Ana sayfa Donanım Fender’deki Rus Rüzgarı:YURİ ŞİŞKOV

Fender’deki Rus Rüzgarı:YURİ ŞİŞKOV

0

Bu sayıda, sizleri tanıştırmak istediğim (en azından tanımayanlara) çok büyük bir gitar yapımcısı var; Yuri Şişkov (Yuriy Shiskov). Kendisi işçiliği, ortaya koyduğu muhteşem gitarlarıyla takdirleri toplayan ve Fender”in en önemli usta gitar yapımcılarından birisi.

Herkese tekrar merhaba. Köşemin ikinci sayısına hoş geldiniz. Tanışma faslımızı geçen sayıda gerçekleştirmiştik. Nisan sayısında tanışamadıklarımız için ise kısa bir ön bilgi verelim; Gitarizm, “Gitar” adı verilen muhteşem ve tuhaf şeyi hayatının merkezinde bir yerlerde tutan, GAS içinde kıvranan, daima “bir sonraki” gitarın hayalini kuran, 60 stratı olsa 61.”yi arzulayan, “sayısaldan para çıksa Plexi mi, Soldano mu alırdım acaba” sorgusunu yaşayan, “S.Duncan SSL 2 mi, Fralin Split Blade mi taksam köprüye” diye kararsız kalan, “CTS, Orange Drop, Vitamin Q, Treble Bleed, Greasebucket, Tune o Matic, Full Shred, Humbucker, Dunlop 6105, Tele, Callaham” gibi normal insanlar için bir hiç olan, tuhaf kelimelerin anlamlı olduğu, herhangi bir sahnede, istediği veya kendi evinde vs. aldığı tonu alamayınca anasına sövülmüş gibi gocunan, bir arkadaşı “Abi sahnem var, senin Jem”i bir geceliğine verir misin” diye gitarı ödünç istediğinde, soruyu “Sevdiceğini bir geceliğine yollasana bana” gibi deforme algılayabilen ve gitar söz konusu olduğunda çevresince az biraz sıyrık kabul edilen (veya edilmeyen) arkadaşların kendilerinden bir şeyler bulacakları bir köşecik.

 

 

Gitar ve alakalı konularla ilgili olarak bana yazmak isterseniz facebook sayfamdan veya doğrudan aşağıdaki e-posta adresimden ulaşabilirsiniz. Teknik konularla alakalı olarak www.gitarpedal.net forumumuza da faydalı katılımınızı veya sorularınızı bekleriz.
 
Şimdi gelelim Fender”in en önemli usta gitar yapımcılarından biri olan YURİ ŞİŞKOV’a…
 
özellikle bazı Tele ve Stratlar’a getirdiği yorumlar gerçekten de her türlü övgüye şayan olduğunu düşündüğüm Yuri Usta ile sizler için özel bir röportaj yaptık ve bildiğim kadarıyla da ülkemizde bir ilki gerçekleştirmiş olduk. Bunu da belirtelim, bu da Sound farkı olsun. Ustamın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği”nin sıkı ortamından Yankee diyarına olan serüveni, gitar konusundaki yaklaşımı ve samimi cevapları umuyorum sizin için de esin verici olur. Yakın gelecekte ise elektrik gitar manyetikleri konusunda bolca özel röportaj barındıran bir yazı dizisine başlamayı planlıyorum, bu konuda sorularınız olursa köşede bahsedilmesini istediğiniz, mesaj kutum açık.

 

 

Sound: Merhabalar Sayın Şişkov. Sizinle böyle bir röportaj için bir araya gelmek büyük bir onur. Şu an Gitarizm Köşesindeyiz. öncelikle, hakkınızdaki bazı genel sorularımla başlamak istiyorum. Bize biraz kendinizden ve gitara, gitar yapımına ve Fender ile olan bağınızın başlangıcından bahsedebilir misiniz?

Yuri Şiskov: Her şey Sovyetler Birliğinde başladı. Yaklaşık 12 yaşımda gitar çalmaya başladım ve uzun yıllar cidden çok zayıf yapıma sahip Sovyet çalgıları ile çaldım. Bunlar hem yapısal olarak, hem de estetik açıdan kötü gitarlardı ve tüm müzisyenler aynı derdin ızdırabını çekiyordu, elbette çok çok paranız olup da “gerçek” batı veya Japon yapımı bir çalgı satın almadıkça durum böyleydi. Benim için böyle bir seçenek yoktu ve 1986 yılında ilk elektrik gitarımı yapmaya karar verdim.

