Ana sayfa Sektörden ElektroAkustik Müziğin Genç Duayeni: Dr. Mehmet Can Özer

ElektroAkustik Müziğin Genç Duayeni: Dr. Mehmet Can Özer

0

12 yıldır elektroakustik müzik alanında eserler veren besteci, orkestra şefi ve öğretim görevlisi Dr. Mehmet Can özer ile yurt dışında verdiği konserler, geliştirmekte olduğu “Aşure” isimli bilgisayar yazılımı ve elektroakustik müzik üzerine konuştuk…

S: çağdaş çok sesli müziğin son noktası olarak tanımlayabileceğimiz elektroakustik müzik nasıl girdi hayatınıza?

Mehmet Can özer: Benim müziğe ilgim küçük yaşlardan beri vardı. 9 yaşında ailemin aldığı elektronik bir “org” ile kendi kendime başladım. Aslında bu ilk dokunduğum çalgının elektronik olması biraz manidar çünkü hayatımın sonraki safhalarında elektronik çalgılar özel bir yer tuttu. İlk başta müzik beğenilerim rock ve türevleriydi. Deep Purple gibi Hammond içeren gruplar özellikle ilgimi çekiyordu. Lise yıllarımdan itibaren çeşitli gruplarla birlikte sahne aldım. Sonraları müzikal beğenilerim caz ve fusion”a kaydı. Her aşamada “beste çalalım” diye tutturan grup elemanı bendim. Bir yandan da klasik müziğin etkisindeydim, hiç anlamama rağmen Stravinski ve Schönberg kasetleri dinliyordum (o zamanlar CD çalıcımın olmadığını da belirteyim). Ayrıca film müziği ve new age”de etkilendiğim kulvarlar arasındaydı. 16 yaşında stüdyosunda tanıştığım Can Atilla”nın yönlendirmesiyle sanat müziği kavramına daha da yöneldim, Richard Strauss, Anton Bruckner, Gustav Mahler gibi senfonik müziğin dev bestecileriyle, Emerson,Lake&Palmer, Genesis, King Krimson, Yes ve daha pek çok progresif rock grubunun etkisi altındaydım. Ayrıca benim elektronik çalgılara ilgimi  fark eden Can Atilla, popüler elektronik müziğin 70″lerdeki Klaus Schulze, Tangerine Dream gibi önemli temsilcilerini de tanıştırarak yeni bir boyut kazanmamı sağladı. Stüdyo Poem”de kayıt teknisyenliğini, aranjörlük ve stüdyo müzisyenliğini öğrendim. 1998 yılında Bilkent üniversitesi MSSF Kompozisyon Sanat Dalı”na burslu kabul edilmemin ardından hocam Bujor Hoinic ile bestecilik ve orkestra şefliği çalışmalarıma başladım. Aynı yıl Halıcı-Midi Beste Yarışması’nda Türkiye Birincisi oldum. 6 yıl süren lisans eğitimim sırasında müziği kendi kelimelerimle tanımlamayı öğrendiğimi söyleyebilirim. Eğitiminin son 3 yılında orkestra şefi Hakan Kalkan”ın asistanlığını da yaparak mezun oldum. Bu süre zarfında teknoloji bilgimi yeni estetik mecralarda kullanmak amaçlı olarak elektroakustik müzik bestelemeye başladım.

 

 

  S: Elektroakustik müzik yapmak bilinçli bir tercih miydi?
Mehmet Can özer: Aslında yaptığım müziğin elektroakustik müzik olduğunu sonraları öğrensem de yapmaya çalıştığım kendi ses dünyamı yaratmak ve bu seslerin doğasındaki müziği yakalamaya çalışmaktı. 2001 yılında bestelediğim çalışmalarla, 2003 yılında Bourges Uluslararası Elektroakustik müzik yarışmasında kendi kategorimde kazandım. Bu ilk uluslararası yarışma neticesinde Avrupa”dan birçok teklif almaya başladım, eserlerim çeşitli yerlerde seslendirilmeye başlandı. Mezuniyetimin ardından 2004 yılında Cenevre Konservatuarı”nın ilk yüksek lisans öğrencisi olarak kabul edildim. Burada iki bölüm birden okuyordum, elektroakustik ve çalgısal bestecilik olarak.
Michell Jarrell ve Rainer Boesch ile çalışmalarımın ardından Zürih Yüksek Müzik Okulu”nda doğrudan doktoraya kabul edildim. Orada da IRCAM”ın kurucularından Gerald Bennett ile elektroakustik müzik çalıştım. çalışmalarımı bitirmeden ülkemize geri döndüm ve Başkent üniversitesi”nde 3 yıl öğretim elemanı olarak çalıştım. Bu zaman zarfında Avrupa”da düzenli konserler verdim. Zaman içerisinde eser siparişlerinin ve katıldığım festivallerin sayısı arttı. 2006 yılında Goethe Enstitüsü Sanatçı ödülü, 2007″de Bourges”da jüri özel ödülü ve 2008″de SWR Experimental Studio ödüllerine layık görüldüm. 2006 ortalarından bu yana da kendi yazılımım olan “Aşure”yi geliştiriyorum ve bununla birlikte konserler vermekteyim. 2008 Aralık ayından beri de Hacettepe üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarında öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.

