Ana sayfa Oyun Dead Space 3

Dead Space 3

0

Bu oyundan bahsetmek için biraz geç kaldım ama bitirmeyi bekliyordum ve nihayet bitirdim. Sanırım bitirene kadar da 2 kilo vermişimdir.
 

Hep söylüyorum shooter pek sevmem diye ama her seferinde bir shooter önüme çıkıyor ve kafamı allak bullak ediyor. Bu aynen şeye benziyor, hani ben sarışın kızlardan hoşlanmam, esmerleri severim demek gibi… Sonra karşına bir sarışın kız çıkıyor her şey tepe taklak oluyor. Kendi teorimi çürütüyorum aslında.

Eskidenmiş o shooter’ların sadece ateş etmekten ibaret olduğu oyunlar. Dead Space 3 aslında önceki versiyonlarına göre biraz farklı, daha önceleri biraz daha korku ağırlıklıydı şimdi ise biraz daha savaş ağırlıklı olmuş. İsmine bakınca ölü uzay gibi bir şey çıkıyor, yani oyun uzayda geçiyor. Ama hikayemiz dünyada başlıyor. Başrolde biz yani Isaac Clarke, tekrar uzayın derinliklerine gönderiliyoruz amaç dünyayı marker denen iğrenç yaratıklardan kurtarmak. Oyunun hikayesine, derinlemesine girmek istemiyorum çünkü o zaman sadece hikaye anlatmam gerek. Bir shooter’a göre oldukça uzun ve detaylı bir hikayesi var. Hatta savaş ortamında aşk ve entrika bile bulacaksınız.
 


 
Grafik olarak son zamanlarda en çok etkilendiğim oyunlardan biri. Objelerin detaylı ve büyük kullanılması, sahnelerin mümkün olduğunca izole ve derinliğinin iyi ayarlanmış olması, harika bir farkındalık hissi veriyor. Bundan önce Crysis 3’ü oynamıştım ve sonlara doğru sıkılmıştım. Dead Space 3 çok daha sürükleyici geldi.

önce sizi dünyada bulup gizli göreve çağırıyorlar ve macera dünyada başlıyor, daha sonra uzaya çıkıyorsunuz. Uzaydaki sahneler gerçekten harika. Misyonunuz uzay boşluğunda başlıyor daha sonra parçalanmış bir uzay kolonisinin içinde mahsur kalıyorsunuz ve ekibinizle eve dönüş için bir uzay mekiğini çalışır duruma getirmeye çalışıyorsunuz. Bunun için enkazın belli yerlerinden bazı parçaları toplamanız gerekiyor ve sürekli bir şeyler arıyorsunuz ama bu arama esnasında tüm koloniye yayılmış olan türlü türlü tipte iğrenç mi iğrenç yaratıklarla mücadele ediyorsunuz.

 

Karanlık bir koridorda yürürken, birden karanlıktan çıkan yaratıklar hafif altınıza yapmanıza neden olabilir ama sadece cool durarak devam edebilirsiniz.

İlk başlarda oyun oldukça zor başlıyor çünkü yaratıklar bir türlü ölmüyorlar. Şarjörler dolusu mermiyi boşaltıyorum. Sadece bir kolu kopuyor, diğer üç kolu hala bana doğru geliyor. Oyunun enteresanlığı aslında burada başlıyor. Düşmanlarınızın üzerinden çıkan ve etrafta saklanmış bazı materyalleri topladığınızda kendi silahınızı yapabiliyorsunuz ve bu silahı zamanla update edebiliyorsunuz. Oyunun sonuna doğru öyle intergalaktik beyin uçurucu bir silahım olmuştu ki tek atışla dev bir uzaylıyı notralize edebiliyordum!
 


 
Nerede kalmıştım uzayda enkazların arasında mekiği onardık ve sanırım buraya kadar oyun süresi 6 saati bulmuştu ve doğal olarak mekiğe binip dünyaya dönünce oyun biter diye tahmin ediyordum. Ama nerede… Ekipte aşık olduğumuz kadından bir fikir çıktı, dünyaya dönmeyelim, marker’ların gezegenine inelim ve onları yok edip her şeyi bitirelim. Of aman Allah’ım, oyun tam bitti dediğim yerde sadece 3/1′ ine geldiğimi gördüm. inanılmaz bir maceradan sonra gezegene indik ve uzaylılar ile kaynayan bir ortamda çok daha farklı görevlere başladık. İşte Dead Space’in en çok sevdiğim yönlerinden birisi sürekli sürprizlerle dolu olması. Sahnelerinden çok etkilendim. Hem insanların yaptığı ileri teknoloji sistemler, hem de uzaylıların aklından çıkan uçuk sistemleri görüyorsunuz. Görsellik çok etkileyici, silahlar harika, kostümleriniz ve oyun motoru sürükleyici. Bazı uzaylılar çok hızlı hareket ediyor, buna hiç alışamadım. Hikaye sizin değiştirebileceğiniz bir hikaye değil ama oldukça sürükleyici bir film edası var. Oyunda gereksiz big boss çatışmaları yok. Her şey dozajında gidiyor, tabi ki aralarda büyük ve neredeyse ölmeyecekmiş gibi duran dev yaratıklar var ama o kadar olması lazım. Kilitli bir çok kapının açılması için farklı bilmeceler ve şifreler çözmek lazım ama Tomb Raider gibi yetenek yarışmasına dönüşmüyor. Tekniği hemen kapıyorsunuz bunlarda…

 

Tadında yani .Senaryo modunda tek başınıza oynamanıza rağmen ekip ile işbirliği gayet güzel kurgulanmış. Sound derseniz özellikle yaratıkların sesleri tam bir ses tasarımı harikası. Hatta sonlara doğru ses şifreli kapılar çıkıyor karşımıza. Online oyun tam olması gerektiği gibi. İki kişi online bir misyonu oynayabiliyor, dünyanın farklı yerlerinden tanımadığım insanlar ile uzaylılara karşı oynadım tek başıma yarım saatte geçemediğim yerleri takım olarak gezinti şeklinde geçtik. Ben ortalama 20 saat oynadım ama konsantre olup oynandığında 15 saat gibi bir rakam mantıklı ve bir shooter için oldukça uzun diyebilirim.
 

 
Oyunda en çok rahatsız eden konulara gelirsek: düşmanların beyinsiz, hikaye gayet güzel ama bazen Türk dizileri gibi ilerlediği hissine kapılıyorsunuz ve ses mixi bazı yerlerde kötü. özellikle surround modda bazen duyulmuyor, bazen de fazla geliyor. Koop modunda senaryodaki heyecan biraz kayboluyor sanki ve sonlara doğru artık iyice aksiyona dönüşüyor.

En çok etkilendiğim noktalar ise görsellik ve inanılmaz ışık tasarımı, video sekanslarından oyuna direkt geçiş, çok başarılı bir navigasyon sistemi, yaratıkların iğrençliği, taktik özellikler ne az ne fazla. Mesela Crysis 3′ deki gibi taktiksel seçenekler arasında kaybolmuyorsunuz. Düşman üzerinize gelirken hangi silahı, hangi taktiği kullanayım derken yakalanmıyorsunuz.

Kısacası ben bitirene kadar bırakamadım ama bu bilim kurgu hastası olmamla da alakalı olabilir. Eğer hem uzayda geçen hem ilginç silahlarla durmadan ateş etmek hem de hafif korkmak istİyorsanız şu aralar bana göre en iyi seçenek. Bu nedenle puanı 8/10.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here