Ana sayfa Makale Elektroakustik Müzik Hakkında Düşünceler

Elektroakustik Müzik Hakkında Düşünceler

0

Elektroakustik müzik tam olarak neyin nesidir?” dediğinizi duyar gibi oluyoruz. 12 yıldır bu alanda alanında eserler veren Dr. Mehmet Can özer, sizler için yazdı

Elektroakustik, elektronik ya da bilgisayarlı müzik kavramları bizlerde ne çağrıştırıyor?
 

Günümüz müzik dinleyicisinin “elektronik” müzik başlığı altında edindiği bilgi, bundan 20 yıl öncesinde elektronik müzik olarak tabir edilen türle koşutluk gösteriyor mu? Daha ileri giderek şunu da sorabiliriz, elektroakustik müzik yeni bir müzik türü müdür, çağdaş batı müziğinin ulaştığı son nokta mıdır, yoksa besteciler için yeni bir yordam mıdır? Bütün bunlar nereden çıkmıştır? Tatminsiz çalgı yapımcıları neden yeni çalgılar geliştirmiştir? Hatta “ne gerek var bu müziğe”? Soruların sayısı arttırılabilir, cevap çabalarının da. Burada sözlük anlamı oluşturmaktan ziyade, kavramı betimlemeye gayret edeceğiz. öncelikle, “elektronik müzik” kavramı aslında elektroakustik müzik kavramıyla aynı şeydir. O halde neden elektronik müziği kullanmıyoruz? Dilimizin Batı”dan gelme bir başka kavrama mı ihtiyacı vardır yoksa daha havalı ve elit bir kelime olması bakımından mı kullanımı uygun görülmüştür? İleride bunların çözümü için, çeşitli görüşleri inceleyeceğiz.

 

 

  Elektronik müzik dedik, şimdi bunu tanımlayalım. Herhangi bir kelime + müzik dediğimizde (örneğin caz, klasik, “halk” ya da sanat müziği), müziğin nasıl yapıldığına dair bir ipucu ediniriz, tarihsel süreçte neler olduğuna dair pek çok veriyi bir araya toplarız, “kimler yapar bu müziği, nereden çıkmıştır, kullanılan çalgılar nelerdir” gibi. Bu durumda, bizimki de bir çeşit müzik ve onu belirleyen elektronik ya da elektroakustik (?) olması. O zaman aklımıza bir elektrik prizi getirelim. Bu prize bağlanabilen çalgılar için bestelediğimiz müziğe elektronik müzik mi diyoruz? Böyle ise, bir elektro-bağlamacı ve müziği (Sincan Havaları), bütün elektrogitar kullanılan müzikler, klasik müzik bestecilerinin eserlerini ses birleştireçleri (synthesizer) ile yeniden yorumlayanlar, DJ”lerin insanları dans ettirmek için ürettiği müzikler, yine bu yeni elektronik çalgılarla yapılan, budunsal(etnik)
 

motiflere (Kitaro) ya da “uzay ortamına” atıfta bulunan (Jean Michelle Jarre) “new age” bestecileri ve giderek daha çok teknoloji kullanan pop müzikçiler, sadece elektriğe bağlanabilen aygıtları kullandıkları için doğrudan bizim şeridimize girmiş oluyorlar.
 

Yukarıda sayılan müzik türleri ne kadar elektroniktir? Orkestra eserinde, cazda ya da herhangi bir tür müzikte kullanılabilecek bir elektronik çalgı (vibrafon, ses sentezleyici ya da elektrogitar) yapılan müziğin genetik yapısını değiştirmez, sadece farklı bir renk katar, sonuç yeni bir müzik türü değildir.

İlhan Mimaroğlu”nun “gelişeduran teknolojiye karşı çürüyeduran kültür” ifadesi, aslında kafaları karıştıran en önemli nedendir. öyleyse herhangi bir çalgının elektrikle çalışması, onun kullanıldığı müziği elektronikleştirmeye yetmez diyebiliriz.

Günümüzde pek çok popüler müzik türünün bu sınıfa dâhil edilmesi, ne yazık ki elektroakustik müziğin yeterince yayılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Modern sanat yapıtının çıkışı, dayanak noktası ve arayışlar, bizim daha tutarlı bir yolda yürümemizi, müzik sanatının geldiği noktayı daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

 

 

Aslında sorunun temelinde, günümüzde “sanat” kavramına biçilen rol yatar. Biraz daha Açalım: Batı ya da Doğu dünyasında müzik, dinsel amaçların ve dünya görüşünün kullanımındaydı. Batı”da dinleyicinin (izleyicinin) edilgen bir biçimde, sanat yapıtıyla dışarıdan bir seyirci olarak ilişkisi söz konusuydu. Bilinçlendirmeden yönlendirme (manipulation) önceleri kilisenin politikasıyken zamanla toplumsal yaşamın kuralı haline gelmişti. Doğu”da ise durum taban tabana zıttı. Sanat toplumdan kopuk ve yalnızca bir kesim için değildi. Aksine içinde yaşanan, muhatabını etken olarak işin içine sokan ve devingen bir dünya bilinciyle ortaya konan yapıtlardı. Resim sanatından örnek verebiliriz. İslam Sanatı”nda minyatür, satıh (yüzey) sanatıdır, yani öncelikle resmin sadece resim olduğu bilinci vardır.