 

 

S: Elektro akustik müziği biraz anlatabilir misiniz?
Mehmet Can özer: Elektroakustik müzik çağdaş katmanlı (çok sesli) müziğin geldiği noktadaki sanatsal bir türdür. öncelikle elektroakustik müzik ve elektronik müzik aynı türü işaret ediyor. Bu konuya, müziğin ne olduğunu irdeleyerek başlayabiliriz. Edgar Varése”in tanımına göre müzik, seslerin zaman içerisinde örgütlenmesidir. Bu tanımla birlikte artık müzik için idealize edilmiş seslerden (çalgı sesleri) tüm sessel dünyayı kullanabileceğimiz bir bağlama geçiş yapmış oluyoruz. Yani eskiden “gürültü” olarak algılanan karmaşıklıktaki sesleri de artık müzikal bir araç olarak kullanma olasılığına sahibiz. Her besteci elindeki çalgıların doğasındaki müziği arar ve fiziksel olasılıklar doğrultusunda bunları kullanır.  çalgıların ses çıkartma olasılıkları sınırlıdır, ses sığası (register), ses şekilleri (sesin başlangıcından sönümüne kadar geçen süre zarfı), ses renkleri gibi bileşenler aslında bestecinin müziği oluştururken göz önünde bulundurduğu temel bileşelerdir. örneğin bir yaylı çalgılar dörtlüsü için müzik yazıyorsanız, çalgıların hem tek tek hem de birlikte nasıl sesler üretebileceğini ve müzikal fikirlerinizi nasıl ortaya çıkarabileceğinizi en baştan tasarlamak zorundasınız. özetle elinizdeki çalgılar ve akustik koşullar müziği şekillendiren başat öğelerdendir. 1800″lerin sonuna gelindiğinde sesle ilgili çok önemli ve özel bir olay, sesin saptanması yani kaydedilerek istenen başka bir zamanda yeniden üretilebilmesi oldu. Elektronik müzik, sanıldığının aksine elektronik çalgılardan değil, sesin kaydedilebilmesi kaynaklı gelişmiştir.  Sesi bir kez kaydettikten sonra, bunu farklı hızlarda çaldığınızda bambaşka tınısallıklar elde edersiniz, tersten çaldığınızda ya da seslerin başlangıçlarını-sonlarını başka seslerle kaynaştırarak, çeşitli  filtrelerden ve işlemlerden geçirerek de yeni sesler yaratırsınız. Bir başka ses üretim kaynağı ise tüm bu teknikleri ses kaynağı olarak elektronik üreteçlere uygulamak odaklı gelişmiştir. Hangi teknikle olursa olsun, sanatsal bir ifade elde etmek için üretilen, başkalaştırılan, yeniden üretilen seslerden oluşturulan müziğe elektronik müzik denir. Elektroakustik müzik terimi ise Michael Chion tarafından, farklı ülkelerin ekollerinin ses kaynağı olarak elektronik ya da akustik seslere yönelmelerinin (Fransızlar çevresel seslerle, Almanlar ise elektronik seslerle çalışmaktaydı) besteciler tarafından aşılarak, ifade araçları ve ses paletinin zenginleştirilmesi için her ikisinin de kullanılmasından sonra 1980″lerde önerilmiştir. Burada popüler elektronik müzik, dans müziği gibi türlerin “popüler”i zaman içinde düşerek, yalnızca elektronik olarak tabir edilen müzikten bir ayrışma için de ciddi müzik bestecileri tarafından elektroakustik müzik kullanılmaktadır.  Doğal olarak günümüzde bu kavram daha da genişlemiştir. Artık sesi başkalaştırmak için kaydetmek zorunda değilsiniz. Şimdiki işlemciler ve yazılımlar, eskiden uzun zamanda gerçekleştirilebilen işlemleri mikrosaniyeler içinde tamamlıyor. Eskilerin kuramsal olarak hayal edebildikleri ise şimdi bizim kanıksadığımız hatta sıkıldığımız bir halde.

