Ana sayfa Makale Foto Albüm köşesinde fotoğraflarınız yorumlanıyor…

Foto Albüm köşesinde fotoğraflarınız yorumlanıyor…

0
İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK ) Temel Fotoğraf eğitimlerine devam ediyor. 50 yaşına ulaşmış olan İFSAK”ın temel fotoğraf eğitimini aldıktan sonra her dönem başlatılan temel eğitim proje çalışması kapsamında seçilen bir konu etrafında hem fotoğraf eğitimlerine devam eden, hem değişik sanat dallarından ve disiplinlerinden misafirler ağırlayan, hem de değişik eğitim fotoğraf çekim gezileriyle yeni fotoğraflar üreten 155. dönem proje çalışanlarından gelen bazı fotoğraflar üzerine konuşacağız bu sayıda. Proje danışmanı Şuayip özbek, ve danışman yardımcısı Ferdi Aşar şubat ayından beri kırkı aşkın proje katılımcısı ile “sokak” konusu etrafında fotoğraflar üretmekteler. Seçilen fotoğraflar belirli bir düzeye eriştiğinde çalışmalarını bir sergi ile fotoğrafseverlerle paylaşmayı planlayan proje katılımcıları yoğun bir katılımla İFSAK’ın onlara sunduğu olanaklarla oldukça disiplinli bir çalışma gerçekleştirmekteler. Bu noktada 50 yıldır fotoğraf ve sinema ile ilgili etkinlikler sunan ve hem fotoğrafın ve sinemanın üretimi hem de paylaşımı aşamasında imkanlar sağlayan İFSAK”a teşekkür etmek ve bu köklü dernek ile tanışmayı düşünenlerin pek çok bilgiyi edinebilecekleri www.ifsak.org.tr adresine muhakkak göz atmaları gerektiğini belirtmek istiyorum. Gelelim fotoğrafların yorumlarına:

çekmiş olduğum portre fotoğrafımı
yorumlarsanız çok sevinirim. Banu ESENTüRK

 

İlk fotoğrafımız Banu Esentürk’ün de belirttiği gibi bir portre çalışması. Işık ve gölgenin yaratıcısı ünvanı ile resim tarihinde haklı bir yer kaplayan Caravaggio’nun koyu (az ışıklı) fon ve önünde ışık alan konularıyla var olan resimlerini andıran bir fotoğraf bu. Bu seçim elbette çok farklı bir etki yaratıyor. İlgi merkezimizin ışık altında olması, fonun ise sadeleşmeyi sağlayacak derecede az ışık alması anlatımı daha vurucu bir hale getiriyor. Bu nedenle ışık kullanımı açısından başarılı bir çalışma. Teknik olarak baktığımızda 24m gibi geniş açıya yakın bir odak uzaklığı ile portre çalışmak elbette biraz tecrübe gerektiriyor. Bilindiği üzere geniş açı lensler bize yakın olan bölgeleri olduğundan büyük, bizden uzak olan bölgeleri ise olduğundan küçük gösterecek şekilde deformasyon yaparlar. Genelde portre çekimlerinde özellikle de kişinin yüzündeki deformasyon göze biraz ters gelir. Mesela bu fotoğrafta kulağın büyümesi bu deformasyonun bir sonucudur. O nedenle yüz hatlarını daha doğru anlatabilmek adına genelde 85mm ile 105mm arasındaki portre lensleri ile çalışılır. Ancak fotoğraf tarihinde pek çok önemli fotoğrafçı geniş açı lensleri portre çalışmalarında belirli bir proje etrafında kullanmışlardır.Burada sanırım önemli olan geniş açı lensin meydana getireceği sonuçları bilmek ona göre bu tür lensleri kullanmaktır.

Fotoğrafa geri dönersek, bakış açısı olarak biraz daha soldan bakabilseydik belki diğer gözünü de görebilirdik. Ayrıca bizimle göz teması sağladığı anı seçseydik gözlerindeki ifade ile fotoğrafımızın etkisini arttırabilirdik. Ama sonuçta, doğru pozlaması, koyu fon aydınlık konu seçimini içeren ışık kullanımı, doğru netlik ve sadeleştirilmiş kadraj ile bence başarılı bir çalışma, Banu Esentürk’ü tebrik etmek isterim.
 

 

 

