Ana sayfa Makale Büyük Ufuklar

Büyük Ufuklar

260
0

 

Miks, mastering ve kaliteli sound dendiğinde ülkemiz müzik endüstrisinde akla gelen ilk isimlerden olan Barış Büyük, merak ettiğimiz soruları cevapladı. Miks ve mastering”e bakış açısı,
kullandığı ekipmanlar, sound olarak tercihleri, kendine has teknikleri… İşte Büyük”ün kendi ağzından müzikal dünyası.  

Sound: Bize tüm detaylarıyla stüdyonuzu ve çalıştığınız sistemi anlatabilir misiniz?

Barış Büyük: Sarı Ev”in kayıt stüdyosu ile benim mix ve mastering yaptığım odalar birbirinden bağımsızdır. Kayıtları gerçekleştiren arkadaşımız Emirhan”ın da tercihleri doğrultusunda, genel olarak kayıtlarımızı mümkün olduğu kadar natürel almaya gayret gösteriyoruz. Odamın akustik düzenlemesi Auralex firmasının önerileri doğrultusunda yine onların akustik panelleri kullanılarak yapılmıştır.
Kullandığım ekipmanların tamamını çok özenle seçtim diyebilirim. Zaman zaman bazı ürünlerde değişiklikler (keyfi veya gerek duyduğumdan) yapsam da, çoğundan vazgeçebileceğimi pek zannetmiyorum…

Dijital bir ortamda çalışıyorsanız, özellikle AD/DA çeviricilerinizin kalitesi son derece önemlidir ve Benchmark çeviriciler gerçekten fiyatlarının çok üzerinde ses kalitesine sahip. Ayrıca Benchmark DAC1″in üzerinde bulunan kulaklık amplifikatörü ve pre-amp devresi de (volume control)  çok kaliteli. Bu ürünü high-end hifi dinleyicileri de bu özellikleri yüzünden hem ülkemizde, hem de yurt dışında tercih etmektedir.
Dijital ortamda çalışıyorsanız dikkat etmeniz gereken bir husus da “clock”ınızın düzgün olmasıdır. Apogee Big Ben bu konuda başarılı bir ürün.

Manley Variable-MU, vazgeçemediğim ve hem mix”lerimde, hem de mastering de kullandığım bir compressor. Compress etkisini neredeyse hiç belli etmiyor. Sektörde özellikle “lambalı” olup da bu kadar az gürültüye ve transparan bir sese sahip compressor bulmak gerçekten zor. Bu sebeple de tüm dünyada ciddi mix ve mastering stüdyolarının tamamında Manley Variable-MU”yu görmeniz mümkün. Manley”i aldıktan sonra ilk mix”im sırasında kendi kendime şunu demiştim; “ilk almam gereken ürün buymuş, bu kadar zaman neden bekledim!” ? Vari-MU, mix sırasında “mix-buss” a konulduğu takdirde, tüm enstrümanları birbirine yapıştırıyor. Sanıyorum beni en çok etkileyen özelliği de bu oldu. Mastering”de de kullandığım için özellikle “mastering versiyonu”nu tercih ettim. Mastering versiyonu, ayarları çok daha hassas ve keskin bir şekilde yapmama müsade ediyor.
Summit EQ”ları ilk olarak 1999 yılında ‹ngiltere”deki Metropolis Mastering stüdyolarında Ian Cooper kullanırken gördüm. Sanıyorum oraya Türkiye”den ilk işi de o dönemde ben ve daha sonra Ozan çolakoğlu ile birlikte Sarı Ev”i kuracağımız aranjör arkadaşımız özgür Buldum ile götürmüştük. Metropolis, bizden sonra da Türkiye”deki işlerde mastering için çok kullanıldı. Summit”lerin özellikle tiz frekanslardaki yumuşaklığı çok hoşuma gitmişti –hala da çok severek kullandığım EQ”dur.