 

 


S: Elektroakustik müziğin türleri nelerdir?

Mehmet Can özer: üç farklı türü var; İlki sabitlenmiş ortam için müzikler(fixed media, tape music): Bestelenen eserin son hali sabit bir ortam için kaydedilir, böylece eserin her icrası bir öncekiyle aynı olur (burada hoparlör orkestralarından yapılan seslendirmeleri “yorum” olarak kabul etmiyoruz) İkincisi ise canlı elektronik ses işlemleri (live electronics), canlı ses kaynaklarını eşzamanlı başkalaştırmak ya da bir izlence/nota doğrultusunda bestecinin sessel tasarısını “canlı” olarak gerçekleştirmeye yönelik eğilim. üçüncüsü ise bunların karışımı olan eserler, hem sabitlenmiş kısımlar hem de beraberinde canlı elektronik ses işlemleri.
Elektroakustik müzik son 40 yılda oldukça farklı sanatlarla etkileşmiş ve yeni sanatsal ifade araçlarının oluşumuna da yol açmıştır. Ses yerleştirmeleri (sound installations), video-müzik, kısa-devreciler (circuit bending), gürültü sanatı (noise art) gibi birbirlerinin içinden çıkan, kesin sınırları çizmekte zorlanabileceğimiz güncel etkinlikler dünya sanat ortamında hızla yayılmakta, konserleri artık yalnızca özel yerlerde dinleyicilerle buluşmaktan öteye geçerek daha fazla seyirciye ulaşmaktadır. Bunun dışında popüler kültürde de oldukça ciddi bir elektronikleşme söz konusu.

S: 12 ilde elektroakustik müzik konserleri düzenlediniz. Bu türe ilgili nasıl ülkemizde?
Mehmet Can özer: 2008 yılında Ankara Goethe Enstitüsü”nün siparişi olarak, Alman yönetmen Ernest Lubitsch”in 1919 yapımı “İstiridye Prensesi” adlı filmine müzik yaptım. Grotesk bir film olan İstiridye Prensesi”nde temel amacım, sessiz filmlerdeki piyanistin yerini elektroakustik olarak almaktı. Filmlerde ses kullanımı iki türlü biliyorsunuz, ilki film müziği, sahnelere hazırlık yapan ya da sahnenin etkisini arttırmaya yönelik müzikal kompozisyonlar. İkincisi ise “Fooley Track” da denen çevresel sesler. Ben çevresel sesleri kullanarak bunları müziğe dönüştürmeye yönelik bir tasarıyla ortaya çıktım ve Goethe Enstitüsü kabul etti. özetle bir sahnedeki olası sesleri önceden kaydettim, ardından bunları sahnelerdeki senkronu kırarak başkalaştırmaya, bunların aslında müzikal bir amaçla orada bulunduklarını anlatmaya gayret ettim. Her seferinde bir başka yerden ses-görüntü senkronunu yakalayarak bu şekilde doğaçlama konserler düzenledim. Bunun için kendi geliştirdiğim yazılımı kullandım, “Aşure” adlı yazılımımı tekrar ele alıp, aslında yeni baştan yazdım denebilir. Anlaşmamız 6 konser içindi; Ankara, İzmir, Eskişehir, Mersin, Antakya ve Bodrum. Açıkçası turne öncesinde çok tedirgindim çünkü bir komedi filminin müziğimle seyirciden uzaklaşmasını sağlayabilmek yüksek bir olasılıktı, çoğu dinleyicinin böyle bir tınısallığı tecrübe etmediğini varsayarak gerildim. Ancak konserler sırasında dinleyicinin olumlu tepkileri ve beğenileriyle karşılaştıktan sonra, daha büyük bir cesaretle konserlere devam ettim. Zaten Goethe Enstitüsü”de bu konserlerin başarısından sonra bir 6 konser daha yapmak istedi. Bolu, Zonguldak, Kayseri, Erzurum, Van”daki son konserlerden sonra projeyi tamamladık. çok keyifli ve öğretici bir konser dizisiydi. örneğin Van”da 190 kişi vardı ve konser sonunda dinleyicilerle ayrıca soru-cevap şeklinde  bir söyleşi de gerçekleştirdik. Bu konser dizisinden sonra şunu çok net anladım ki insanlara önkoşul olmaksızın sanatsal ürünler sunmanızda hiçbir sorun yok, aksine sürekli aynı şeyleri görmekten sıkılan bir çoğunluk da mevcut. O nedenle anlaşılamama korkusuyla üretim yapmamak gerektiğine inanıyorum. 