Fotoğrafımı beğeninize sunuyor, yorumlarınızı bekliyorum.
Engin SEZER

 
Engin Sezer’in makro çalışmasına bir göz atalım. öncelikle yakın çekim fotoğrafı gerçekten çok titizlik gerektiren, teknik anlamda çok dikkatli olunması gereken bir fotoğraf türü. Yapılacak en ufak bir hata, sonuca ciddi anlamda yansıyabiliyor. Fotoğrafı çekerken olacak en küçük titreme, çektiğimiz konunun rüzgarla hareketi, üzerindeki ışığın azlığı ve bizim makine ayarlarımız sonuç fotoğrafa çok ciddi yansımakta. Bu fotoğrafı teknik olarak ele alalım. öncelikle Engin arkadaşımız doğru bir iş yapmış ve makinasındaki en düşük ISO değeri olan 100 ISO”yu seçmiş. çünkü makro fotoğrafta genelde alan derinliği sınırlı olur, bu da yüksek ISO değerlerinde gürültüyü arttırır. Makro fotoğrafta teknik kusursuzluk önemlidir bu nedenle bu tür fotoğrafa ilgi duyan arkadaşlarımızın hem gerekli ekipmanı edinmeleri, hem de bunları çok doğru bir şekilde kullanmaları gerekir. Ortamdaki ışık gereği, objektifini maksimum açıklığına kadar açtığı halde 1/8 gibi uzun sayılabilecek bir pozlama süresi ile karşı karşıyayız. Bu da konumuzun üzerinde sınırlı ışık olduğunu bize anlatıyor. Bir yandan ışık gölge zıtlığının yaratabileceği parçalı yapının olmaması adına bu bir avantajken, diğer tarafta uzun pozlama değerinin küçük titrermeleri ve yaprak hareketlerini bile netsizliğe dönüştürmesi ve netsiz alanlarda gürültü oluşumu nedeniyle bir dezavantaj olmakta. Bu tür makro çalışmalarda çok kararlı bir tripod üzerinde makinemizi kullanmamız ve mümkünse kablo deklanşör veya makinemizin üzerindeki deklanşöre basmadan, uzaktan kumanda ile fotoğrafı çekmemiz teknik anlamda bize çok daha net fotoğraflar sağlayacaktır. Gelelim kompozisyon kurgusuna. öncelikle renk seçimi oldukça başarılı. Kırmızı bir ilgi merkezini yeşil sade bir fon içinde anlatmak ilgi merkezimizin etkili bir şekilde kendini göstermesini sağlıyor. Eleştiri olarak kadrajın sağ tarafını kaplayan ilgi merkezinin haricindeki diğer kırmızı liflerin kadrajın bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorum. Keşke onlar dışarıda bırakılsaydı ya da fotoğraf, onları da yeşil yapraklarla kuşatacak şekilde biraz daha geriden çekilseydi. Alan derinliği konusunda da biraz sıkıntı var, çok sınırlı bir alan derinliği başarılabilmiş. Biraz daha geniş bir alanın net alan içinde yer alması, göze daha rahat bir algı şansı sağlardı diye düşünüyorum. özellikle makro fotoğraf çalışırken, fotoğraf makinelerimizin ön kısmında genelde objektifin yanında bulıunan alan derinliği kontrol düğmesinin aktif olarak kullanılması alan derinlği belirleme anlamında çok büyük yararlar sağlar, tavsiye ederim. Engin Bey, makro fotoğraf konusunda çalışmanızı tavsiye ediyorum, çok keyifli bir dünyadır, zorlukları aştıkça çok daha da güzel karelere ulaşabileceğinize eminim.
 

 

 

Bir fotoğraf gezisi sırasında çekmiş olduğum fotoğrafımı yorumlarsanız çok sevinirim. Maral DELDA
 
Maral Delda’nın fotoğrafına bakalım. Genelde fonun sokak olduğu karelerde çekim noktasını sokağın bir cephesini daha yoğun olarak anlatabileceğimiz şekilde, sağ ya da sol tarafta seçmeliyiz. Sokağın ortasına yakın bir yerde durup her iki cepheyi de anlatıma katmaya çalışırsak fotoğraf genelleşir, fazla katman içermeye ve böylece anlatımı zayıflamaya başlar.

Fotoğraf çekerken öncelikli düşüncemiz mümkün olduğunca az nesne ile anlatımı sağlamaktır. Sadeleşme olmadan konu dağalır, anlatılmak istenen etkişizleşir ve vurgu hafifler. Bu noktada fotoğrafı çekmeden evvel kadrajımızın içinde yer alan tüm nesnelere dikkatli bakmalı, benim anlatımıma katkıları var mı, burada olmaları fayda mı zarar mı getiriyor diye kendimize sormalıyız.

Bu fotoğrafın bana gelen orjinal haline biraz crop uyguladım ve bu şekile getirdim. Sokağın diğer yüzünde yer alan nesneleri ve sokağın sonunda kadraja çok da katkı sağlamayan top oynayan çocukları ve arabaları kadraj dışı bıraktım. Güçlü bir ışıkla ilgi merkezi haline gelmiş olan iki kız çocuğunun, önlerindeki kedinin ve arkadaki mekanı daha iyi anlatabilmemizi sağlayan el arabasının etrafında bir kadraj kurguladım. Bu elbette ki benim seçimim.

Ama genelde fotoğrafta sadeleşme adına bu tür radikal seçimleri yapmak zorunda kalabiliyoruz. Fotoğrafın teknik değerlerine bakarsak şunları görüyoruz. Az ışıklı bir ortamda elle çekebilmek adına en açık diyafram ve 160 ISO değeri kullanılmış ve 1/100 enstantane değerine ulaşılmış.
Mantıklı bir seçim. Genelde sokak , yaşam, insan fotoğraflarında tripod kullanımı gerçekten zor, bu nedenle açık diyafram ve biraz yüksek ISO değerleri kullanmak, elde çekim yaparken titrermelerin önüne geçmek adına doğru bir yaklaşım bence de.