Weiss EQ1-MK2, sinyal zincirime yeni katılan bir üründür. Yine tüm dünyada ciddi mastering stüdyolarında mutlaka göreceğiniz bir üründür. özellikle mastering sırasında analog EQ ve compressor zincirimden sonra Brickwall Limiter”a gitmeden evvel son rötüşları yapma konusunda eksiğim vardı. Bu açığı bu ürünle kapatabileceğimi uzun zamandır biliyordum ve sonunda sinyal zincirime katıldı! EQ1″nın en önemli özelliklerinden birisi de üzerinde dahili MS encode/decode özelliği olması. Bu sayede ses sinyalinin sadece orta (center) veya sol/sağ kanallarına müdahele edilebiliyor. örneğin vokal, mix içerisinde çok tiz ve EQ ile tiz vokale müdahele etmek istiyorsunuz. Normal bir EQ”da bu işlemi yaptığınızda sol ve sağ kanallara da müdahele edeceğinizden, tüm müziğin tiz frekansları vokal ile birlikte azalır. Weiss”de bu size seçenek olarak sunuluyor ve sadece vokal”in (daha doğrusu tam ortada bulunan herşeyin –ki genelde mix”lerde ortada vokal harici kick, bas, snare gibi enstrümanlar yer alır) tiz”lerini kısma imkanınız olabiliyor –tam sol ve sağ kanallara dokunmadan! Veya tam tersi olarak, sadece sol ve sağ kanallara ortaya dokunmadan bu uygulamayı yapabiliyorsunuz. Mastering aşamasında pratik olması sebebi ile vazgeçilmez bir özellik!

Kullandığım Vitalizer, SPL”in en üst modelidir ancak her zaman kullandığım bir ürün değil. Kullanmam gereken zamanlarda ise gerçekten hayat kurtarıyor! özellikle çok mat veya canlılık eksikliği olan mix”lerde (veya mix sırasında kötü kayıt edilmiş ve üst frekanslarda problemi olan seslerde) inanılmaz esnekliği sayesinde istediğim sesi yakalamama yardımcı oluyor.

Waves L2 hardware, yine tüm dünyada “brickwall limiter” konusunda standart olmuş bir ürün. Bu ürünü özellikle tercih etme sebebim, limiter olarak çalıştığında seste bozulmayı diğer markaların ürünlerine göre çok daha az yapıyor olması.

Dinleme olarak 3 farklı hoparlör kullanıyorum;

Mini: Avantone MixCubes”ler stüdyolarda klasik olmuş Auratone 5C”nin geliştirilmiş replikası. Bu hoparlörlerin orta frekans detayı hiçbir hoparlörde yok! Böyle olmasının da birçok sebebi var; kapalı kabin tasarımı, crossover olmaması, çok alt frekanslara inmemesi, tek sürücüye sahip olması gibi… Yurt dışında neredeyse tüm stüdyolarda görebileceğiniz bu hoparlör sayesinde mix”lerimde özellikle orta frekanslarda oluşan problemleri rahatlıkla çözüyorum. Bir de kick, bas gibi alt frekanslara sahip enstrümanların dengesinde bana çok yardımcı oluyor. Yaptığım mix”lerin TV, iPod, vs gibi dinleme ortamlarında nasıl duyulacağını da net bir şekilde veriyor. Her nedense 5C”ler üretildiği dönemlerde Türkiye”ye pek getirilmediğinden, ses mühendisi arkadaşlarımızın bir çoğu bu hoparlörlere çok yabancı. Oysa dediğim gibi yurt dışında Yamaha NS10m”ler kadar klasikleşmiş bir hoparlör. Bu hoparlörleri Trends Audio TA10 model dijital amplifikatör ile sürmekteyim.

