Ana sayfa Makale Can Burak Bizer

Can Burak Bizer

126
0
“İnteraktif reklam ajansı” ile “dijital reklam ajansı” tanımları arasında ne gibi farklar var? Net bir ayrımdan söz edilebilir mi? Ve siz kendinizi hangi tanımlamaya dahil ediyorsunuz?
Aslına bakarsanız anlamsal açıdan çok büyük bir fark yok. Yakın kavramlar, ama aynı şey değil tabi ki. İnce bir ayrım söz konusu… Konu, daha ziyade tanım ve anlam kargaşasından ortaya çıkıyor. Aslında bu seriye “online reklam ajansı” lafını da ekleyebilirim. 2FRESH nerde duruyor derseniz, “dijital reklam ajansı” olarak ifade etmem gerekir. Dijital, diğer ikisini de kapsayan daha geniş bir küme. İşin içinde interaktif ve online olmayan diğer dijital işler de giriyor…

2FRESH İstanbul”u 2003″te kurdunuz.  Bu fikir nasıl ortaya çıktı? İnternet, teknoloji, interaktivite ve dijitalizm gibi temellere oturan bir yapıyı Türkiye”de kurmanın ve yürütmenin zorlukları oldu mu?
90″larda “Don Kişot” durumundaydık açıkçası… Tasarım yerine yazılım ve IT şirketleri vardı. Ve konu web sitesi yapmaktı. 90″ların sonunda reklamcılık İnternet”i evlat edinince işin rengi değişti. Web, tasarım ve reklam ile kaynaştı. Tabi bu süreç yıllar aldı. 2003″te bu süreç henüz tamamlanmamıştı. Ama biz önümüzü görüp bu alanda ilerlemek kararı aldık. Zaman bizi haklı çıkardı.
Diğer taraftan 2000″lerden başlayarak Telekom altyapısıyla birlikte, cep telefonu ve İnternet kullanım oranı da ciddi bir artış gösterdi. İnternet ile yetişen, yaşayan insanlar işlerin başına geçmeye başladı. Tabi bu bir süreç, halen yaşıyoruz. Yarın, daha da parlak olacak. Bu öngörümü US, UK gibi gelişmiş pazarlara bakarak da değerlendirebilirsiniz. Bugün dijital, yarın daha da dijital olacak!
 

Sosyal medya ve sosyal iletişim ağları son dönemin öne çıkan gündem maddeleri…
Siz bu sosyal iletişim ağlarının ve alt yapılarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Tüm bu mekanizmanın altında İnternet”in temel felsefisini oluşturan “bağlantı” ya da başka bir deyişle “ağ” (web) mantığı yatıyor. Zaten İnternet ağ üzerine kuruldu. Ancak 2000″lerin başından beri bir türlü gerektiği gibi bağlanamadı. Sonuçta bağlantı demek sadece hyperlink demek değil. Daha derin bir konu. Bunun sebepleri çeşitli, girmeyeceğim. Ama şimdi kapılar aralanıyor. Hem insanlar, hem de network”ler birbirine bağlanıyor. Olması gereken de buydu.
Gündelik hayatımıza bir bakalım… Daha yeni-yeni blogumuz ve Facebook”umuzu ya da Linked-in profilimizi bağlayabiliyoruz. Flicker”daki fotolarımızı Blogger”daki sayfamıza getirmek ise halen zahmetli bir süreç. Ya da Facebook status”ümüzü güncelleyince Linked-in”i de açıp ayrı bir şey girmemiz gerekiyor. Bir açıdan bunlar farklı yüzlerimizi yansıtan network”ler. Ama pratikte hep sıkıntı var. Yanlış anlaşılmalar ve hatalı bilgilendirme var hep… Daha detaya girmem gerek yok, nasılsa hepimiz yaşıyoruz…
Bu bağlanma niche alanlara odaklana devasa sitelerin de önünü açacak. Ve gitgide daha özel konulara hitap eden niche network”ler ortaya çıkacak. Network”ler önümüzdeki  dönemde birbirleriyle daha da rahat konuşacaklar. Her yerde profil oluşturmamıza, her bilgiyi kopyalayıp-yapıştırmamoza ya da bir sitede güncel bir sitede eski bilgiler sunmamıza sağlıklı ve pratik çözümler gelecek.
öte yandan takip edemediğimiz bir bilgi akışı ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu bilgi bizi boğuyor, sıkıyor… üstümüze geliyor. çünkü nerdeyse her şeyden haberdar oluyoruz. Oysa bu bizim yaradılışımıza ters. Aslında Facebook”taki her bir arkadaşımızın ne yaptığı bizi bir noktada o kadar da ilgilendirmiyor. Diğer yandan önemli şeylerden de haberdar olmak istiyoruz – bu nokta çözülmesi gereken en kritik konu… Ya da onlar bizi an be an takip etmiyorlar. Bir ilgi şımarıklığı yanılgısı içinde yaşıyoruz. İşte, sanal dünya…
 

 

 

 
Genel olarak reklamverenin online tarafa ilgisini nasıl görüyorsunuz?

