Technotoday-logo
  • Haber
    • Donanım
    • Yazılım
    • Otomobil
    • Foto Galeri
    • Sektör Haberleri
  • İnternet
  • Mobil
  • Oyun
  • Blog
  • Fotoğraf
  • İnceleme
  • Makale
  • Video
Sonuç yok
Bütün sonuçları göster
  • Haber
    • Donanım
    • Yazılım
    • Otomobil
    • Foto Galeri
    • Sektör Haberleri
  • İnternet
  • Mobil
  • Oyun
  • Blog
  • Fotoğraf
  • İnceleme
  • Makale
  • Video
Sonuç yok
Bütün sonuçları göster
Technotoday-mobile-logo
Sonuç yok
Bütün sonuçları göster

Ana Sayfa / Bakmak, Görmek, Yorumlamak: Yarım Asırlık Bir Fotoğraf Serüveni

Bakmak, Görmek, Yorumlamak: Yarım Asırlık Bir Fotoğraf Serüveni

Zeiss Ikon'la başlayan 50 yıllık fotoğraf yolculuğunda Celal Oflaz, mühendislik ve sezgiyi harmanlayan arşivini paylaşıyor bugün.

Burak Öz Yazar: Burak Öz
2 Ağustos 2026
Kategori: Fotoğraf
0 0
0
Bakmak, Görmek, Yorumlamak: Yarım Asırlık Bir Fotoğraf Serüveni
0
Paylaşım
Facebook ile PaylaşTwitter ile Paylaş

Babasının körüklü Zeiss Ikon makinesiyle başlayan fotoğraf yolculuğu, yıllar içinde Asya’dan Afrika’ya uzanan güçlü bir görsel arşive dönüştü. Mühendisliğin analitik yaklaşımını fotoğrafın sezgisel diliyle birleştiren Celal Oflaz ile; analog dönemden bugüne uzanan fotoğraf anlayışını, insan hikâyelerine bakışını ve “görmek” kavramını konuştuk.

Photoline: Fotoğrafla yolculuğunuzun babanızın körüklü Zeiss Ikon makinesiyle başladığını biliyoruz. O yıllardaki titiz fotoğraf çekim süreçleri ve stüdyo deneyimleri, bugünkü disiplinli sanat anlayışınızı nasıl şekillendirdi?

C. Oflaz: Evet o yıllarda negatif siyah beyaz film kullanıyor, filmleri yıkıyor, karanlık odada kâğıda basıyor idim. Bugünkü gibi aynı kareden çok sayıda alternatif çekemiyor, çektiklerimi anında göremiyor, filmi yıkadıktan ve de karta bastıktan sonra görebiliyor idim. Onun için çektiklerimin sonucuna bakarak onları değerlendirmek ve kendimi eğitmek, doğru değerlerde (enstantane, diyafram, filtre etkisi) çekim yapıp yapmadığımı irdelemek için çektiğim her fotoğrafın teknik değerlerini (manuel ayarlama yapılan enstantane, diyafram, ASA, beyazlık) not alırdım. Böylece hangi koşulda hangi değerleri kullanmam gerektiğini aklıma yazar idim.

Dolayısı ile o günlerde bir kareyi tek ya da (maliyet oluşturduğu için) en fazla iki kez çekme alışkanlığımı bugünlerde dijital çekim yaparken de devam ettiriyorum. Bir de zaten hataları Photoshop ve benzeri yazılımlar ile düzeltme şansımız var. Belki teknik ekipmanlar değişti, teknoloji gelişti; ama iyi fotoğrafın hâlâ dikkat, sezgi ve emek istediğine inanıyorum. O yüzden analog fotoğraf yıllarında yaşadığım titiz süreçler, bugünkü sanat anlayışımın temel taşlarından biri oldu.

Photoline: İTÜ’de Makina Mühendisliği eğitimi aldınız ve uzun yıllar sanayi sektöründe yöneticilik yaptınız. Mühendislikteki teknik bakış açısının, fotoğrafın kompozisyon ve teknik uygulama süreçlerine ne gibi katkıları oldu?