 

 

S: Konserlerde ve stüdyoda nasıl bir ekipman kuruyorsunuz?
Mehmet Can özer: Konserlerimde kullandığım sistem bir ya da iki laptop, kendilerine ait ses kartları, bir midi controller, mikrofonlar ve tabii ki Aşure, kendi yazılımım. Ses kartı olarak fireware cihazları tercih ediyorum. M-Audio FW410 bana 8 bağımsız çıkış verdiği için 5 sene önce tercih ettiğim bir cihaz. Onun dışında Motu Pre8″i çok mikrofona gereksinim duyduğum zamanlarda tercih ediyorum. Son olarak da TC Electronic Konnect 24D var, preamplilerden çok zevk alıyorum, her şeyi çok başarılı ama 32 bit midi sürücülerinden kaynaklanan bir sorundan dolayı benim yazılımımda ve Cubase”de sorun çıkartıyor. Yine de kalitesinden ötürü vazgeçemiyorum.

Mikrofonlar ise benim için hayati önem taşıyor. Ses kaydı ile uzun yıllardır uğraştığım için pek çok mikrofonla çalışma fırsatım oldu. Kendi çalışmalarımda Neumann KM-184 stereo set ve DPA 4061 Stereo Set kullanıyorum. İkisini de hem çalgı kayıtlarında, hem de çevresel kayıtlarda gönül rahatlığıyla kullanıyorum. çevresel kayıtlar için bir Tascam HD-P2 kullanıyorum. Preamplileri biraz hiss katsa ve 8 kalem pil istese de (ve artık omzumu çürütse de) yerine başka bir alet koyamadım. (Sonosax gibi aletlerin halen çok pahalı olduğunu düşünüyorum)

Bilgisayar olarak bir MacBook ve bir MacBook Pro”m var. Ayrıca eski bir PC laptop”da kullanımdan kaldıramadığım bazı VST”ler için duruyor. Eskiden yazılıma para vermeyi düşünmezdim ama son 3 yıldır kullandığım tüm ürünlerin özellikle lisanslı olmasına özen gösteriyorum, sanırım benim de yazılım geliştirmeye başlamamda bu tavrın bir etkisi olsa gerek.

Stüdyo monitörü olarak da 2 adet Yamaha HS-80 ve 2 adet M-Audio BX-8A kullanıyorum. Yamaha”lar daha çok önümde açıkçası, BX-8A”ları sergilere taşıyorum ya da arka çift olarak kullanıyorum. Sanırım mekanla ilgili sorunlarımı çözünce 1 çift HS-50 ve tek HS-80 edineceğim. Fiyat-kalite oranında beni çok tatmin eden ve güvenebileceğim bir ürün.

Synthesizer olarak da Roland JV-1080 (4 adet ses bordu ile birlikte) ve Nord Lead 1 var. Master klavye olarak Roland A-33 ve midi controller olarak da Evolution UC-33 kullanıyorum. özellikle UC-33 benim Aşure”yi birlikte-onun için geliştirdiğim bir cihaz. Yıllardır hiçbir konserimde sorun çıkartmadı, Doepfler”in konserin tam ortasında keşfettiğim bir hatası yüzünden çökmesinden sonra güvenilir bir ortak olarak keyifle kullanıyorum.

Stüdyomun en yeni ve nadide parçası ise Kyma System Pacarana, bir ses süperbilgisayarı. Sesle ilgili hayal edilebilecek ne varsa yapabileceğiniz bir müzik programlama dili de diyebiliriz. Dünyadaki pek çok ses tasarımcısının ve bestecinin elinin altındaki bir cihaz. Açıkçası bu yeni oyuncağımla yoğunluktan ötürü pek tanışamadık ama fikri bile bana heyecan vermeye yetiyor.

 

 

  S: “Siyah Kalem Dansı” adlı bir albümünüz de var…

Mehmet Can özer: Evet “Siyah Kalem Dansı” adlı ilk albümümde 2006 ve 2007 yıllarında bestelediğim eserlerden bir seçkiyi sunduk. Bu aynı zamanda ülkemize yayınlanan ilk elektroakustik müzik albümü. Bunları yukarıda saydığım aygıtlarla besteledim ve icra edildi. ?u an en büyük sorunum yer açıkçası. Halen evde çalışma odamda, sıkışık bir şekilde çalışmalarımı yürütüyorum. Sanırım yakın zamanda en büyük hayallerimden biri olan elektroakustik müzik araştırma merkezi ve yüksek lisans programını Hacettepe üniversitesi çatısında gerçekleştirmeye başlayacağız.
 