Midi: Benim vazgeçemediğim hoparlörler; Yamaha NS10m(gülüyor). üretimi duran beyaz göbekli bu hoparlörler ile ilgili çok yorum yapıldı sektörde ve hala yapılmakta. Kimileri nefret eder, bunlarla çalışmayı çok anlamsız bulur. Kimileri çok sever, onlarsız yapamaz (benim gibi). Bu hoparlörlerin kağıt sürücülere sahip olması, onları çok hızlı ve müzikal yapıyor. Aynı Auratone MixCubes”ler gibi, bu hoparlörler de kapalı kabin tasarıma sahipler. Bu tasarımın da bir takım avantajları var. Mesela port”lu tasarımlardaki (ki pro sektördeki çoğu hoparlör portlu tasarıma sahiptir) ana problem; hoparlörün alt frekans cevabını port”lar sayesinde aşağıya çekebilmek adına bas sürücüden alınan ses belli bir frekansa sabitlenerek rezone ettirilir ve bu rezone ettirilmiş -örneğin 80 Hz- duyumda “peak” yapar . Bu da doğal olarak yanlış duyuma sebep olur (özellikle o frekans ve çevresinde).

Aslında bu tasarım evlerde ufak hoparlörlerden daha fazla bas elde edilebilmek amacı ile bulunmuştur ve biraz da “göz boyar” (gülüyor). Yamaha NS10m (ve MixCubes) tamamen kapalı kabin tasarımına sahip olduğu için alt frekans cevapları kendi boyutlarındaki portlulara göre daha az olmasına rağmen, düşük-orta (low-mid) ve orta (mid) frekans detayları alt frekanslarda şişme olmadığı için çok daha iyidir. Zaten hala özellikle yurt dışında bir çok mix mühendisi tarafından tercih ediliyor olmasının altında yatan sebepler de bunlar. NS10m”lerimi Bryston 3B amplifikatör ile sürmekteyim. Ve benim odama gelen her müzisyen arkadaşın ilk söylediği “NS10m”ler hiçbir yerde böyle gelmiyor, nedir sırrı?” oluyor. Sırrı, kaliteli ve güçlü amplifikatörde!

Sound: Yaptığınız miksler ve mastering”lerde hangi teknikleri uyguluyorsunuz?

Barış Büyük: Miks ve mastering”de uyguladığım teknikler aslında şarkıdan şarkıya çok değişiyor. 

Kısaca anlatmam gerekirse; mix”lerimi Protools”un içinde gerçekleştiriyorum. Ancak mix çıkışım analog sinyale çevriliyor ve oradan Summit EQ (genelde bypass konumundadır ve sadece “lamba”ları devrededir) ve sonrasında da Manley Variable-MU compressor”e gidiyor. Yani Protools”un içinde “bounce” etmiyorum mix”lerimi. Manley”de mix”lerimi yine şarkıdan şarkıya değişmekle beraber, genelde 1dB kadar compress ediyorum ve compressor”ün atağını en yavaş da (slow) tutuyorum. Böylelikle enstrümanların atakları compress”den etkilenmiyor (örnek; kick gibi). Daha sonra dijital”e çevrilen stereo sinyal, Weiss EQ”ya (mix”de çoğunlukla bypass konumundadır) ve oradan da Waves L2 hardware”e dijital olarak gidiyor. özellikle mix”in sonlarına yaklaştıkça, L2″yi aktif hale getirerek mastering aşamasından geçtikten sonra mix”imin dengelerinde ne gibi değişiklikler olabileceğini duyuyorum ve ona göre gerekli düzeltmelerimi yapıyorum. Tabi ki mix”i atarken L2 kesinlikle bypass konumunda oluyor. Bu set-up”ım aslında mastering set-up”ımla çok benzer. Sadece kullanım şeklim değişiyor diyebilirim. Mix”lerimi mutlaka her 3 hoparlörümde de kontrol ediyorum –hem kısık, hem yüksek ses seviyelerinde.

