadar olması gibi temel ihtiyaçların devamında, görüntüde yakalanabilecek olan “bütünlük” katmanı çektiğimiz fotoğrafın kalıcılığının sağlanması adına oldukça önemli bir rol oynamaktadır. 

Sn. İsmet Ersoy’un gönderdiği silüet fotoğrafına bu temel kavramlar altında baktığımızda neler söyleyebiliriz? öncelikle İsmet Bey poz değerlerinin doğru belirlenerek oldukça rahat algılanabilen bir silüet görüntüsü oluşturma konusunda başarılı olmuş gözüküyor. Işık doğru okunarak makinanın poz değerleri doğru seçilmiş, güneşin tam batıma geçtiği, etrafındaki saçılımlardan arınarak  doku kaybına neden olmadığı o önemli an yakalanmış. ön tarafta bulunan silüetlerin üzerinde gerçekleştirilen netlik ve sonsuza giderken oluşan kısıtlı alan derinliği sayesinde lekelerin gözümüz tarafından kolay algılanması sağlanmış. Teknik çekim gerekliliklerinin yerine getirilmesinde oldukça titiz davranılmış, belki biraz fazla “sharpness” verilerek keskinlik abartılmış ama sonuçta etkileyici bir kontrast sağlanmış düşüncesindeyim. Ancak fotoğrafın görsel “bütünlüğü” düşünüldüğünde, belki de güneşin batım anındaki o büyülü görüntünün kaçırılmaması endişesi ile üç ana lekenin arasındaki ilişkinin tam sağlanabileceği kritik an beklenememiş. En soldaki bize en yakın büyük leke gözümüzü fotoğrafın dışına atıyor, ortadaki leke bizi güneşe doğru yönlendirirken en sağdaki leke bizi ufuk çizgisinden gelen küçük tekne yönüne savuruyor. üç leke de farklı alanlara ilgimizin odaklanmasına neden oluyor. Fotoğrafın içinde nereye yoğunlaşacağımızı bilmeden bir sağa bir sola savruluyoruz. Fon için doğru olan zamanlama ile lekeler için doğru olan zamanlama birbiri ile çakışmadığı için gerekli bütünlük sağlanamıyor. Renk, netlik, alan derinliği, doğru ışık saati ve kullanımı gibi temel kavramlar düşünüldüğünde pek çok önemli doğruyu içeren ama ilgi bütünlüğünü sağlayamadığı için bir yanı eksik kalmış güzel bir fotoğraf diyorum. Elinize sağlık, sabırla bu tür kritik anların peşinde koşmanız dileğiyle.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here