Batı”da ise yüzey artık yoktur. Derinlik, ışık-gölge kullanımları, resmin karşısındaki gözlerin gördüğü, bir noktadan bakılarak anlaşılabileceği inancıyla ortaya konmuş yapıtların içeriğidir. Temelde bu zıtlık, Batı”nın Aristo”cu durağan varlık görüşüne karşı, Doğu”da varlığın devingen bir süreç olarak, noktasal değil de her şeyi kapsayan ve sonsuz mekânda bütünüyle görülecek şekilde algılanmasında yatar. Bu yaklaşım farklılıklarının Batılı sanatçılar tarafından anlaşılması, modern sanatın doğmasına yol açtığı için çok önemlidir.

Picasso, devinimi kavrayan ve yapıtlarına uygulayan sanatçılardan biridir. “Arlésienne” adlı eserinde üç farklı yönden kadın yüzünü birleştirmiştir. Kandinsy”nin çalışmalarını da ancak içine girerek ve oradaki hareketle beraber yaşayarak algılayabiliriz, bir noktadan bakarak değil.

 

 

  Avantgarde sanat akımlarının 20. yüzyıl itibariyle başlattığı bu hareket ve gelişim süreci tüm sanatlarda halktan kopuşu da beraberinde getirmiştir. Artık ressamlar başka ressamlar için, besteciler başka besteciler için üretmektedirler. Sanayi devrimi, üretim, hız ve tüketim yeni hayatın anahtar kelimeleri olmuştur. öte yandan dünya düzeni değişmektedir. Kapitalizm, SSCB”nin çöküşü sonrası, küreselleşme adı altında emperyalist idealleri doğrultusunda kendini adeta insan kanıyla beslemektedir. Kapitalist ve küresel düzende ise özgün sanata yer yoktur. Sanatsal üretimin geçerliliği, onun “ne kadar” ettiğiyle doğru orantılıdır, metalaştırılması ve pazarlanabilir olması gereken özelliklerdendir.
 

Ve artık para her şeyden önce gelmektedir. İşte tam bu noktada, neden pek çok farklı müzik türünün bütününe elektronik müzik olarak adlandırıldığı ve bizim elektroakustik kelimesini önerdiğimiz anlaşılmaya başlanmıştır. Tarih boyunca besteciler, yeni tınılara ve çalgılara rağbet etmişlerdir. Batı”da olup bitenin özeti olmazsa da, çevresel etkenler ve çalgıların özellikleri için yazılan müziklerin, evirilerek günümüze kadar geldiğini söyleyebiliriz. Ortamın yankılanma süresi, çalgıların fiziksel özellikleri ve bütün bunlara özel olarak müzik yazmak tınısal arayışları körüklemiştir.

örneğin, koro için yazılan bir parça, koroyu oluşturan elemanların özellikleri göz önünde tutularak yazılır. Ses renkleri, ses alanları, hangi partiden ne şekilde yararlanabilineceği, ne uzunlukta ve gürlükte (başka bir çalgının ya da topluluğun söz konusu olduğu durumlarda ses dengesini sağlayabilmek açısından) söyleyebilecekleri, söylerken aynı zamanda neler yapabilecekleri (başka çalgılar çalmak, yer değiştirmek, teatral hareketler, mimikler gibi), kısacası istenen müzikal etkiyi nasıl sağlanabileceğine ilişkin yordamsal sınırlamalar ve çözümlemeler, gerçekte yazılan müziğin kendisidir.
 

Mekan faktörü
Bir başka önemli nokta ise seslendirilecek mekânın müzik için elverişli olup olmadığıdır. Eğer ses üretildiği andan itibaren tamamen yok olana kadar çok kısa bir süre geçiyorsa, bu durumda müzik olumsuz yönde etkilenebilir. çok uzun zamanlı bir ses sönümü de olumsuzluğa yol açabilir. Katmanlı (ya da çoksesli) müziğin ortaya çıkışı hakkında tınlaşım (rezonans) olayı ile bağıntı kuran görüşler vardır. (Kilise gibi büyük hacimli ve taş yapılarda, kaynağından çıkan sesin, ortamın yardımı ile üçüncü doğuşkanı olan beşlisi de duyulur.