Mix”lerimde çeşitli plug-in”lerden faydalanıyorum. Genel olarak kullandığım plug-in”ler ise şunlar: EQ: Oxford, SPL EQ Rangers, Compressor: Smack, BF 1176, Gate: Digidesign ve Reverb: Revibe

Ve diğerleri; SPL TwinTube (süperdir!), SPL Transient Designer, Lo-Fi, Tape Delay, Echo Farm, Digidesign Delay, Mooger Fooger, vs…
Mix”e başlamadan evvel mutlaka aranjörlerden gelen “rough” mix”i dinlerim. Bu, onların o aranjeyi yaratırken duymak istediklerini, onlara daha iyi bir şekilde duyurabilmemi sağlıyor. ‹lk işim tüm kanalları açarak tonlama yapmadan kaba bir denge yapmak olur. Bu denge, bana şarkının havasını, eksiklerin nerelerde olduğunu, vs iyice duyurur. Daha sonra (genelde) davullar, perküsif enstrümanlar ve bas ile bir denge oturturum. Ve bunları yaparken ara sıra tüm kanalları (vokal dahil) açarak, hangi enstrümanların nereye nasıl yerleşmesi gerektiği konusunda fikir edinirim. Eğer bana gelen kanallardaki seslerde eksiklik görürsem, kendi arşivimden kick, snare, vs eklemeler yaparak, bunları tüm aranjede nerelerde var iseler, oralara elimle yerleştiririm. örneğin alt frekansı yeterli olmayan bir kick var ise, altına TR808 tarzında altlara sahip bir kick koyarım ve bu kick”i gate ile (alt frekans uzamasını kontrol altında tutmak amaçlı) orjinal kick”le trigger ederim. Bazen snare”i dublicate edip, distortion, vs verip, bambaşka bir snare elde ederek, orjinal snare”in eksik frekanslarını doldurmaya çalışırım.

Mix”lerimde delay çok kullanırım. Bunlardan bazıları duyulurken, birçoğu sadece “hissedilir” kadar oluyor. Mix”i reverb ile genişletmekten çok, delay ve pan”lamalarla genişletmeyi daha doğru buluyorum. De-esser kullanmayı sevmiyorum. Henüz –belki de Türkçe”ye- yakışan bir de-esser plug-in”ine rastlamadım. Bu sebeple özellikle vokalde oluşan bu problemleri elimle tek tek otomasyon yaparak düzeltiyorum. Bu çok zahmetli bir iş olsa da, de-esser çözümüne göre bence çok daha etkili. Yine aynı şekilde, vokalin dinamiklerini düzeltmeyi compressor”den ziyade, otomasyon ile gerçekleştiriyorum, compressor”e mümkün olduğu kadar az iş bırakıyorum. Mix”lerimde özellikle vokal kanalına baktığınızda her kelime üzerinde elle yapılmış otomasyon noktaları görürsünüz.
Mastering”de ise yine benzer zinciri kullanmakla beraber özellikle Summit ve Weiss EQ”lar devreye giriyor. Mastering olarak bana gelen şarkıların belli kısımlarını ilk olarak dinlerim. Kendimce bir kağıda notlar alırım. Bu notları şarkıları dinlerken hızlıca aldığım için zaten pek de iyi olmayan el yazım o kadar kötüleşir ki, bazen kendim bile okumakta güçlük çekerim (Gülüyor). Daha sonra içlerinden miksi en düzgün olan şarkı ile mastering”e başlarım ve o şarkı benim için o albümün “referansı” olur. Tüm şarkılarda gerekli gördüğüm düzeltmeleri yaptıktan ve tek tek bilgisayara geri mastering”li versiyonlarını kaydettikten sonra tekrar hepsini dinlerim. Bu arada her şarkı için ayrı ayrı analog cihazlarımın ayarlarını not alırım. Tekrar tüm şarkıların mastering”li versiyonlarına göz gezdirdikten sonra, varsa eksik gördüklerim, o şarkılara tekrar geri dönerim. Gereken düzeltmeleri yaparım.

Sound: Miks yaparken karşılaştığınız kayıt bazlı hatalara örnek verebilir misiniz? Neler sizi zor duruma sokuyor?

Barış Büyük:
Bir şarkının mix”inin güzel olması, sadece mix yapan mühendise bağlı değildir. Mix”e gelene kadar zincirdeki tüm halkaların mükemmel olması durumunda ancak “bu mix güzel oldu” demeniz mümkün.