Elektrikli el cihazlarının, gerçek malzemelerin ve parçaların hiçbiri olmaksızın, o dönem pek popüler olan elektrik gitarlardan esinlenerek yaptım bu ilk gitarımı. Bu tam bir başarıydı. Arkadaşlarım gitarımı ilk gördükleri anda hem onlardan hem de diğer birçok müzisyenden “siparişler” almaya başladım. Binamızın çatı katında çok ufak bir atölye kurdum ve gerçekten “underground” olarak bu işi yapmaya başladım. Her şey ama her şey elle, elektrikli cihazların yokluğunda yapılıyordu, gövdeler, saplar, gitar donanımları, manyetikler ve diğer parçalar…

Bu iş 1990’a kadar böylelikle sürdü ve o ara Amerika’ya taşındım. Amerika’ya taşındıktan çok kısa bir süre sonra Illinois’deki Washburn Gitarları’nda iş buldum. On yıl kadar bir süre sanatçılar, büyük fuarlar, prototip gitarlar ve bazı restorasyonlar yaptım.

O dönem, Fender’in efsanesi ve tüm türler arasındaki büyük popülaritesi hakkındaki bilgim biraz sınırlıydı. Fender gitarları hakkındaki “ufkum” ve bilgim 2000 yılında, Fender özel üretim atölyesinin (Custom Shop) yeni gitar yapım ustaları aradığını duyunca ciddi oranda arttı. Mike Eldred ile temasa geçtim ve beni Corona’ya davet edip bana Fender’in gerçekte ne olduğunu gösterdi. Fabrikadaki üretim sahasını, özel üretim atölyesini gezdik beraber ve akabinde izlenimim çok muazzamdı. Hayat değiştiren bir deneyimdi, özellikle de Mike bana usta yapımcılık (Master Builder) işi teklif ettiği anda…

 

 

S: Lutiye olmanın ardındaki hikayeyi bizimle paylaşabilir misin? Bu konuda hiç eğitim aldım mı?

Y.S: Gitar yapımı konusunda hiçbir “akademik” eğitimim yok. Sovyetler Birliği’nde bu konuda hiçbir okul, kurs vs. yoktu. Dahası mezun olduğunuzda, devlet kontrolü olmadan ticaret yapabileceğiniz hiçbir bölüm yoktu. Ayrıca unutmamak lazım ki orada komünist sistem söz konusuydu ve özel teşebbüsler yasal değildi ve kanuni cezası da söz konusuydu.

Ustalık ve cihaz kullanımı konusunda bilgi sahibi olmak o dönemin zorlu Sovyet hayat tarzından kaynaklanan bir olaydı, hatta çocuklar için bile geçerliydi bu durum. Sıklıkla, çocuklar oyuncaklarla oynamazdan önce kendi oyuncaklarını kendileri yapmak durumunda kalırlardı. Bildiğimiz mutfak bıçakları ile suda oynamak için kayıklar yapardık ve ağaç ustalığı durumu alaylılıktır. Sovyet okulları da bize birçok cihazın kullanımı konusunda eğitim veriyordu ki mezuniyet sonrasında Sovyet fabrikalarında “Komünizm için Savaşmaya” hazır olabilelim.

S: Kendi yaptığınız gitarlar arasında en sevdikleriniz, en çok gurur duyduklarınız hangileridir?

Y.S: Yaptıklarımdan birini seçmek hakikatten çok zor. Hem yapı itibariyle birbirlerinden çok farklılar, hem de duygusal açıdan…Ciddi olarak karmaşık gitarlar yaptım ve “önem” faktörü çok yüksek olan gitarlar da… Bu tür doğalarına göre sınıflandırma yapabilirsin. “özel insanlar” için yapılanlar altın, elmas ve diğer bazı değerli taşlarla yapılmış olanlardan daha farklı bir değere sahip oluyor. çoğuyla gurur duyabilir veya herhangi birisini favori gitarım olarak seçebilirim. Ancak içlerinden sadece birisi hayatımı tümden değiştirdiği ve kaderimi belirlediği için ayrıdır. O da S.S.C.B.’de iken yaptığım ilk gitarım. Bu çalgı olmaksızın asla bir gitar yapımcısı olamaz, şu an sahip olduğum hayata sahip olamazdım.

 

 

S: Peki en sevdiğiniz, takdir ettiğiniz lutiyeler kimler?

Y.S: Rusya’daki gitar yapım tecrübelerim ağaç işleri ve ustalığı ile ilgili ciddi bir irfan kazandırdı bana. Batı dünyası ile karşılaştırıldığında oldukça ilkel ve sınırlı cihazlara/imkanlara rağmen, oradaki çatı katımda öğrendiğim, hatta cilaladığım şey temelde aynı ağaç işleme teknikleri ve kuralları idi. Maalesef, karmaşık gitar yapıları, tonal ve ağaç farkları bazındaki farklar konusunda derinlemesine bilgi sahibi değildim. S.S.C.B’de tüm bu tür bilgiler çok uç idi.