Bu konuda Konservatuar”ın müdürü Prof. Dr. Erol Belgin ve Bilişim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hayri Sever”in çok büyük katkısı ve desteği var. Umuyorum yakın zamanda yurtdışı ortaklı bir eğitim programını yürürlüğe sokabileceğiz. Hedefimiz mühendis ve sanatçıların ortak projeler geliştirebileceği, birbirlerinin fikirlerini geliştirebilecekleri bir merkez oluşturmak.

S: Geliştirmekte olduğunuz Aşure adlı bir yazılımınız var. Bu gerçekten çok ilgi çekici bir gelişme…

Mehmet Can özer: Bu yazılımı geliştirirken çıkış noktam, iki insan arasındaki en etkileşimli şey olan “muhabbet” olmuştur. Bir konuşmanın iki veya daha çok tarafı olduğunu düşünürsek, her bir yeni veri, konuşmaya katılan diğer taraf(lar)ın zihninde birtakım tetiklemelere yol açacak, bunun üzerine konuşmanın doğrultusunun önceden belirlenebilirliği ve içeriği tamamen sürpriz bir hal alacaktır. Buradan hareketle, bu etkileşimi nasıl modelleyebileceğim üzerine düşünerek sanal bir müzikal ortak üzerinde çalışmaya başladım. Temelde “Aşure”, bir mikrofon ile herhangi bir sessel olaya tepki verebilecek şekilde tasarlandı. Kendi karar mekanizmalarını da kullanabileceğiniz ya da her bileşenini (bir denetim aygıtı ile) tamamen kontrol edebileceğiniz bir müzik aleti olarak da düşünülebilir. “Elektroakustik” denilen müzik tekniklerinin tümünü eşzamanlı yapmaya olanak sağladığı gibi, birlikte çalınan icracıya çok farklı fikirler verebilecek “muhabbetli” bir arkadaştır. “Aşure” metaforu ise hem kültürümüzün bir parçası olarak, hem de gördüğü işlev açısından en somut benzetme olduğu için kullanılmıştır.

Aşure, İslam Dini kaynaklı bir etkinlik ve kutlama olduğu için, etki alanı da öncelikli olarak coğrafi sınırlarla çizilmiştir. “Aşure” projesinin temel amacı, Balkanlardan Orta Asya ve Orta Doğu”ya dek, ortak bir tarihsel süreç geçiren toplulukların müziklerini, tatlı olan aşurede olduğu gibi kaynaştırmak ve yeni olasılıklar elde etmektir. Aşure”nin içeriği coğrafi koşullara bağlı olarak değişim gösterse de toplu bir etkinlik olarak karşımıza çıkar ve sonuçta bir tatlıdır.

Bu süreci hayata geçirmek için öncelikle izlenecek yol şöyle: Müzik kültürü doğaçlamaya yatkın ya da doğaçlama içeren ülkelerde, kendi geliştirdiğim bilgisayar yazılımı “Aşure” ile doğaçlamalar yapmak, bu doğaçlamaları diğer coğrafyalara taşımak ve icracıların tek başına yaptıkları doğaçlamaları da oldukları gibi başka coğrafyalara taşıyarak, coğrafi engelleri sanal biçimde aşıp, farklı icracıları bir araya getirmeye çalışmak…

S: Yakında hangi konserleriniz var?
Mehmet Can özer: 15 Nisan”da Ankara Uluslararası Müzik Festivalinde bir konserim var, onun hazırlıklarını sürdürüyorum. Onun dışında 6 Mayıs”ta Devlet Konservatuvarında bir sergi olacak, açılışında bir konserim var ve küratörü Burçak Bingöl benim nota/tablolarımı da sergileyecek. 22 Mayıs”ta Viyana temelli Tysenn-Bornezia Art Contemporary”nin siparişi olarak “The Morning Line” isimli yapı için bestelemekte olduğum eser İstanbul”da seslendirilecek. Ayrıca açılışında bir konser yapacağım. Yine Mayıs ayı sonuna yetişmesi gereken, Hollanda”dan Visisonor Foundation”un Pan Flüt, Blokflüt ailesi, Ud, Viyola ve Canlı elektronikler için bir eser siparişi var. Ekim ayında konseri ve DVD kaydı gerçekleştirilecek. Yazın İspanya ve Slovenya”da “Siyah Kalem Dansı” albümümle iki festivalde sahne alacağım. Ekim 2010 için en önemli siparişlerden birisi Goethe Ensitüsü”nün benim Aşure projem ile 5 konserlik bir dizi yapması olacak. Alman bir Video sanatçının görsellerini hazırlayacağı bu projede coğrafi komşularımızdan gelecek müzisyenlerle birlikte doğaçlamalar yapacağız. Şimdilik kesinleşenler bunlar.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here