C. Oflaz: Mühendislikte, özellikle imalat işlemlerinde ölçülendirme milimetre ile hatta hassas mekanikte mikron ile yapılır. Ayrıca bir makina ya da parça tasarlanırken birtakım kriterler (boyut, paralellik, yerleştirme, renk vs.) gözetilir. Mühendislik, insana yalnızca teknik bilgi kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda sistemli düşünmeyi, detay okumayı ve problem çözme refleksini de öğretir, ışığı ve teknik ekipmanı daha analitik olarak değerlendirmekte yardımcı olur. Diyafram, enstantane, odak uzaklığı, ışığın yüzey üzerindeki davranışı gibi konuları sadece sezgisel değil, aynı zamanda fiziksel bir gözle kullanmaya fayda sağlar.

Bir süre çalışma sonrasında bu kriterler beyinde yer eder. Fotoğraf çekerken tüm bu kriterler otomatik olarak etkili olur ve kareyi şekillendirir. Parça ya da makina imalatında ürün çevreden bağımsız olarak ortaya çıkmalıdır. Bunun benzeri etkiyi (esas objeyi fondan ayırmak) özellikle portre fotoğraflarımda teleobjektifleri çokça kullanarak (alan derinliği ve uygun açıklıkta diyafram) elde etmeye çalışırım.

Photoline: 1978 yılında bir grup arkadaşınızla “Grup f”yi kurdunuz. Türkiye’deki fotoğrafçılık tarihinde bu tür bağımsız grupların sanatsal dayanışma ve gelişme açısından o dönemdeki önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

C. Oflaz: İlk fotoğraflarımı babamın körüklü Zeiss Ikon’u ile çekmiş idim. Sonralarda kuzenimin eşinden ödünç olarak aldığım “rangefinder” bir makine ile eş dost fotoğrafları çekmeye başladım. Bunlardan birinde bir arkadaşımın nişanında o makine ile birçok çekim yaptıktan sonra birisi beni makinanın önü kapalı diye uyardı. Tüm çektiklerim boşa gitmiş idi. Objektifin kapağını açtıktan sonra bir iki kare poz verdirip çektim. Bu olay benim için kendime TTL bir makine almak için ateşleyici oldu. İTÜ’deki son senemde idi, 24×36 formatlı ilk makinamı (Asahi Pentax Spotmatic 2) o yıllarda Sirkeci’de var olan birçok fotoğraf makine satıcılarından birinden satın alıp, içine siyah beyaz negatif film taktırdım. Makinayı alıp dükkândan çıktığımda yan tarafta bir restoran camına yaşlı sakallı bir tabela ressamının çalışmakta olduğunu gördüm ve birkaç kare ilk fotoğraflarımı çektim. Bu ilk fotoğrafımı bir yarışmaya yollamış idim. Yarışmada sergileme alınca mutlu oldum. Bu fotoğrafım bu sayfada “NO.1” olarak yer alıyor. İTÜ’den sonra İşletme İktisadı Enstitüsü’ne devam ettim. Burada tanışmış olduğum bir arkadaşımın önerisi ile İFSAK’ üye oldum. O yıllarda dernek olarak sadece İFSAK var idi. Dernek faaliyetlerinde siyaset etkisi oluşmaya başlamış idi ki yaklaşık 10 arkadaş dernekten ayrıldık ve “GRUP f” adı altında etkinliklerimizi yapmaya başladık. Bizim grup gibi başkaca gruplarda oluşmuş idi. Bunlardan hatırlayabildiğim 2 tanesi “FOG” ve “Grup 9” dir. Bu gruplarda ortak çalışmalar oluşturarak sergi ve gösteriler yaptık, fotoğraflarımızı grup içinde değerlendirmeler ile geliştirdik. Bu gruplardaki arkadaşlarımızdan fotoğraf dünyamızda tanınan isimler çıktı. Mart 2019 da ise üç grup 40 yıl sonra YOLDA başlığı altında bir sergi açtık.