Amerika’ya geldikten sonra bu konularda bulabildiğim, edinebildiğim, ulaşabildiğim her şeye ümitsizce edinmeye çalıştım. “Amerikan Lutiyeler Derneği” (GOAL) ve “Amerikan Telli çalgılar Zanaatkarları Birliği”‘ne (ASIA) üye oldum. Gitar yapım felsefemdeki değişiklikler, karmaşık gitar yapımına duyduğum ilgi, beni bombeli gövdeli caz gitarları dünyasına yönlendirdi. Bu muhteşem çalgıları yapmaya başladım ve esin kaynağım ise Jimmy D’Aquisto’ydu. Onunla olabildiğince çok çalışarak, onun vizyonundan ve bombeli gövdeli gitar tasarımlarından faydalanmaya çalıştım ve bu süreçte onun gitar yapımı konusunda çağımızın Stradivarius’u olduğunu düşünüyorum. Caz gitarlarının, katı gövdeli elektrik gitarlardan derinlemesine farklı olduğundan, bu işlerden öğrendiğim/edindiğim ustalık ve disiplinin sınırı yoktu ve her tür gitar yapımında da uygulanabilirdi.

S: Gitar yapımında hangi tür ağaçları tercih ediyorsunuz?

Y.S: Pek çok durumda bunu müşteri tercihleri belirleyici oluyor. Bir elektrik gitar için “standart” malzeme kızılağaç (alder) veya dişbudak (ash) olur. Sap için de akçaağaç (kelebek/maple). özel yapımlara geldiğimizde ise yelpazenin bir sınırı yok gibi. Her tür egzotik malzeme kullanılır; Alevli koa, bubinga, her çeşit figüre sahip kırmızı ağaç (redwood) veya Claro cevizi, zibra ve tomo dişbudağı… Tek sınır yapısal özellikler ve gitar yapımına olan uyumluluk ve elbetteki hayal gücü. özel yapım atölyesinde sürekli yaptığımız şey bu işte.

 

 

 


S: Bugüne kadarki en zor gitar projesi hangisiydi?

Y.S: “Zor” projeler olmasa işim muhtemelen hiç ilginç olmazdı. Gerçi ben onlara zor demiyorum, “karmaşık” demek daha uygun geliyor. Zor olan projenin kendisi değil de teslim süresi gibi gitar yapımı dışında kalan faktörler oluyor genelde. Yine de tüm diğer ustalar gibi ben de bazı karmaşık veya zor projelerle yüzleşmek zorunda kaldım elbette. Bu tür meydan okumalarla her karşılaşmam, aynı zamanda işimin parçasıydı. Bu kötü mü, değil, bilakis iyi. Her zaman olumlu bir şeyler katıyor insana, böylelikle sürekli yeni şeyler öğreniyorsunuz ve uzmanlığınızı farklı alanlarda da geliştirebiliyorsunuz.

Şanslıyım ki bu projelerin hepsi çok ilginç ve sıra dışı projelerdi. Geçen yıl, örneğin, Mike Eldred benden Keith Urban için kırık aynalardan oluşan bir önyüze sahip bir gitar yapmamı istedi. Gitar, karmaşık ve zor idi. Netice ise Fender için yaptığım en ilginç gitarlardan birisi oldu. Bana düşünmek için, gitarın  tümden sıradışı özel yapısı gibi bir çok malzeme verdi. İşte işimi bu yüzden çok seviyorum.

S: Ton ve sound açısından bir elektrik gitar için en önemli parametreler nelerdir sence?

Y.S: Bu soruyu basitçe yanıtlayabilseydim kendimi şanslı sayardım. Maalesef sound değişiminde rol oynayan çok fazla etmen söz konusu ve sadece bir ikisinden bahsetmek imkansız.

Gövde için hangi ağacı kullandığını çok iyi irdeleyip, sonrasında ona göre manyetik seçmek lazım. Aynı tür manyetikler, örneğin dişbudak üzerinde kızılağaçtan çok çok farklı gelir. Tuşe ağacı, köprü ve cila değişimleri ile oynadığınızda ses karışımına farklı karakterler getirmiş olursunuz. Dahası kişiden kişiye değişiklik gösteren ton tercih faktörünü de asla göz ardı etmemeniz lazım. Sizin için “iyi” olan, “falanca” gibi kulağa gelen bir ton, bende tam tersi etki yapabiliyor.

