Ana sayfa Donanım Elektrik gitarlar açısından kompresörler

Elektrik gitarlar açısından kompresörler

0

Adı üzerinde, kompresörler gelen sinyali “sıkıştıran” aletlerdir. Kısacası düşük miktardaki sinyali çoğaltırken, yüksek seviyedeki sinyali de azaltarak, gelen sinyali belirli bir “bant” içerisine sıkıştırırlar. Aşikar şekilde tek kullanım alanı gitar ve hatta müzik değildir. Sinyal işleme söz konusu olan her alanda, bir kompresör yapısı bulabileceğinize emin olunuz.
 

Kayıt konusunda kompresör kullanımı her ne kadar kendi başına derya deniz bir konu ise de, elektrik gitarlar açısından kompresör kullanımı kendi başına bakılması gereken ayrı bir husustur. Elbette bir çok ortak yönleri var, özellikle anlayış olarak.
 

Kompresör


Elektrik gitar ile müzik içindeki kullanımı açısından, karşımıza üç önemli alan gelir.

1. Birincisi funk/disko tarzında ritim gitar açısından vazgeçilmez ve olmazsa olmaz bir unsurdur.

2. İkinci çok yaygın olan kullanımı ise, açık sesli bir amplifikatörde (Fender Twin gibi), açık sesle çalarken tek telde yürüyüşlerden ortaya çıkan seslerin bir miktar uzamasını ve de “legato” yapılmasını kolaylaştırıcı açıdan ortaya çıkmış ve kendine yer edinmiş bir alandadır. Bu country”de ve ska”da mesela çok ciddi kullanılan bir hadisedir.

3. Son olarak da ciddi yüksek kazanç altında, fusion veya progressive rock (metal tarafı da dahil olmak üzere) diye tabir edilen müzik türlerinde, gitarın sesinin sönümlenmemesi ve uzaması için kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkar ve böylelikle bu müzik tarzlarında kendine yer edinir. Bu son cinse o müziği icra edenler arasında “sustainer” denir.
 

 

Elektrik gitar ile kullanıldığında bir kompresör, yukarıda kısaca belirttiğim üzere, gelen sinyali belirli bir bant aralığına sıkıştırdıktan sonra amplifikatöre ilettir. Böylelikle, “tuşenin kaybolması”, “kompresörün tuşeyi öldürmesi” şeklinde ifade edilen problem karşımıza çıkar. Bir çok gitarcı sırf bu yüzden kompresör kullanmaz ve onlardan uzak durur.
 

Haklı oldukları bir yön var. Zira olayın kökeni şu: Gitardan diyelim bir teli çok hızlı (pena parmak kanırtarak) patlattık. Bu durumda telin yaptığı devinim, manyetiğin içindeki mıknatısın yarattığı manyetik alanı hareket ettirecek ve de bu hareket amplifikatörümüzden, çok bol harmonikli, net ve dolu bir ton gelmesine sebep olacaktır. Tam olarak algılatabilmek için size bu hadiseyi bir Telecaster”ın köprü pozisyonunda, bir Fender Twin amplifikatör kullanarak yüksek seste yapmam lazım. Yazı ile ancak bu kadar idare edebiliyoruz.
 

Burada kompresör, ortaya çıkan harmonikleri belirli bir bant içine sıkıştırdığından, telin yaptığı devinimlerin bir çoğunu amplifikatöre aktarmayacak ve bir diğer bakışla “filtreleyecektir”. Dolayısı ile dominant harmoniklerin daha net duyulduğu ve de ortamın genelde onlardan oluştuğu bir sonuç karşımıza çıkacaktır. Tabi bunu da bir çok gitarcı “tuşenin ölmesi” olarak ifade eder ve haklıdırlar.
 

Dolayısı ile kompresör kullanımı, her ne olursa olsun, bu bağlamda “tuşeyi” öyle ya da böyle, az ama çok, öldürür. Kaçarı yoktur.
 

 

Yazının devamında, bu şekilde ters bir etkisi olan aygıtın neden kullanıldığını aktaracağım. Ama özellikle ters tarafından başlamak istedim ki, iyi ve kötü kompresör farkını işte tam bu unsur üzerine koyarak ölçebilelim. Kısacası, bizim ölçümüz, bir kompresörün yapması gerektiği hadiseyi yerine getirirken, tuşeyi ne kadar az öldürdüğü. Hepsi bir miktar tuşe üzerinde ters etki yapacaklar. Ama kimisi daha fazla olacak kimisi daha az… Ve az olana da “süper kompresör” ibaresini vereceğiz.
 

