Ana sayfa İnternet Dünyanın bütün renkleri

Dünyanın bütün renkleri

0

Dünyanın bütün renkleri müziğin içinde mevcut ya da müziğin içinde dünyanın bütün renkleri…
 

“Nereden başlasam nasıl anlatsam? ” diye bu soruyu kendime ilk ne zaman sorduğumu hatırlamıyorum. İlk kez ne zaman “ben bu işi yaparım” dediğimi de hatırlamıyorum. Hatta “bu çok saçma” diye ilk kez neye dediğimi… Ama sanırım “Bu şey benim! Ve hep benimle kalacak” dediğim ilk şeyin ne olduğunu biliyorum! Bu şey siyah olacak, gövdesi sapa yakın bir kısmından kesik olacak. İşte bildiğim tüm rotam buydu. Buldum; ama hemen alamadım. Uzun süre gittim geldim hep. Baktım, aldım kucağıma. Tamam! dedim, budur. Ben sonra gene geleceğim dedim, gittim. Bir müddet geri gelemedim, hala orada mı diye merak ettim, yine gittim bu sefer almaya, baktım orada. Alıyorum dedim ama, bunun özrü var sana içeriden yenisini verelim dediler. Hadi canım dedim, hiç görmemiştim oysa. Olsun, demek ki ben onu özürüyle sevmişim bir kere dedim kendi kendime, onu verin bana. İndirdiler yukarıdan, en ön sıradan. Aldım onu. Baya aşk yani, başlık parası verir gibi satın aldım. 17 yıl oldu gitarım hala benimle…
 

 

Bu küçük hikayem sevimli mi geldi? Basit mi geldi? Yavan mı geldi? öylesine mi geldi? Böylesine bilmem ne mi oldu bilmiyorum ama, neresinden bakarsanız bakın bu hikayeye, müziğin yeşerttiği bir dünya var! Ben büyüdükçe ve dünya küçüldükçe daha çok kesişimim oldu müzikle. Daha çok insanla, daha çok hayatla, aşkla… Bu benim hikayem, bunun gibi Eric Clapton’ın da bir hikayesi var, Michael Jackson”ın da, Mozzart”ın da. Müziğin evrensel dilini kullanan herkesin, bu dergiyi elinde tutan, bu yazıyı okuyan hepinizin de… Notalarda kesişiyor hayatlarımız.

Müzik dinlemek başka, enstrüman çalmak başka…

Enstrüman çalmak
Ben şanslıydım. Benim şansım ailede birilerinin müzikle öğretici olacak kadar iyi uğraşıyor olmasıydı. Sonra bir şekilde ediniliyor bir enstrüman çalma hevesi, ufak da bir girişim olursa kendiliğinden oluyor zaten her şey. Bizim ailede bir kişiydi, belki iki. Sonra onlardan heveslenen yeni nesilden üç dört kişi daha. Bu giderek artan bir geometrik dizi aslında. Nazım Hikmet”in dizelerinde de söylediği gibi “Ben ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim” . Ben derim ki; bir enstrüman çalmasanız ya da çalma merakınız yoksa bile bir enstrümanınız olsun mutlaka. Belli mi olur, belki birilerini heveslendirirsiniz.

 


Müzik dinlemek
Bu yazıyı Sertap Erener”in yeni albümü “sade”yi dinleyerek yazıyorum bu arada. Albüm her zamanki Sertap şıklığında. Aynı şarkıda buluşan binlerce duygu, hayat, yaşanan şey kendini bulabilecek bu albümdeki bazı şarkılarda diye düşünüyorum; ki zaten şarkı dediğin, müzik dediğin böyle bir şey işte. örnek ver ver bitmez müzik-yaşam arasındaki diyaloğa. Sertap Erener albümü denk geldi diye bahsettim; ama bu yaza girerken yerli yabancı çok güzel albümler çıktı, çıkıyor, çıkacak.. Ama bu sefer başka şarkılarda buluşacak farklı hayatlarımız.

Ve konserler tabi ki… Bir önceki sayıda bu ay kimler gelecek kimler geçecek hayatımızın 2013 Mayıs’ından diye bahsetmiştim ve hangilerine gitmek gerek diye şimdiden sorgulansa iyi olur da demiştim. Şimdi geldi çattı işte, gittiğiniz konserlerde bir bakın insanlara da arada sırada. Kendinize odaklanmayın hep. Konserde şarkı dinlemenin bir güzelliği de hep bir ağızdan şarkıları söylerken binlerce insanla, bir şarkıda, binlerce yaşanmışlığı hissedebilmektir. Bana iyi geliyor bu durum. Şarkıyı müziği hissetmek yaşamayı hissetmekle aynı geliyor, biri birini tetikliyor.
 


 
Dünyanın bütün renkleri müziğin içinde mevcut ya da müziğin içinde dünyanın bütün renklerini bulabiliriz. Bu arada merak da ediyorum ilk temasınız nerede, nasıl oldu müzikle diye. Mesela benim bu gitar mevzusundan yıllar önce tabi bilerek dinlediğim ilk yabancı şarkı “a ces koo tos ey a lav yuy “du o zaman daha yeni çıkmış her yerde de çalıyordu ve Steve Wonder”ın efsane şarkısının adı benim için buydu o zamanlar…

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here