Ana sayfa Donanım Elektronik Çalgıların Tarihçesi

Elektronik Çalgıların Tarihçesi

0

 
ülkemizde elektroakustik müziğin en önemli temsilcilerinden besteci ve öğretim görevlisi Dr. Mehmet Can özer, elektronik çalgıların tarihçesini kaleme aldı.
1400″lü yıllarda “Hurdy-Gurdy” adlı, taşınabilir org benzeri çalgı (çalışma ilkesi benzerliği yönünden) Batı Avrupa”da gündemdeydi. Bu çalgının 12. yüzyıldan itibaren çeşitleri gündeme geldiyse de halk tarafından kullanımı 14-15. yüzyıllara dayanır. 
 
İki sayı boyunca devam edecek olan bu yazı dizimizde elektronik çalgıların tarihçesine göz atacağız. ilk bölümde tarihin gölgesinde kalan otomatik çalgılara, ikinci bölümde ise 19 yüzyıldaki gelişmelere, elektrik ve etkilerine değineceğiz…  İlk durağımız M.ö. 285-222 yılları… İskenderiye’li mucit Ktesibios, ilk icatlarını, babasının berber dükkânında kullanması için yapmıştı. Hava ve su gücüyle çalışan saat, org, pompa gibi pek çok icadı vardı. İlk tuşlu çalgı olan “Hidraulis”i tasarladı. Su orgu anlamındaki çalgı, akıntının borularda oluşturduğu hava basıncının kullanımıyla ses çıkartıyordu. (Blok flüt”ün çalışma ilkesini anımsayın. Gereken hava boruların altından akan suyun ayarlanabilir hava basıncıyla sağlanıyordu) Bu çalgıyı, dönemin Bizans ve Roma uygarlıklarında halk eğlencelerinde kullanıldığı ve çılgın Roma imparatoru Nero”nun da kullandığı rivayet edilir. 8 ve 9. yüzyıllarda Avrupa”da yeniden ortaya çıkan bu alet günümüzdeki kilise orgunun atasıdır. Eserleri Romalı mimar Vitrivius tarafından anlatılmış ve uygulanmıştır.

 

  Aeolian Arp

Bilinen en eski otomatik çalgı milattan önce 2–3. yüzyıla aittir. Bu çalgı eski Yunan Mitolojisindeki rüzgâr tanrısı Aeolus”un adıyla anılan “Aeolian Arp”ıdır. (Eolyan okunur) Rüzgâr ile temas edince seçimsiz melodiler çıkaran bu mistik çalgının çalışma ilkeleri birçok mimari yapıda özellikle kiliselerde, fısıldayan ya da şarkı söyleyen kayalar adıyla da uygulanmıştır. Günümüzde evlere asılan tahta ya da metal çubuklar da bu çalgının bir türevidir.  En önemli şey, çevremizdeki sesleri “alıcı gözle” dinlemektir. Bu, bize müziğimizi yaparken kullanabileceğimiz türlü malzemeyi de sunar. Rüzgârın işlettiği başka neler olabilir acaba? Bunların kaydedilmesi ve tınısal malzeme olarak kullanılması ya da sadece bu seslerin kendisini müzik olarak kabul etmemiz ve dinlememiz sizce olası mıdır?

Eğer bu güne kadar yapmadıysanız lütfen bir kez olsun ağaçların, taşların ve rüzgârın olduğu bir yerde uygun bir yere oturup oradaki müziği dinleyin. Ayrıntılar size çok farklı bir dünyanın kapısını açabilir. Bestecilik tüm seslere karşı daha duyarlı ve eşit davranmakla başlar.

 

 

Tarihte otomatik çalgılarla ilgili yazılan ilk yazı…

Eski Yunan”da zirveye erişen bilimsel gelişmelerin Bizans saraylarında parıltısı gittikçe azalırken Bağdat’ta Abbasi Halifeleri çevresinde meşalenin tekrar alevlendiği gözlenir. Benu Musa kardeşler Abbasi Halifesi Memun (M.S. 813–833) ve onu izleyen halifeler zamanında matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi.

 
 

 

  Kardeşlerden Ahmed’in teknolojiye ilgisi Kitab-el Hiyal adlı bir eserin yazılmasına neden olmuş olmalıdır. (M.S. 850) ülkemizde, Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi’nde bulunan bu eserde sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir körük ve bir kaldırma düzeninden söz edilmektedir. 
Cisim, su ve hava etkisiyle oluşturulan “harika düzenler” ya da “harika otomatlar” bilimine islam Dünyası”nda “ilm al alat al ruhaniyet” (pnömatik aletler ilmi) ya da kısaca “ilm al hiyal” (harika düzenler ilmi) adı verilmektedir.Akfani’nin tanımına göre pnömatik aletler ilmi, boşluğun bulunmaması prensibine dayanan bir takım aletlerin nasıl imal edileceğini konu edinen bir ilimdir. Amaç, ölçülü kaplar, sifonlar ve diğer elemanlardan oluşan bu düzenleri oluştururken zihni eğitmektir. Bazı Batılı kaynaklara göre ise, yaptığı kendiliğinden çalan org tasarımı nedeniyle, tarihte otomatik çalgılarla ilgili yazılan ilk yazı budur.