Photoline: FOTOGEN’in kurucu üyelerinden biri olmanızın yanı sıra başkanlık görevini de yürüttünüz. Derneğin kuruluşunda Mehmet Bayhan ve Sami Güner gibi isimlerle yola çıkarken Türk fotoğrafını uluslararası düzeyde tanıtma vizyonunuz neydi?

C. Oflaz: Grup halinde yapılan çalışmalar hem sınırlı kalıyor, yaygın olmuyor hem de grup olarak kurumsal bir yapıya dönüşmek mümkün değildi. Uluslararası düzeyde etkinlik ve tanıtımlar yapabilmek için kurumsal bir kimlik gerekiyor idi. Bunun yanı sıra Türk fotoğrafına yaptığı katkı reddedilemeyecek olan rahmetli Mehmet Bayhan, FIAP ile ilişkiler için bir dernek kuralım fikrini öne sürmüş idi. O yıllarda bu amaçlar ile kurmuş olduğumuz FOTOGEN bugün artık kurumsal yapısını oluşturmuş olarak başarılı çalışmalara imza atmakta ve yeni üyeler ile büyümeye ve ses veren çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

Photoline: Çalışmalarınızı “Fotoğraf sadece bakmak değildir; bakarken görmek, görürken yorumlamaktır” sözleriyle özetliyorsunuz. Bu felsefe doğrultusunda, bir kareyi deklanşöre basıp “yorumlamaya” değer kılan o “an” sizin için tam olarak ne zaman oluşuyor?

C. Oflaz: Bu sorunuza hem kitabımın kapağında hem de sergi afişinde kullanmış olduğum Vietnam’lı çocuk “NO.2” fotoğrafımın oluşumunu anlatarak cevap vereceğim. Sa Pa -Vietnam sokaklarında yürüyerek dolaşırken birden bir dükkânın penceresinde bu çocuğu gördüm. Tipik bir Vietnamlı olan çocuk etrafa bakınıyor idi. Ben onu gördüm, oda beni gördü. Bir an göz göze geldik, benim elimde teleobjektif takılı makinam var idi. Çocuk parmağını ağzına götürerek beni makinam ile görünce bu adam ne yapıyor diye yorumlamaya çalışıyor idi. Tam o anlarda birkaç kez deklanşöre bastım. İyi fotoğraf sadece bakmak ve gördüğünü herhangi bir anda ve şekilde deklanşöre basarak kaydetmekle değil, yorum katabilecek doğru an ve konumda deklanşöre basmakla oluşuyor.

Photoline: 1985 yılında kazandığınız AFIAP (Artist of FIAP) ünvanı, o yıllarda Türk fotoğrafçılarının dünyadaki temsili açısından ne ifade ediyordu? Bu ünvan sanatsal motivasyonunuzu nasıl etkiledi?

C. Oflaz: AFIAP ünvanı kısa adı FIAP olan Uluslarası Fotoğraf Sanatı Federasyonu tarafından ve de belirlenmiş kriterleri sağlamak koşulu ile verilmektedir. Bu ünvanı alabilmek için federasyon üyesi dernekler tarafından düzenlenen fotoğraf yarışmalarında en az 30 sergileme ve/veya ödül alma koşulunu sağlamak gerekir. 1985 yılına kadar bu ünvanı alan toplam fotoğrafçı sayısı 15 idi. Bu yıllarda yarışmalara katılım posta yolu ile baskı ya da slayt yollayarak olabiliyor, bu da hem masraf hem de geri dönüş riski içeriyordu. Artık yarışmalara dijital fotoğraflar gönderildiği için bugün bu sayı tüm diğer FIAP ünvanları ile birlikte 700 leri geçmiş bulunmaktadır. Buradan 1985 yılına kadar Türk fotoğrafının Dünya’da temsilinin çok az, bugün ise epeyce çok olduğu yorumunu çıkartabiliriz. Yarışmalara katılmak oradan sonuç almak ve ünvana ulaşmak çabası sanatsal motivasyondan çok bir yarış havası oluşturmuş idi.