Detaylara girmeden önce alttaki tabirleri hızlıca tanımlamak sanırım anlayış açısından zaman kazandıracaktır, zira yukarıda bahsettiğim “sıkıştırma” işlemi hakkında daha detaylı bir çerçeveyi ancak onlarla çizebileceğiz.
 


Oran:
Bu oran giriş sinyalindeki bir birim ses artışının (deciBell ile ölçeceğiz elbette) çıkışta kaç birim ses artışına sebep vereceğini ölçmektedir. 1:1 demek mesela, bu açıdan hiç etkili olmamak demektir. Bunun yanında 3:1 ise, giriş sinyalindeki 3dB artışın, çıkışta ancak 1dB artışa sebep veriyor olması demektir. Haliyle, bu oran 1:1″e ne kadar yakın olursa, kompresör o kadar etkisiz olur. Ve genelde 10:1 gibi bir oran, (10dB 1 Bell olduğu için ve “yarı ses miktarı” olarak kabul edildiğinden) sonrasındaki seviyeler açıkçası tam kapsamlı filtre veya “limiter” şekline bürünür. Yani duyum olarak ses iki kat artmalı ki, çıkışın gücü yüzde 10 artsın.

 

Eşik: (Threshold) Bu sinyalin kırpılmaya başlaması için gerekli olan seviyedir. Bu seviyenin üzerine çıkan sinyal, yukarıda belirtilmiş oran ile traşlanır. Dolayısı ile, bu eşiğin altında kalan sinyale kompresör aslında dokunmaz.
 

Hücum zamanı: (Attack Time) Bir kompresörün eşiğin üzerine geçen bir sinyali ona verilmiş oranda traşlamaya başlaması için geçen süreye verilen isimdir. Ne kadar düşük olursa, o kadar erken “sıkıştırma” veya “traşlama” işlemi başlar. 1ms (milisaniye) ile 100ms arasında değişen bu zaman ayarı, elektik gitarda kullanıldığında ortaya çıkan tizliğe ciddi etki yaparlar. Bu zaman ne kadar kısa olursa, güçlü kompresör ayarları ile (yüksek oran ve de düşük eşik) ortaya tizleri kırpılmış mat bir ton çıkabilir. “ölü” denilebilecek bir sonuç yaratır haliyle. Bunu bu arada özellikle şimdi belirtiyorum zira hücum zamanının düşük olması daha iyidir şeklinde yanlış bir görüş hakim gibi geliyor bana.
 


Azat zamanı:
(Release Time) Bir çok kaynakta bu “salıverme zamanı” olarak Türkçeye çevrilmiş olsa da, yaptığım çeviri bana daha doğru geliyor. Bu zaman birimi şunu ölçer: Diyelim girişteki sinyal 0 zaman biriminde eşiği geçti. O zaman 0+x zaman biriminde ona oran ile belirlenmiş “traşlanma” işlemi uygulanmaya başlar ki burada x hücum zamanı olmaktadır. Devamında diyelim girişteki sinyal 1 zamanında (ve işler karışmasın diye diyelim ki x<1) eşiğin altına düştü. İşte gelen sinyali verilmiş oranda düşürme işlemine kompresör bu azat zamanı kadar devam eder. Bu rakam y ise, 1+y”de ancak “traşlama” faaliyetine son verir. Dolayısı ile eşiğin üzerine 0 zaman biriminde çıkıp, 1 zaman biriminde eşiğin altına düşen sinyal, x zaman biriminden 1+y zaman birimine kadar traşlanır.

 

Telafi kazanç: (Make-Up Gain) Sesteki traşlanma, elbette çıkışta bir azalmaya sebep verecektir. İşte bu da, telafi kazanç miktarı ile geri yerine konulur. Bir yerde gitarcıların anladığı bir tabir ile “boost” edilmiş olur. (Bu arada “boost” tabiri kadar yuvarlak bir tabir bilmiyorum, yeri gelmişken belirteyim.)
 

Bu ayarlarla oynayarak kendiniz için dilediğiniz kompresör miktarını ve şeklini bulabilirsiniz. Benim epey uzun süreler yaptığım hataya, yanlışa düşüp, bu pedalları uzun süreler göz ardı etmek doğru bir strateji değil kesinlikle. Tersine alakalı ayarların ne olduğunu bilip, onlara göre ayarları yerine getirip ton ayarı yapmaya çalışmak en doğrusu. Bu açıdan yukarıdaki unsurlar bence çok önemli.
 