 

Hurdy-Gurdy
1400″lü yıllarda “Hurdy-Gurdy” adlı, taşınabilir org benzeri çalgı (çalışma ilkesi benzerliği yönünden) Batı Avrupa”da dolanıyordu. Bu çalgının 12. yüzyıldan itibaren çeşitleri gündeme geldiyse de halk tarafından kullanımı 14–15. yüzyıllara dayanır. 
 
 
  Bu aslında telli bir çalgıdır. Diğer yaylı çalgılardaki gibi yay ile çalınması ve parmakla telin boyunu ayarlayarak sesin dikliğini değiştirmek yerine bir el kolu çevirerek ses çıkartır (aslında gerekli enerjiyi sağlar), diğeri ise tuşlara basarak telin boyunu kısaltır. Tulum ve gaydada olduğu gibi bir kök ses de melodinin altında seslenir. Diğer çalgıların aksine sabit olan bu ses parça başlamadan değiştirilerek eşlik edilen şarkıcı ya da çalgıcıya uyum sağlanabilir.

 “Hurdy- Gurdy” adının tam olarak nereden geldiği bilinmemekle birlikte ingilizce büyük gürültü anlamına gelen “hurly-burly” çıkardığı sesle koşutluk gösterdiğinden akla yatkındır. Fransa”da ise tekerlekli fiddle (keman benzeri bir çeşit yaylı çalgı) “vielle a roué” denmektedir.
Hurdy-Gurdy ve yakın çekim tekerlek düzeneği. Kolu çevirdikçe bağlı olan tekerlek telleri titreştiriyor, tuşlara bağlı olan tahtalar da telin boyunu kısaltmak suretiyle sesi tizleştiriyor.

Yine bu yıllarda su ile çalışan kilise orglarının yerine mekanik olarak işleyenleri inşa edilmeye başlandı. Unutulmamalıdır ki, bilim dalların her biri, sonradan bambaşka dallara yol açacak kadar bilgi ve deneyim birikimine sahip olmaktadır. Yani, her teknolojik gelişim, bir sonrakine yol açmıştır ve öncelini ya da o öncelin yorumunu içinde barındırır.

 Müzik kuramı üzerine yapılan çalışmalar da hızla yürümektedir o dönemde. italyan besteci ve kuramcı Don Nicola Vincentino (1511–1572) “Archicembalo”yu icat etmiştir. Bu klavsen benzeri çalgı,  6 klavyesi ile sekizliyi 31″e bölerek, çeyrek ve daha küçük aralıkların seslendirilmesine olanak sağlıyordu.

Duysal bilim tarihçemizde de adını andığımız Cizvit Papazı Athanasius Kircher, bilim ve simya arasında kalmış bir şahsiyetti. Bilimsel yazılarındaki yanlışlıklar, kanaatimce çok geniş olan hayal gücünün etkisinden sıyrılamadan ve nesnel olamadan yaptığı hevesli çalışmalarından kaynaklanmaktadır. 1650″de yayınlanan “Musurgia Universalis”  kitabında su ile çalışan otomatik orglarının çizimleri mevcuttur. 

 

Kircher” e göre, bu büyük org üç sıra boru ile hareket eden figürlere, dört sesli ilahilerle (Hymn) eşlik edebilen bir çalgıydı. Resmin sol üst köşesinde görülen üç demirci, söylenene göre onların yanından geçerken, çekiç seslerinden aralıkları ve aralarındaki ilişkiyi keşfeden Pisagor”a ithaf edilmiştir. 

Bu tasarımın bir başka ilginç yanı ise sesleri ve sürelerini bir şekilde sayılara çevirerek bunların oluşturabileceği birleşimleri daha sonra kullanılabilecek şekilde saklamasıydı, tıpkı günümüz bilgisayarlarının ve ses birleştireçlerinin yaptığı gibi.

1627 yılında ingiliz filozof ve yazar Francis Bacon “Yeni Atlantis” adlı, ülkü (ideal) toplumuna ilişkin yokistan (utopia) denemesini yayınlamıştır. ?öyle der; ” Bununla beraber ses evlerimiz var, tüm sesleri deneyebildiğimiz, uygulayabildiğimiz ve üretebildiğimiz.