İlginizi çekebilir;  Su Altında Gece Fotoğrafçılığının Kuralları

Photoline: Asya’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Balkanlar’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada fotoğraf çektiniz. Farklı kültürlerdeki “insanı merkeze alan anlatılarınızda”, o coğrafyanın ruhunu bir yüzün çizgilerine sığdırmayı nasıl başarıyorsunuz?

C. Oflaz: Benim fotoğraflarımın merkezinde çoğu zaman “insan” var; ama aslında o insanla birlikte yaşadığı coğrafya, tarih, iklim ve hayat deneyimi de kadrajımın içinde yer vermeye çalışıyorum. Bir yüzü yalnızca biyolojik bir portre olarak görmüyorum. O yüzde; yaşanan sokaklar, inanılan değerler, yorgunluklar, sevinçler, göçler, emekler, bazen savaşlar bazen de umutlar yansıyor. Asya’da bir çocuğun bakışıyla, Afrika’da yılların izini taşıyan bir yüz arasında teknik olarak büyük farklar olabiliyor; ama ikisinin de ortak noktası “hikâye”leri. Ben o hikâyeyi zorla almaya çalışmıyor, önce bulunduğum yere ait havayı anlamaya çalışıyorum. İnsanlarla vakit geçirmek, konuşmak, bazen sadece sessizce aynı ortamı paylaşmak çok önemli oluyor. Çünkü fotoğraf çekmekte, karşıdaki insan sizi kabul   ettiği anda problem çıkmıyor. Bir coğrafyanın ruhunu bir yüzün çizgilerine sığdırabilmek için önce o coğrafyaya karşı önyargısız bakmaya çalışıyorum. Turistik olan değil de, gündelik hayatın peşine düşüyorum. Bir pazardaki bekleyiş, bir kahvehanedeki dalgınlık, bir annenin çocuğuna bakışı… Bunlar bana ülkelerin resmi anlatılarından daha fazla şey söylüyor. Yüz çizgileri de tam burada anlam kazanıyor; çünkü insanın yaşadığı hayat, zamanla yüzüne yazılıyor. Sonuç olarak benim için fotoğraf tam olarak bu yüzden hem belge hem de duygusal bir tanıklık taşıyor.

Photoline: “Bakmak Görmek Yorumlamak” başlıklı serginizi eski Mimarlar Odası başkanı C. Sami Yılmaztürk anısına düzenlediniz. Bu anlamlı serginin bir “hafıza ve vefa etkinliği” niteliği taşıması sizin için ne anlam ifade ediyor?

C. Oflaz: Bazı isimler vardır; yalnızca meslekleriyle değil, duruşlarıyla, düşünce dünyalarıyla ve çevrelerine bıraktıkları izlerle yaşamaya devam ederler. Böyle insanların ardından yapılan her kültürel etkinlik, aslında bir hatırlama biçimidir. Mimarlık ile fotoğraf arasında görünenden daha güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. İkisi de “bakmayı” gerektiriyor. Bir mimar mekânı nasıl yorumluyorsa, fotoğrafçı da hayatı öyle yorumluyor. C. Sami Yılmaztürk’ün düşünsel birikimi ve yaşam yaklaşımının böyle bir sergide anılması bu yüzden benim için ayrıca anlamlı idi. Sonuçta bu etkinliği yalnızca bir sergi olarak değil; geçmişle bugün arasında kurulan bir köprü, bir hatırlama ve teşekkür biçimi olarak gördüm. Çünkü kültürel hafızayı canlı tutan şey biraz da bu tür vefa buluşmalarıdır.

Photoline: 101 fotoğraftan oluşan “Bakmak Görmek Yorumlamak” kitabınızda, çeyrek asrı aşan bir görsel arşivi bir araya getirdiniz. Onca kare arasından bu seçkiyi yaparken hangi kriterler sizin için belirleyici oldu?

C. Oflaz: Kitabımı oluştururken benim için en zor süreçlerden biri seçim aşaması oldu. Mesele sadece “iyi fotoğraf” seçmem değil; bir düşünce bütünlüğü kurabilmemdi. Çünkü çeyrek asrı aşan zaman diliminde oluşmuş bir arşivim oluşmuş ve her fotoğrafın arkasında ayrı bir hikâye, ayrı bir yolculuk, ayrı bir duygu vardı.

