Ana sayfa Donanım Evim Güzel Evim!

Evim Güzel Evim!

0
Müzik yapımı, kaydı ve mixi için ev stüdyosu kurmak hem zor, zahmetli ve dikkatli olunması gereken, hem de teknolojinin gelişmesiyle bir o kadar da kolaylaşmış bir olay oldu artık. İşte tam da burada, gereksiz masraf yapmamak için kurulacak olan stüdyonun hangi amaca hizmet edeceğini iyi belirlemek gerek.

çoğunlukla karşılaştığım durum, bir enstrümanist arkadaşımızın, evinin rahatlığında aranjmanlarını yapmak ve çaldığı enstrümanı güzelce kaydedebilmek istemesi oluyor. Tabii bu durumda gitarist/bass gitarist  (ben bu gruba dahilim) veya piyanist (klavye bazlı enstrümanist de diyebiliriz) arkadaşlarımız çok avantajlı. Bir harici veya dahili, gecikmesiz ( yani ASIO veya CoreAudio sürücülü, zero latency tabir ettiğimiz) ses kartı, bir MIDI klavye ve bir çift duyumu düzgün (illa ki referans hoparlörü şart değildir bu durumda) veya yine eli yüzü düzgün bir kulaklık ve son olarak tabii ki sizi yarı yolda bırakmayacak konfigürasyona sahip bir adet bilgisayar ile bu amacınıza ulaşabilirsiniz ki bu güzide dergimizin sayfalarında yukarıda bahsi geçen aletlerin envai çeşidi ile ilgili bilgilere her ay ulaşıyorsunuz.

 

Fakat amaç eğer bu müzik dünyasının mutfağına bir yerlerden girmek, sound denilen bu fasiliteye ulaşmanın yollarını aramak ve sonuç olarak kayıt ve mix yapmak ise işler biraz değişiyor. Bu durumda şu iki kavramı da ayırmak gerekiyor: Kayıt ve mix. Bu iki kavrama edit işlemini de katabiliriz (ki bu başlı başına bir sanattır) ama onun için günümüzde bir bilgisayar ve edit programı yeterli olduğundan biz yine baştaki ikiliye geri dönelim.

Kayıt ve miks
Kaydedeceğiniz enstrümanı sessiz bir şekilde hapsedebiliyorsanız, yani mesela elektro gitar kaydedeceksiniz ve elinizde hem bir preamp hem de bir kabin simulatörü (mesela bunların ikisine de sahip olan bir Line6 POD veya muadillerinden biri) var diyelim. O zaman işiniz biraz daha rahat. Fakat mikrofon ile ses kaydı almak hem zor hem de özel bir durum ve dolayısıyla özel, izole bir yapıya ihtiyacınız olacaktır, çünkü kayıt alırken komşuları rahatsız etmemek kadar (ve hatta daha fazla) mikrofonun kayıt alanına başka bir dış sesin girmemesi de çok önem kazanıyor.
 
Ve işte esas konumuz: aranjmanımızı yaptık, izole bir kayıt stüdyosu bulduk ve kaydımızı da aldık, hatta uğraştık editini de yaptık ve artık şu sound/mix işine bir giriş yapmak istiyoruz. Duyduğumuz şeye etki eden bir çok katman var: dijital-analog çevirici, kablolar, elektrik tesisatı… Ama en çok etki, sesin çıkış yaptığı hoparlörler ve bu sesi kulağımıza taşıyan havanın bulunduğu odadır. Veya şöyle diyelim bu iki parametre diğerlerinden önceliklidir.