Gitarı yaparken tonunun nasıl olacağını tam anlamıyla bilemiyoruz. Ancak, malzeme ve gitar parçaları faktörleri bazında, tonal aralık (sıcak veya ince gibi) açısından öngörüde bulunabiliyoruz. Az önce de belirttiğim gibi tek bir kritik faktör olmadığından  önemli olanın farklı muhteviyatların karışımları…

 

 

 
S: Hiç, yaygın olmayan veya denenmemiş bir ağacı veya bir malzemeyi kullandığın bir proje oldu mu? Hani yolda yürürken görebileceğin bir meşe bloğunu “hey, bunu deneyebilirim” demek gibi…

Y.S: Söz konusu ağaç olunca en düz olanlardan egzotik olanlara dek her türlü şeyi deniyoruz. Daha önce söylediğim gibi gitar yapımında bir sınır yok. Diğer malzemeler açısından her zaman açık kapı var. Ancak kendi projelerimde sadece tuşe işlemelerinde söz konusu olabiliyor bu tür bir yaklaşım. Tuşe işlemesi projelerimde, bugüne dek, çok çeşitli mineraller ve metaller kullanıldı. Gitarın kendisi için farklı bir şey kullanmaya gelince, bu konuda oldukça muhafazakarım. Ahşabın, gitar yapımında kullanılabilecek, zaman içinde rüştünü ispatlamış en güzel malzeme olduğunu düşünüyorum, her ne kadar etrafta çeşitli deneysel projeler olsa bile. Muhtemelen asla mermerden veya bakırdan filan gitar yapmazdım…

S: Gitar tasarımı ve yapımı açısından özel bazı yaklaşımlarınız var mı?

Y.S: Her gitar yapımcısının, kendine göre bazı yaklaşımları ve esinlenimleri vardır. Benim açımdan, sıklıkla eski zırh yapım ustalarının işçiliklerinden esinlendiğimi söyleyebilirim. Antik olarak dekore edilmiş bir zırha bakarsan, silah işçiliği açısından ne kadar ileri bir sanat seviyesine çıkarıldığını görebilirsin. Silahlar üzerine yapılan şeylerin pek de “şairane” veya “sanatla alakalı” sayılmayabilir. Daha ziyade ava veya savaşa giderken kullanılacak şeyler…

Ancak eski demirci ustaları bunlara sadece savaşta hedefini vurmaktan farklı amaçlar ve sahip olmak için değişik nedenler de kazandırmışlar. Bir silah tüm işlevsel ve yapısal özelliklerine kavuştuktan sonra silah ustaları onları kendi içlerinden gelenleri de katarak, çok karmaşık işlemelerle dekore etmeye başlamışlar. Bu da ince ustalığın mantıksal ilerlemesi olmuş. Dahası ileri yeteneklerinin ve kesinliklerinin ifadesi halini almış. Sıklıkla kendi gitarlarımda da aynı türden bir yaklaşım içinde oluyorum. öte yandan insanın ellerinden çıkan gitarlar, silahlarla kıyaslandığında çok daha romantik ürünler ve çalgılarımı işlemeler ve diğer tür süslerle dekore etmeyi çok seviyorum. Bir çalgıyı alıp, onu çok daha farklı bir sanatsal seviyeye çıkarmayı çok heyecan verici buluyorum. Bunu yapmaya bayılıyorum!

 

 

S: Lutiye olmak isteyen veya lutiyelik ile ilgilenen insanlara ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Y.S: S.S.C.B’de ilk gitarlarımdan birisini yaparken gövdesini yerde/zeminde yapıyordum. İskarpela ile gövde oyukları üzerinde çalışırken, gövde altında yumuşak bir destek olmasının bir hata olduğunu anlamıştım. Maalesef alttaki yumuşak destek çok kötü bir destek olmuştu. Sap oyuğunun dibi iskarpelanın kenarından çöktü. Gerçek bir felaketti. Sadece ve sadece el aletleri ile uğraşılmış olan günlerin sonunda bu olmuştu. El emeğim, gövdenin kendisiyle birlikte bir anda harcanmış gitmişti. Bu en kötü kabusumdu ve her şeyi bırakmanın arifesindeydim. Her şeye yeniden başlamam gerektiği gerçeğini kabul edemiyordum.

Bu olay niyetimin ve kendimi adamamın gerçek bir sınavıydı. Elbette gerçeklerle yüzleştim, bu bana iyi bir ders oldu ve gövdeyi baştan yapabilirdim, tekrar meydan okumaya hazırdım. Yaptığım da bu oldu zaten.

Gitarımı bitirdim ve bir daha ne kadar zor olursa olsun hiçbir zaman ne pes ettim, ne de bir sorundan yılıp işi bıraktım. İşte benim, gerçekten de gitar yapımcısı olmak isteyenlere tavsiyem budur; Asla pes etmemek! Kendinizi adayın ve yaratıcı olun.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here