Bir fotoğraf teknik olarak güçlü ya da ne kadar estetik olursa olsun, eğer bir duygu taşımıyorsa ya da izleyicide bir düşünce uyandırmıyorsa bence yetersizdir. Bu nedenle seçimlerimde en belirleyici kriterlerden biri, fotoğrafın bir “hikâye” anlatabilmesi, yalnızca görüneni değil, görünmeyeni de hissettirebilmesiydi. İkinci olarak kitabımın bir ritmi olmasına dikkat ettim. Çünkü bir fotoğraf kitabı, tek tek karelerin toplamından daha fazlası olmalı; kendi içinde görsel bir akış kurmalıydı.

Ayrıca tekrar duygusundan kaçınmak önemliydi. Benzer duyguyu ya da benzer kompozisyonu taşıyan fotoğraflar arasında eleme yaparken, her karenin kitapta yeni bir pencere açmasına dikkat ettim. Bir fotoğrafın diğerini tamamlamasını ama gölgelememesini istedim.

Son olarak seçimimde kişisel hafızam da etkili oldu. Bazı kareleri yalnızca estetik değeri nedeniyle değil, çektiğim anın tanıklığını taşıdığı için kitaba koydum. Çünkü bu çalışma benim için sadece bir fotoğraf albümü değil; aynı zamanda yıllar içinde biriken gözlemlerin, karşılaşmaların ve insan hikâyelerinin görsel hafızası niteliğinde olacaktı. Kitaptaki her kareyi, bakmanın yetmediği; görmenin ve ardından o gördüğünü yorumlayabilmenin gerektiği anlayışla bir araya getirmeye çalıştım.

Photoline: 2023 yılında profesyonel iş hayatınızı sonlandırıp tamamen fotoğrafa odaklandınız. Yaklaşık 50 yıllık bir birikimle, bugün vizörden dünyaya bakarken geçmişe kıyasla neler değişti? Genç fotoğrafçılara “görmek” üzerine ne tavsiye edersiniz?

C. Oflaz: 2023 yılındaki bu kararım benim için yeni bir başlangıçtan çok uzun yıllardır içimde büyüyen bir yolculuğun doğal devamı oldu. Yaklaşık elli yıllık birikimime dönüp baktığımda, değişen en önemli şeyin teknoloji değil, “bakış derinliği” olduğunu düşünüyorum. Çünkü yıllar geçtikçe insan yalnızca daha fazla fotoğraf çekmiyor; aynı zamanda hayatı, insanı ve zamanı farklı okumaya başlıyor.

Gençlik yıllarımda daha çok “anı yakalama” heyecanı vardı. Yeni bir yere gitmek, farklı yüzler görmek, teknik olarak iyi kareler elde etmek ön plandaydı. Zamanla şunu fark ettim: İyi fotoğraf sadece hızlı refleksle değil, hayatla kurduğunuz ilişkiyle ortaya çıkıyor. Bugün vizörden baktığımda artık yalnızca estetik bir görüntü aramıyorum; o sahnenin sessizliğini, gerilimini, geçmişini ya da insani tarafını da hissetmeye çalışıyorum.

Eskiden fotoğrafı biraz daha “görüntü üretmek” olarak düşünüyordum, şimdi ise onu bir anlama ve tanıklık biçimi olarak görüyorum. Belki yaş aldıkça insan daha sadeleşiyor. Daha az ama daha yoğun anlatan karelerin peşine düşüyorsunuz. Bir yüz çizgisi, bir el hareketi, bir bekleyiş anı artık bana çok daha fazla şey söylüyor. Çünkü fotoğrafın gücünün bazen gösterdiğinden çok, hissettirdiğinde saklı olduğunu düşünüyorum.