 

 

Sizde olmayan armonilerimiz (harmonies) var, çeyrek sesler ve ondan daha küçüklerini barındıran. Sizdeki hepsinden daha şirin ve farklı müzik aletlerimiz var, ziller ve çanlardan oluşan zarif ve tatlı çalgılar. Kısık ve alçak sesleri gür ve derin bir şekilde sunabiliyoruz, gür sesleri de zayıflatıp keskinleştirebildiğimiz gibi. Titreyen ve çağıldayan sesler yaparız, kendi başlarına ve bütün olarak. Canavarların, kuşların seslerini, harfleri ve dikliklerini taklit edip eklemleyerek yeniden yaparız. Duysal sorunlara karşı kesin çözümlerimiz vardır. Bununla beraber garip ve yapay yankılarımız, sesi defalarca yansıtan ve havaya atan, bazısı sesi olduğundan daha gür veren, kimi daha keskin, kimi daha derin. Ayrıca sesi uzak mesafelere taşımak için borularımız ve taşıyıcılarımız var…”

 

 

Henüz bilgisayar teknolojisiyle tanışmamış kişiler için bu söylenenlerin değeri pek anlaşılmasa da, yaklaşık 400 yıl önce böylesi bir öngörü gerçekten insan zihninin neler düşünebileceğinin kanıtıdır. Günümüz ses teknolojileri bütün bunları ve söylendiği şekilde yapmaktadır.

Blaise Pascal (1623–1662) olağanüstü matematik yeteneğini daha 13 yaşındayken öklid”in 32. önerimini ispatlamış ve Dekart geometrisindeki bir hatayı keşfetmişti. Bu zekâsını, babasına hesaplarında yardım etmesi için icat ettiği “pascalin” adlı buluşunda da kullanarak, tarihteki ilk hesap makinesini yapmıştır.

 

17 ve 18. yüzyıllar arasında yine birtakım otomatik düzenek ve çalgılar gündeme geliyordu. Su ile çalışan ve sesler çıkartan “nouvelle”, 18. yüzyılın ortalarında görülen mekanik, şakıyan kuşlar ve fıçı orgları revaçtaydı. Bu yıllar aynı zamanda endüstri devriminin tohumlarının atıldığı ve yavaşça filizlendiği dönemdir. En büyük ilgi mekanik bilgi işleme makinelerindedir. 1761″de ise Fransız mucit Abbe Delaborde “elektrikli klavsen”i icat etmiştir.,

 

Aynı yıl, Benjamin Franklin, ingiltere ve Fransa”daki politik temasları sırasında katıldığı konserlerin birinde kristal kadeh çalan birini izler. Aslında Gluck”tan beri bilinen bir olaydır bu, belki de cam kadar eski… Amerika”ya döndüğünde bu çok etkileyici sesi daha da geliştirmek için çalışmalarına başlar. Ortaya, “muhteşem-gizemli” uyuma sahip anlamında italyanca “Harmonia” kelimesi ile cam-bardak anlamlı “glass” kelimeleriyle tanımladığı “Glass Harmonica” çıkar. 18. yüzyıl dünyasında oldukça meşhur olan bu çalgı daha sonraları ortadan kaybolur. 1982″de Gerhard Finkenbeiner tarafından yeniden yapılan bu ilginç çalgının sesinin insanlar üzerinde takıntı, nevroz, sinir bozukluğuna neden olma gibi olumsuz psikolojik etkileri saptanmıştır.

 

 
Bu çalgının nasıl çalıştığını daha iyi anlamak için cam kadehe (tercihen kristal) su doldurun. Ardından parmağınızı ıslatarak kadehin etrafında düzgün hareketlerle gezdirin. Sesi duyuyor musunuz? Daha sonra su seviyesini değiştirerek aynı hareketi tekrarlayın. Ses perdesinde ne gibi bir değişim oldu?

 

 

 

18. yüzyılın son çeyreğinde, metronomun mucidi ve Beethoven”ın arkadaşı Maelzel, tuşlu bir çalgı olan “Panharmonicon”u icat etti. Beethoven”ın bu çalgı için olmakla birlikte, başka otomatik çalgılar (org ve saatler) için de eserleri mevcuttur.

İlk çıktığı yer Hollanda (1652) olan, kurulduğu kasabanın refah ve düzenini de temsil eden “Carillon” (karilyon), çeşitli ebatlarda diklikleri sabit çanlardan oluşan bir çalgıdır.

En az 23 tane çan barındıran bu çalgının seslendirilmesi bir klavye yardımıyla olur. Dünyanın en büyük carillion”u New York ?ehrinde bulunan Riverside kilisesinin 72 çandan oluşan çalgısıdır. Bu alet 5 tam sekizli barındırır. En büyük çanı aynı zamanda dünyanın dikliği belirli en büyük çanıdır. (3.5 metre ve 20 ton). Tiz sesleri elle, kalın sesleri ise genelde ayakla idare edebilecek bir mekanizma geliştirilmiştir. Sebebi çanların büyüklüğüdür.

 

önümüzdeki ay, teknolojik gelişmelerin hız kazandığı 19. yüzyılla, elektrik ve etkileriyle devam edeceğiz.  ilk önemli adımımız da isviçre Neuchatel”de telgraf fabrikasının müdürü Hipps’in 1867″de “Elektromekanik Piyano”yu icat etmesi olacak.  

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here