Bu zincirin en önemli halkaları da “aranje ve kayıt”tır.
Aranjör şayet şarkıda yer alması gereken enstrümanları (sample veya canlı) düzgün seçmez veya gerektiği gibi kullanmaz ise, mix de aranjeye bağlı olarak ancak “olabildiği kadar” güzel olabilir. örneğin, aranjör şarkıda çok fazla tiz frekans içeren enstrüman kullanmış ise (hihat, hihat”ler içeren loop”lar, shaker, def, vs) ve buna karşıt olarak da diğer frekanslar için kullanılan seslerde eksiklikler var ise, mix”deki zamanınız o şarkının mix”inden ziyade şarkıyı düzeltmekle geçer. Bu tarz şarkıların karşıma çıktığı tabi ki oluyor ve beni de inanılmaz zorluyor. Aranjörlerin de en azından mix hakkında kaba taslak fikirleri olması gerekiyor. Türkiye”de (dünyada da olduğu gibi) aslında aranjörler şarkıların çoğunlukla aynı zamanda prodüktörleri konumundalar, fakat bir çok arkaşımız bunun farkında değil. Ancak, prodüktör sıfatı da çok kolay elde edilebilecek bir şey değildir ve ciddi müzikal birikimin yanında, kayıt, mix, vs gibi bir şarkıyı ortaya çıkaracak herşey hakkında bilgi birikimi ve tecrübe gerektirir. Bu özelliklerin tamamına sahip olmak da zordur. özetle, aslında “aranjör olmak” çok da kolay bir iş değildir. Ve her “aranjörüm ben” diyen de maalesef aslında gerçek anlamda “aranjör” olamamaktadır. Müzikal eğitim (veya kendini eğitme) de yetmez, aynı zamanda çeşitli müzikleri dinleyerek kulakları belli bir frekans yapısına, şarkı formuna, vs oturtmak gerekir.

Bunu başaran aranjörlerden gelen şarkılarda herhangi bir sorun yaşamadan, sadece mix”e konsantre olabiliyorum. Diğerlerinde ise işin aslı ister istemez “prodüktörlük” sıfatını -her ne kadar çoğunlukla albümlerde belirtilmese de- şarkıda var oluş şeklim itibari ile üstlenmiş oluyorum.

Kayıt kısmına gelirsek; kötü bir kayıdı sonradan iyi bir kayıt haline çevirmek mümkün değildir! Sonuçta mix yapan bizlerin elinde sihirli bir değnek yok ve yapabileceklerimizin sınırları var.

Normal şartlarda kayıtların iyi olduğu, müzisyenlerin ve solistin iyi performans sergilediği bir şarkıda kanalları belli bir denge ile açtığınızda bile ortaya zaten güzel bir ses çıkar. Artık detaylarla ve işin artistik tarafı ile uğraşmaya başlarsınız. Aksi durumda ise hataları düzeltmekle geçer saatleriniz ve yaratıcılık tarafınız (ve şarkı üzerindeki heyecanınız) da yavaş yavaş azalır. Bu sebeple, kayıt en az mix kadar önemlidir ve maalesef ülkemizdeki stüdyoların yapım şekli, kayıt ekipmanları için ayrılan bütçe ve kayıt mühendislerinin mesleklerine sanatçılar, yapımcılar ve aranjörler tarafından gösterilen ilgisizlik sebebi ile çok gelişememiştir. ‹stisnalar, yani çok iyi kayıt mühendislerimiz olmakla beraber maalesef “genel” durum budur. Bu da doğal olarak kimi zaman bana gelen mix”lerde (hatta mastering”lerde) karşıma ciddi problem olarak çıkıyor.
Kayıt bazlı hatalara örnek vermek gerekirse; yanlış çalınmış notalar, kayıt sırasında punch-in/out hataları, sandalye-kapı-araba vs seslerinin kanallarda var olması aklıma ilk gelen ve karşılaştığım kayıt problemleri arasındadır.