Bugünün dünyasında teknik imkânlar inanılmaz ölçüde gelişti. Herkes çok hızlı şekilde fotoğraf üretebiliyor. Bu büyük bir avantaj ama aynı zamanda bir risk de taşıyor. Çünkü görüntü çoğaldıkça, gerçekten “görmek” zorlaşıyor. Ben genç fotoğrafçılara önce yavaşlamalarını tavsiye ederim. Bir yere gidince hemen deklanşöre sarılmak yerine önce çevreyi hissetsinler. Işığı izlesinler, insanları gözlemlesinler, sessizliği dinlesinler. Çünkü iyi fotoğraf çoğu zaman aceleyle değil, dikkatle ortaya çıkar.

Ayrıca çok fotoğraf görmek kadar, hayatı görmek de önemli. Sadece sosyal medyadan beslenen bir göz bir süre sonra birbirini tekrar eden görüntüler üretmeye başlıyor. Edebiyatla, sinemayla, müzikle, seyahatle, insan hikâyeleriyle beslenmek gerekiyor. Çünkü fotoğraf makinesi aslında gözden önce zihnin ve ruhun uzantısıdır.

“Bakmak” ile “görmek” arasındaki fark burada başlıyor. Bakmak fiziksel bir eylem; görmek ise fark etmek, anlamak ve yorumlamak. Genç fotoğrafçılara en büyük tavsiyem şu olurdu: Önce insanı anlamaya çalışsınlar. Çünkü teknik bilgi öğrenilir, ekipman değişir, trendler geçer; ama insanı gerçekten görebilen bir göz, zamanın ötesinde fotoğraflar üretebilir.

Burak Öz

Burak Öz

Technotoday.com.tr İçerik Editörü

Yorum Yap

Popüler İçerikler

One UI 9.5
Mobil

One UI 9.5 İlk Kez Samsung Galaxy S27 Ultra’da Görüldü

2 Ağustos 2026
Televizyon Çağı Fotoğrafı Nasıl Etkiledi?
Fotoğraf

Televizyon Çağı Fotoğrafı Nasıl Etkiledi?

2 Ağustos 2026
Bakmak, Görmek, Yorumlamak: Yarım Asırlık Bir Fotoğraf Serüveni
Fotoğraf

Bakmak, Görmek, Yorumlamak: Yarım Asırlık Bir Fotoğraf Serüveni

2 Ağustos 2026
Kolaylık ve Esneklik Sağlayan Bluetooth Kulaklık
Fotoğraf

Kolaylık ve Esneklik Sağlayan Bluetooth Kulaklık

2 Ağustos 2026
Eğitimde Fark Yaratan Teknolojiler
Fotoğraf

Eğitimde Fark Yaratan Teknolojiler

2 Ağustos 2026

Barındırma Altyapı Sponsoru

GüzelHosting

Kategoriler

  • Blog
  • Donanım
  • Foto Galeri
  • Fotoğraf
  • İnceleme
  • İnternet
  • Makale
  • Mobil
  • Otomobil
  • Oyun
  • Sektör Haberleri
  • Teknoloji Haberleri
  • Video
  • Yazılım

Son Haberler

One UI 9.5

One UI 9.5 İlk Kez Samsung Galaxy S27 Ultra’da Görüldü

2 Ağustos 2026
Televizyon Çağı Fotoğrafı Nasıl Etkiledi?

Televizyon Çağı Fotoğrafı Nasıl Etkiledi?

2 Ağustos 2026
  • Kariyer
  • Künye
  • Hakkımızda
  • Telif Kuralları
  • Gizlilik Sözleşmesi
  • İletişim

© Tüm Hakları Saklıdır.

Welcome Back!

Profilinizi aşağıya girin

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi yenilemek için kullanıcı adı ya da e-posta girin

Giriş Yap
Sonuç yok
Bütün sonuçları göster
  • Haber
    • Donanım
    • Yazılım
    • Otomobil
    • Foto Galeri
    • Sektör Haberleri
  • İnternet
  • Mobil
  • Oyun
  • Blog
  • Fotoğraf
  • İnceleme
  • Makale
  • Video

© Tüm Hakları Saklıdır.