Hangi  hoparlörü seçmeli?
Hoparlörler ayrı bir dünya. Hi-fi”yı var, referansı var, üç yollusu var, iki yollusu var, 6 inç olanı var, 8 inç olanı var ve herhalde yüzlerce, binlerce üretici firma var. ?imdi seçenek bu kadar fazla iken ve biz evde nacizane stüdyomuzu kurmak istiyorken hangisini seçeceğiz?  Eğer amacımız mix ise, evet, seçeneğimiz referans hoparlörleri olmalı, çünkü detay bizim için önemli ve duyabildiğimiz tüm frekans aralığına da aynı davranmasını istiyoruz hoparlörlerin. Fakat bu, hi-fi bir çift hoparlörde mix yapamayız anlamına gelmez. Burada püf noktası, birlikte mix yapmayı amaçladığımız sistemi iyi tanımaktır arkadaşlar, yani ister referans olsun ister hi-fi olsun, hoparlörleri tanımanız ve onlara alışmanız gerekli. Bu da ancak onlarla geçireceğiniz zamana bağlı bir durum. Elinizdeki hoparlörler ne olursa olsun, onlarla çokça müzik dinlemenizi, sonra da aynı müzikleri başka yerlerde başka hoparlörlerde dinlemenizi ve daha sonra evinize gelip aynı müzikleri tekrar dinlemenizi tavsiye ederim. Bu süreç size kendi hoparlörlerinizi tanımak adına çok yararlı olacaktır. Ama tekrar edelim, detaylar konusunda referans hoparlörleri çok daha doğru bir duyum verecektir.

 

Hoparlör konumu
Oda konusuna geçmeden önce, hoparlörlerinizin size göre konumları da önemli. Kafa hizzanızda ve bir köşesinde kafanız olmak üzere bir eşkenar üçgen kurmanız yararınıza olacaktır. Tabii hoparlörlerin tipleri ile bu eşkanar üçgenin boyutları da değişkenlik gösterebilir ama şimdilik elinizde bir çift yakın dinleme hoparlörü olduğunu düşünelim. Bu durumda hoparlörlerin size olan uzaklığını, kollarınızı kırmadan parmaklarınız höparlörlere neredeyse değecek şekilde veya bundan 10 cm kadar daha fazla bir uzaklıkta tutmak yeterli olacaktır.

Oda ve akustik
Odaya profesyönel bir akustik düzenleme yapmak en doğru çözümse de bu her zaman yapabileceğimiz bir durum olmadığından biz odamızın duyumunu kendi yöntemlerimizle düzeltmeye çalışmaya başlayabiliriz. Odadaki çıplak duvarlar ne kadar çok olursa, duyumunuz o kadar bozulacağından, koltuklar, kanepeler, camsız kütüphaneler ve yine kitap veya benzeri eşyalarla dolu raflar bizim dostumuz olacaktır. Bu raf ve kütüphaneleri hoparlörlerin hizasında sağ ve sol taraflarındaki duvarlarda tutmanız.ve hoparlörlerin tam karşısına da bir kanepe ve onun da üstünde kalan duvara yine kitaplık tarzı bir mobilya yerleştirmeniz en azından sesin ilk dönüşlerini biraz olsun dağıtabilir. Burada da püf noktamız, ses dalgalarının duvarlardan sekip, üstüste binerek yarattığı etkiyi azaltmaya çalışmak olacaktır. Klasik olsa da ideal bir çözüm olan halıdan vazgeçmeyin. Tavan ise biraz yorucu olabilir ama işe yarayan kolay bir çözüm: tavanı göz hesabı parselleyip, kadife veya benzeri bir kumaşı parsellenmiş bölgeler kadar kesip, dört köşesinden, gergin olmayacak şekilde, bölge bölge asmak olacaktır. Bu da tavandan dönüşü bir nebze azaltacak ve paralel dağılım yerine dalgaların gelişi güzel dağılmasını sağlayacaktır.

Tabii bu çözümler sizi mükemmel bir duyum noktasına getirmez ama en azından eldeki imkanları doğru kullanmak, kulağımızı eğitmek açısından önemlidir. Unutmayalım ki ev stüdyosu, birşeylere başlangıç stüdyosudur. Tabii ki profesyonel noktalara getirilebilir ama en önemlisi, bir yere ve hoparlörimize alışmamız ve ortamımızın artılarını-eksilerini iyi bilmemiz olacaktır.
 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here