Ya ürkek! Ya da bilinçsiz! Ama bu görüm genel bir tanımlama için geçerli. Her şeyden önce online dünyanın kendine özgü dinamikleri var. Reklamveren bu dinamikleri bir-bir bilmek zorunda değil; bu bizim işimiz. Ama bunu anlamak ve kabul etmek durumunda… O nedenle 2FRESH gibi bu konuda uzmanlaşmış ajanslar var. Ve yine bu nedenle uzmanlaşmış ajanslar çok daha yüksek verim ve etki sağlayan işlere imza atıyorlar.
ürkeklik ise zamanla ve somut faydayı görerek reklamverenin üzerinden atabileceği bir boyut. Doğru ve getirisi yüksek proje yaparak aşılabilecek bir konu. Ama yanlış ajans seçimleri, yanlış proje tercihleri ile kötü deneyimler yaşandıkça bu alanda ilerleme kaydetmek çok zor. çözüm mü? Reklamverenin iyi, ama en iyi ajanslarla çalışması. Ancak o zaman gerçek faydayı yakalayabilir ve mecranın avantajlarını kullanabilir.
 
Kriz, online reklamları nasıl etkileyecek sizce?
Markalar iletişim yapmak zorunda. Tüketici bireysel boyutta harcama yapmayabilir; ama marka yapmak zorunda. Kriz ortamı bazıları için kıtlık bazıları için de bolluk demektir her zaman.
Kriz ortamında “değer” kavramı çok aha fazla ön plana çıkıyor. Artık boşa atılacak kurşun yok. Her adımın bir bedeli olduğunun – hiç olmadığı kadar – farkında Reklamveren. O nedenle verimi yüksek olan online reklam kriz döneminde bilinçli reklamverenin elinde çok önemli bir silah. Bilinçsizce saldıranlar ise, iyi ajanslarla çalışmadıkları takdirde işin sonunda hüsran ve hayal kırıklığı yaşayacaklar. Suçlu online reklam değil; yanlış tercihler olacak. Bu ayrımın bilincinde olmak lazım.
 
Sizce bir mecra olarak internet, geleneksel mecraları ne zaman geçer?
Mecralar arasında bir rekabete inanmıyorum. Her bir mecra bir araç… Bu tornavidanın yerini ne zaman çekiç alır gibi bir durum aslında… Her bir aracın doğru yeri ve zamanı var. Biz doğru ve toplam çözüme odaklanıyoruz her zaman.
İnternet önümüzdeki 5 sene içinde daha da güçlenerek mainstream bir yer alacak – Türkiye pazarı için konuşuyorum tabi. Bu daha ziyade reklamverenin algıları ile bir konu. Şu an da güçlü. Ama gereken önem verilmiyor. Yavaş yavaş olacak…
 
Dijital mecra hızla gelişiyor. Şu anda web 2.0 dönemini yaşasak da web 3.0, hatta web 4.0 kapımızda. Bu yeni dönem beraberinde sizce ne getirecek?
Numaralar kafa karıştırıcı… Pazarlama oyunları… Bilgi düzeyi düşün insanlara paket bilgi aktarabilmek için… Bir anlamlandırma aslında… İşe yarasa da ben tercih etmiyorum… 2.0 bana daha ziyade futbol maçı skorunu anımsatıyor. Hep bir “kim kazanmış” sorusu geçiyor kafamdan… Şaka bir yana, başkalarının kalıplarına ihtiyaç duymuyorum. Projelerin gereklerini çözümlemek önemli çünkü… 2 tip bilgi vardır: Genel ve özel. Değerli olan özel bilgidir. Ne de olsa Web 2.0 nedir her yerde yazıyor…
Gelecek “web” mantığının yeniden şekillenmesi, bilgi akışı ve bağlantı üzerine şekilleniyor. Buzdolabımız hala daha süpermarketle konuşmuyor. Bekliyoruz… Ya da hala daha 80″lerin mouse”ları ve arayüzleri ile çalışıyoruz. Yeni bir şey yok… Henüz network siteleri bile birbiriyle konuşmuyor. İhtiyaçlar basit,  ama çözümlerin zamana ihtiyacı var…
 

 

 

  Web platformundaki gelişim web 2.0, web 3.0 gibi tanımlamalarla ayrıştırılmaya çalışılırken, Online reklamcılığı Advertising 2.0 diye tanımlar mıydınız? Ya da tanımlamak sizce doğru olur mu?

Dediğim gibi, ben numaralandırmadan yana değilim. Mesela, Kavuna “Karpuz 2.0” diyor muyuz? Tabi, dersek de olur, ama Kavun daha iyi anlatıyor. çünkü aynı aileden de gelseler o farklı bir meyve. Bu yaklaşımım Dijital Reklamcılık için de geçerli.