Aslında diğer doğuşkanlar da duyulur ama en çok beşlisi duyulduğu için bir kısım kulaklar bu beşliden söylemeye başlar ve zamanla farklı zamanlarda farklı melodik hatlar söylenir.
Sonuçta katmanların bir arada söylendiği ve parçaların toplamına müzik dendiği türün doğuşuna ilişkin fikirlerden birisidir.) Müziğin şekillenmesine yol açan önemli iki etken olarak bunları sayabiliriz ancak belki de en önemlisi yeni çalgıların yapılmasıdır.

 

 


Tınısal arayışlar…

Yeni çalgılar, bestecilerin üzerinde önemli etkiler oluşturmuştur. Bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok besteci yeni çalgılar için, bu çalgıların özelliklerine göre müzik yazmışlardır. Bir örnek olarak klavsen ve ardından gelen fortepiyano verilebilir. Besteciler klavsenin yapısal sınırlarına yönelik müzikler yazarken piyanonun sağladığı imkânlar daha farklı müzikler yazılmasına yol açmıştır. örneğin, klavsende çabuk sönen sesleri tril ile (asıl ses ve bir alt ya da üstündeki notayı hızla çalma) uzatmaya çalışmak biçimsel ve belirleyici bir yordamdı.

Ayrıca ses gürlüğü bir düğme ile ayarlanabiliyordu, yani uygulanan kuvvet çıkan sesi eşzamanlı etkilemiyordu. Bütün bu sorunlar piyano ile aşılmış ve bambaşka bir tını rengi de sesler evrenine katılmıştır.

Piyano için yeni müzikler, Bach”tan Mozart”a, Schumann”a, Chopin”e, Liszt”e, Debussy”e ve Ligeti”ye evirilmiş, her besteci bu çalgının gelişimi noktasında tınısal özelliklerini kullanarak yeni müzikler yazmışlardır. Günümüze kadar tüm çalgılar ve besteciler için bu bağıntı kurulabilir. Tınısal arayışlar özellikle bu yüzyılın başında çok önem kazanmış, besteciliğin yeniden tanımlanmasını gerektirecek kadar ilerlemiştir. Ortaya çıkan eserler de bir o kadar çeşitlidir.

Elektronik çalgıların gelişimi yaygın kanının aksine elektronik müziği oluşturmamıştır. Asıl önemli nokta sesin saptanabilmesi yani kaydedilip daha sonra tekrar istenen bir zamanda seslendirilebilmesidir. Bu ilk ve önemli teknolojik gelişim bizim sanatımızın da içeriğinin ne olduğunu bildirmektedir aslında. Tekrar elektroakustik müziğe dönecek olursak, öncü bestecilerden Vladimir Ussachevsky”nin tanımına göre “…elektronik müzik, sanatsal içerikli bir deyişle müzik yapmak isteyen bestecinin sesleri saptamak, yaratmak, başkalaştırmak ve örgütlemek için çeşitli elektro-akustik aygıtlardan yararlandığı bir yaratı alanı olarak ele alınmalıdır”. (Music in the Tape Medium, The Julliard Review, 1958) Barry Schrader ise “elektronik imkânlarla üretilmiş, değiştirilmiş ve yeniden üretilmiş olan müzik türü elektroakustik müziktir” (Introduction to Electroacoustic Music, 1982) der. Bu tanımla Milton Babbitt”in dediği gibi plak çalmak da elektroakustik müzik sınıfına girer. Tümünün özeti olarak elektroakustik uğraşın asıl amacı, yeni sesler ve bu sesler için yeni bestelerdir, tıpkı önceki bestecilerin “doğal” çalgılarla yaptıkları gibi. Tek farkımız, elektronik oyuncaklarımızın olması ve aramızda bağlantı kurabilirsek sınırların yalnızca hayal gücümüz olabileceği teknolojiyle çalışabiliyor olmamızdır. Mağara dönemi insanları hariç (ki onlar da kendi çalgılarını ve o çalgıların müziklerini yapma ayrıcalığına sahiptiler) tarihin hiçbir kesiminde besteciler kendi çalgılarını bu kadar rahat tasarlayıp onlar için müzik yapamamışlardır. Ama mağara döneminde bile bu denli bilinçsiz, uyuşuk, gelişigüzel ve çapraşık bir sanat yaşamı olmamıştır, en azından bulgular öyle diyor. Elektroakustik müzik terimi ise yoldamsal farklılıkları bir potada eriten öneri olarak Michel Chion tarafından “La musique electroacoustique (1982)” kitabında ortaya konmuştur.

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here