Bir çok kompresör markası olsa da, temelde elektrik gitarlarda kullanılan kompresör tipleri aslında voltaj kontrollü amplifikatör cinsi olanlarla optik olanlar şeklinde ikiye ayrılabilirler. Teknik detaylara girmeden, burada sadece hızlıca Boss CS-2 (ve elbette diğer versiyonlarının) MXR Dyna-Comp”ların, Barber Tone Press ve Ross Kompresör ve kopyalarının (Keeley, Wampler EgoComp vs.) voltaj kontrollü amplifikatör cinsi olduğu; ve PigTronix Philosopher’s Tone, Electro Harmonix White Finger ve The Diamond Compressor”ün optik cinsten olduklarını belirtmek yeterlidir. Bunların yanında, “paralel” işlem uygulayan Barber Tone Press”in öncüsü olduğu (Wampler EgoComp mesela bu durumda bir takipçidir) yapıda kompresörler de vardır. Ama bunlar ayrı bir tip değil, sadece işlemin nasıl yapıldığına dair bir unsurdur.
 

 

Şu ana kadar epey kompresör denemiş ve çoğunlukla “nefret” etmiş birisi olarak söyleyebilirim ki, bu kompresör işi (en azından benim için) gitar pedalları ve efektleri arasında bir seçim ve kurgu yapmak için en zor olanlarıydı. Sonuçta işin biraz bilgi tarafına da yönelmek zorunda kalıp (zira bilgi olmadan cidden hiç sonuç alamadım, peşinen belirteyim) ancak ondan sonra tatmin olduğum çözümleri buldum.
 

 

Değerlendirmelerime başlamadan, kendi zevklerim hakkında konu ile alakalı detayları size aktarmak isterim, zira yazdıklarımı tartarken sanırım önemli olacaktır. Ben kompresörleri iki cins olarak kullanmaktayım. İlk olarak yukarıda bahsettiğim birinci ve ikinci türde. Kısacası açık ses veren tercihan Fender Blackface cinsi bir amfi ile, açık seste legato unsurlarını kullanabilmek için. Ki bu durumda pedalın ne kadar net sonuç verdiği benim için çok önemli. Yani, biraz az biraz sesin sönümlenmesinde bana yardımcı olsun, ama devamında netliği olabildiğince bozmasın ve tuşeyi öldürmesin. Bu açıdan aslında temel değerlendirme noktam bu. Ayrıca, Mesa Dual Rectifier gibi amplifikatörler ile de sustainer şeklinde bu aygıtı kullanmak isterim. Bu durumda her ne kadar netlik önemli olsa da, asıl hadise dip gürültüsü olmadan “sustain” faaliyetini ne kadar iyi becerdiğidir. Tabi bu arada bütün tuşeyi öldürmesini de istemem, kabul edemem. Bu arada, neden bahsettiğimi daha iyi algılayabilmeniz için YouTube kanalıma sizi buyur etmek isterim. örnekleri oradan dinleyebilirsiniz.
 


Boss CS-2:

Başlayacak olursam, Boss CS-2 (sanırım en uzun kullandığım model oldu) sadece kompresör açısından asgari minimumlar yerine getirilsin, kompresörsüz kalmayayım diye tuttuğum bir aygıt oldu. Hiçbir zaman çok sevemediğimi itiraf etmem gerekir. Kendisi bence tonu çok eziyor, çok sıkıştırıyor. Tuşeyi bence ciddi şekilde öldürüyor. Ama MXR Dyna Comp”a göre mesela daha iyi. MXR benim kullanımım açısından tam bir felaket oldu. Elbette sevenlerine (özellikle funk/disko işinde hatta ska işinde sevenlerini çok da iyi anlıyorum) lafım yok, saygı duyarım tercihlerine. Ama benim blues/country işlerinde istediğim, tuşe öldürmeden vermesi gereken az biraz sustain’i hiç yapamadı. Bu sadece düz MXR versiyonları değil, Script versiyonu için de geçerlidir. Boss CS-3″ü etraflı olmasa da denemişliğim var. Maalesef onu da sevemedim. Bu cins, nispeten daha ucuz olanlar arasında Boss CS-2 sanırım favorim olurdu.
 

 

Bunun yanında, daha pahalı sulara gelirsek, orada işler biraz daha zorlaşıyor. Pek çoğunu denediğimi söyleyebilirim. Keeley 2 knob, ve 4-knob olanlar, Wampler EgoComp, Mad Professor Forest Green (ucuz olanı), CMAT Mods 4 knob Compressor… Eminim unuttuklarım da vardır. Denediklerimin arasında 3 tanesi ciddi şekilde öne çıktı.
 