İnterneti ana iletişim kanalı olarak kullanmanın avantajları ve dezavantajları sizce nelerdir?
Taş yerinde ağırdır! Doğru insanlara doğru şekilde seslenmek ve insanları kucaklamak işin özü… İnternet de gençlere, çalışanlara ve eğitimlilere seslenmek için biçilmiş kaftan. İnsanları kucaklamak için de hedef kitle nerdeyse, biz de orda olmalıyız. İnternet, sokak, dergi… Hiç fark etmez…

 

Müşteri için mi, müşteriye rağmen mi çalışıyorsunuz? İş satma kavramını dijital bir reklam kampanyası oluştururken ve bu kampanyayı satarken sizi ne yönde etkiliyor?
2FRESH sizin deyiminizle müşteri için çalışır. Müşteriye rağmen reklam ajansı olunmaz. Sanatçı olursunuz, protest bir kişiliktir… Bir duruştur, bir tercihtir… Biz müşteri olarak görmeyiz. Her marka bizim için bir partnerdir. Zaten, 2FRESH her zaman partnerinin yanında yer alır. İyi günde kötü günde… Başarı ortaktır, aslına bakarsanız ödülün çoğu da markanındır zaten…

“Kusurlarını söyleyen marka, öne geçer.” Sözüne inanır mısınız? Dijital iletişim kanalları, kusurlarını kabul eden markaları öne geçirebilecek güçte midir sizce?
İnandırıcılık ve samimiyet kurmak açısından mantıklı bir yaklaşım… Ama söylediğiniz kusur ve gidermek için ne yaptığınız asıl önemli konu… Bir de hedef kitlenizin zihinde yarattığı anlam. Siz kusuru söyleyince takdir ve saygı mı görüyorsunuz, yoksa mide mi bulandırıyorsunuz. Arada çok ince bir çizgi var.
İnternet”te tüm kusurlar ortada. Herkes tecrübesini yazabiliyor. Nerdeyse tam demokratik. Eğer ürününüzde bir kusur varsa, zaten birileri çoktan söylemiş oluyor. Size asıl düşen görev çok hızlı ve etkili kriz yönetimi. Eğer marka olarak bunu yapamazsanız, o zaman ciddi zarar görürsünüz.

Sektöre nasıl girdiniz? Sektöre girme kararınızı etkileyen reklamcılar oldu mu?
Ben web sitesi tasarlayarak bu işe bulaştım. Ama yazılım tarafında olmadım, grafik ve arayüz tarafındaydım hep. 90″ların sonunda reklamcılık web dünyasını evlat edinince de otomatik olarak bir geçiş oldu. Reklamcı dostlarımla çok keyifli fikir alışverişlerimiz oldu özellikle bu geçiş döneminde. Her şey havada uçuşurken yol bulmak zordu tabi
 

  önümüzdeki 10 yıl içerisinde 2FRESH”i nerede görüyorsunuz?
2FRESH”i Türkiye”deki dijital reklam ajansları içinde zirvede tutmaya devam edeceğiz. İşimizi, becerimizi ve yarattığımız değeri gösteren büyük projeleri tercih ediyoruz. Bu eğilimiz sürecek. Diğer ajansların yapamayacağı işler için tek adres olmayı hedefliyoruz. Sıradan işler zaten bize göre değil. Yine pek çok ilke imza atmaya devam edeceğiz… Bir yandan da uluslar arası açılımlarımıza hız veriyoruz. Birkaç yıl içinde Londra”daki faaliyetlerimiz de nispeten oturmuş olacak. 10 Yıl sonra 2FRESH”in 4 kıtada iş üreten bir bağımsız uluslararası ofis olacağının müjdesini şimdiden verebilirim size.
Gelecekte internet reklamcılığı adına bizi neler bekliyor olacak?
Gelecekte de taze, yani yapılmamış, farklı, sıra-dışı çözümlere olan ihtiyaç var olmaya devam edecek. Neyse ki, İnternet reklamcılığı teknoloji üzerine inşa ediliyor ve ger geçen gün yeni bir gelişme bize yeni kapılar aralıyor. iPhone bunun güzel bir örneği. 2 sene önce kimse bilmezdi iPhone aplikasyonunu…
 
Online “beyin fırtınası” olur mu sizce?
Evet. Yapıyoruz zaten. Tabi online deyince, bu işin de kendine has incelikleri var tabi…

İnternet girişimcilerine ne önerirsiniz?
Ekip kurmalarını. Sadece site yapmaktan ibaret değil. Yanı sıra yönetim, finans, pazarlama, insan kaynakları, ve daha pek çok konuyu düşünüp planlamaları lazım. İş modeli, iş planı gibi konulara kafa yormaları lazım… Dışarıdan site olarak gördükleri pek çok projenin buz dağının su üzerinde kalan bölümü olduğunun farkına varmaları lazım. Asıl iş, suyun altındaki bölümde…
 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here