Bu tür yaşam fotoğraflarında önemli olan kompozisyonu iyi kurgulamak, çekim noktasını yüksekliğini ve açısını iyi ayarlamak. Maral Delda’ya tavsiyem biraz daha sadeleşmeye önem vermesi ve aynı karede çok fazla nesne kullanmaması. Az ışıklı bir sokakta böyle ilgi merkezinin üzerine ışık düştüğü anı yakalaması ise oldukça başarılı, tebrikler..
 

 

 

Fotoğrafımla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
Utku üNAL
Utku ünal’ın fotoğrafına bakalım. öncelikle Utku Bey’in yaptığı seçim gibi yatay kadraj üzerine mi kurulmalı, yoksa dikey kadraj denenerek bizi bu fotoğrafı çekmeye iten güzel kapının üst kısmındaki kavis anlatıma dahil mi edilmeli? Ben kesinlikle bu fotoğrafta dikey kadrajın seçilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu şekilde yatay çekildiğinde bizi fotoğrafı çekmeye iten o güzel fon yarım kalacaktır. Bir diğer önemli konu ışık kullanımı. Kapının ardından bize kapıyı açan ve kadrajda bizimle göz teması kuran ve hem anlatım, hem de kadrajdaki büyüklüğü nedeniyle ilgi merkezi haline gelen mankenimizin tamamen loş ortamda kalması bunun yanında ileride kadrajımıza hiçbir katkı sağlamayan boş alanda, pencereden gelen ışığın da etkisiyle fazla aydınlığın oluşması ışık kullanımında bazı yanlış seçimler yaptığımızı gösteriyor. Olabilir, kapının açıldığı alanda az ışık vardır, ama o zaman tüm kadraja hakim olan aynı ışık sisteminin erişilebileceği şekilde kadraj ayarlanmalıdır. Her zaman sadece ilgi merkeziniz üzerine ışık düşmez, ama siz çekim açınızı ve yerinizi ayarlayarak fondaki ışık durumunun da aynı mertebede olacağı bir kurgu planlayabilirsiniz. Burada önemli olan bizim fotoğrafçı olarak ortamdaki ışığın farkında oluşumuz ve kadraj kurgumuzu ona göre planlamamız. En azından biraz daha aşağıdan çekerek, mankenimizin kafasını arkada çok aydınlık olan bölgeye taşıyarak, o bölgenin görüntüden çıkarılmasını sağlayabilirdik.

Bir diğer tavsiyem de bu kadar güzel bir kapı bulmuşken o kapının mümkün olduğunca anlatıma katkı sağlayacağı şekilde kadrajın içinde kapladığı alanı artırmak olacaktır. Utku Bey, fotoğrafın oluşabileceği alanı hissediyorsunuz kompozisyon kurgunuza ve ışık kullanımına biraz daha dikkat ederseniz çok daha etkili fotoğraflara ulaşacaksınız buna eminim.
 

 

 

Nisan 2009″da Mardin Midyat’ta çektigim fotoğrafı değerlendirebilirseniz sevinirim. Dilara BAŞKURT
 
Dilara Hanım’ın Mardin”de çektiği fotoğrafa bir bakalım. öncelikle ışık saati olarak doğru bir zaman seçilmiş. Gördüğümüz üzere gölgeler uzamış, yani akşam ışığı kullanılmış. Bu, hem mevsim itibariyle hem de akşam saatinde çekilmiş olması itibariyle lezzetli bir ışıkta çekilmiş bir fotoğraf karesi sağlamış. Mardin’de çekim yapmak için en güzel zaman dilimi bence Nisan sonu en geç mayıs başıdır. Daha sonra ışık iyice sertleşir ve aynı zamanda genel manzara fotoğrafları için her yer kuruyup sarı renge bürüneceği ve ovaların yeşilliği kaybolacağı için ancak monokrom fotoğraflar elde edilebilir. Bu nedenle mevsim ve ışık saati seçimi için Dilara Hanım”ı kutlamak gerek. İkinci pozitif seçim, bunca uzun gölgeleri de kadraja dahil edebilmek adına yukarıdan bakış sağlayacak bir bakış açısı seçilmesi. Kadraj içindeki çocukların uzun gölgeleri ve lezzetli akşam ışığı güzel bir görüntü oluşturmuş. Bir tavsiye olarak; madem bize poz veren 4 tane çocuk var, belki onların bir oyun oynaması beklenebilir (veya kurgulanabilir) ve onlar oyun oynarken bir fotoğraf çekilebilirdi. Böylesi bir kare buradaki poz verme halinden çok, yaşama dair bir anlatım sağlardı düşüncesindeyim. Bu tür durumlarda bence fotoğrafçı bir yönetmen gibi kafasında canlanan kareyi kurgulamalı ve bunu oluşturmak için çaba sağlamalı. Bizimle bu kareyi paylaştığı için Dilara Başkurt Hanım”a teşekkürler.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here