 


Barber Tone Press:

Barber Tone Press tam benim kullanımım için biçilmiş bir kaftandı. üzerindeki paralel işleme ve de işlenmiş sinyali, “blend” kontrolü sayesinde çıkış sinyaline aktarma hadisesi cidden çok etkili oldu. çok hafif notaları uzatabilmekte ve de bunu yaparken de duyabildiğim kadarı ile tuşeye cidden çok az bir etki yapmakta. Dolayısı ile country gitar icracıları arasında kullanımının ve namının yaygın olması kesinlikle beni şaşırtmıyor. Bu bağlamda, ikinci çok sevdiğim pedal ise Wampler”in EgoComp”u oldu. Ki o da Barber gibi “blend” kontrolü barındıran ve paralel işlem yapan bir voltaj kontrollü amplifikatör cinsi kompresör. Yani Ross cinsi bir kompresör. Bu arada Barber”ın sadece iki ayarı dışarıda, diğerleri pedalın içinde trim potans şeklinde duruyor. Wamp’lerde ve Keeley’lerde mesela diğer ayarlar dışarıdadır. Bana Barber biraz daha sessiz ve biraz daha doğal geldi. Ama gayet yakın pedallar ve ikisi de çok iyi diyebilirim. Keeley ve diğerlerini sevmediğimi de belirtmem gerek. Bence çok etkililer. Her ne kadar bir üstteki paragraftaki örnekler kadar ileri bir seviyede olmasa da, diğerlerinin tonumu ve tuşemi öldürdüğünü düşündüğümü itiraf etmem gerekir.
 

Sustainer olarak kullanım açısından hem Barber hem de Wampler, Keeley kadar iyi değildi. Bu manada Keeley 4 knob, her ikisinden de daha ilerde bence. Cmat Mods ve Mad Professor hakkında bir şey demek istemiyorum zira kafa kafaya bu unsur hakkında onları karşılaştırma imkanım olmadı. Boss CS-2 ve 3″den MXR DynaComp”tan ve EHX”lerden bence çok daha iyi pedallar bunlar. Ama doğruya doğru, onları denerken “beni al, beni al” demediler. Her ne kadar nesnel olmasa da, benim için önemli bir unsurdur bu hadise. Sebebi de enteresan şekilde dip gürültüsü. Blend fonksiyonu ile bu dip gürültüsüne çok etkili bir şekilde hükmetmek mümkün hem Barber”da hem de Wampler”de. Ama her ikisinde de Keeley”deki akıcı hadiseler çıkmadı. Wampler Barber”a göre bu açıdan biraz daha iyiydi.
 

 

Fakat bu konularda geride kalsa da, gain altında sustainer olarak PigTronix Philosopher’s Tone ötekilerin hepsinden daha iyi çıktı. Bu arada kendisi diğerleri gibi bir voltaj kontrollü amplifikatör cinsi kompresör değil, optik bir kompresördür.
 

 

PigTronix Philosopher’s Tone:

PigTronix Philosopher’s Tone”u kılı kırk yarma açısından Cmat Mods ve Mad Professor ile karşılaştıramayacağım (dediğim gibi kafa kafaya deneyemedim onlarla), ama diğerleri ile karşılaştırınca ortaya gayet güzel bir resim çıkmakta. Boss CS-2 ve 3″den, MXR ve EHX kompresörlerden, kesinlikle tuşeyi öldürmeyen net bir ton açısından daha iyi. üzerinde blend olduğu için, her ne kadar full kompresör tarafında Keeley”lerden geride kalsa da, blend kullanımı sayesinde açık ses kullanımında Keeley”den de iyi,. Ama hem Barber hem de Wampler açıkçası bence açık ses kullanımı konusunda PigTronix Philosopher’s Tone”dan daha iyi çıktılar. Yani üstteki listede 1. (funk/disko) ve 2. (country/ska) alan açısından Barber ve Wampler haricindekilerin hepsinden daha iyi. Dyna Comp”un yaptığını çok rahat yapmakta. Bunun yanında blend sayesinde Keeley”den bile daha iyi geldi bana.
Son olarak en başta hazmedemediğim ama sonraları epey eğlenceli bir şekilde kullanmaya başladığım bir fonksiyonundan, grit ayarından, bahsetmek isterim. Bu, pedalı bir fuzz pedalına çeviriyor. Ve de gayet enteresan ve güzel tonlar yaratabiliyor insan. 60″ların sonlarından aklıma Guess Who”nun American Woman”ı geliyor. O tonu bu aletle çıkartmak, hatta üzerine gani gani sustain eklemek mümkün.
 

Sevgi ve saygılarımla.
 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here