Sound: Frekans problemlerini nasıl çözüyorsunuz?

Barış Büyük: Frekans problemlerini, EQ ile yaptığım düzeltmelerle, şarkıdan bazı sesleri tamamen çıkartma ve/veya tersi şeklinde şarkıya kendi ses kütüphanemden (veya aynı sesi dublicate ederek ve değişik tonlayarak) bazı ses eklemeleri yaparak çözüyorum.

Sound: Analog mastering ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Barış Büyük: Mastering”de yurt dışındaki diğer ciddi mastering stüdyolarında olduğu gibi, ben de hem analog, hem de dijital ekipmanlar kullanıyorum. Bilgisayarın içinde hiçbir analog ekipman kullanılmadan yapılan mastering”leri ise “zayıf, tatsız ve keyifsiz” bulduğumu söyleyebilirim. Analog ekipmanların içinde yer aldığı mastering, diğerine göre bence çok daha “müzikal” oluyor. Sadece bilgisayarlar içindeki plug-in”ler kullanılarak yapılan mastering”in, özellikle tiz frekanslarda çok rahatsız edici olduğunu ve aynı zamanda müziğin boyutunu daralttığını düşünüyorum. Hatta düşünmekle de kalmıyorum, bu fark açık bir şekilde duyuluyor (Gülüyor). Ayrıca, analog ekipmanlar müziğe hoş bir “karakter” de katar. Yeter ki hangi ekipmanı, nerede ve nasıl kullanmanız gerektiğini bilin.

Sound: Mix yaparken, bus kompresyonu, daha çok mastering yapan kişiye mi bırakılmalı?

Barış Büyük: Ben kendi mix”lerimde master”a compressor mutlaka uyguluyorum. Burada önemli olan 3 şey var;

1. Kullandığınız compressor”ü iyi tanımak
2. Nasıl kullanmanız gerektiğini iyi bilmek
3. Şarkının mix”ini yaparken başından sonuna kadar compressor”ü devrede tutmak
Bence mix sırasında kullanılan kaliteli bir compressor, şarkı üzerinde çok olumlu bir etki yapıyor, şarkıyı oluşturan elementleri birleştiriyor, kaynaştırıyor. Ancak özellikle master”a konulan compressor”ün mix”in dengesine, enstrümanların tavırlarına müdahelesi olması sebebi ile işe başladığınız ilk andan itibaren açık olması gerekmektedir.

Şayet elinizde çok kaliteli bir compressor yoksa (ki bunların fiyatları en az 3-4 bin USD”den başlar) veya tam olarak nasıl kullanmanız gerektiğini bilmiyorsanız, master”a compressor uygulamasını mastering mühendisine bırakmanız daha hayırlı olacaktır.

Sound: Teknoloji, miks ve mastering yöntemlerinizi nasıl değiştirdi?
Barış Büyük: Mesleğim gereği teknolojiyi çok yakından takip ediyorum. Eski banta yapılan kayıtlarla veya otomasyonu olmayan mixer”ler üzerinde yapılan mix”lerle şu anki yaptığımız işler arasında pratiklik anlamında doğal olarak çok ciddi fark var. Artık herşey çok daha kolay.

örneğin bir solist şarkıyı okumuş ve aradan geçen 3 gün sonrasında, nakaratın bir kelimesini beğenmeyip tekrar okumak istedi diyelim. Ve bu durumda, doğal olarak ses renginde ciddi bir değişiklik gerçekleşir. Eskiden bu tarz problemleri çözmek sorun iken, şu an kelimeye hatta bir heceye rahatlıkla otomasyon ile mesela EQ uygulayıp, bu iki farklı ses rengini birbirine yaklaştırabiliyoruz. Kopyalama işlemleri, back-up”lar, herşey artık çok daha kolay. özellikle mix”in her noktasında otomasyon uygulayabilmenin mix”lerime ciddi olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum.

Sarı Ev”de tüm aranjör arkadaşlarla ve stüdyo ile aramızda “network” bağlantı var. Ben veya herhangi bir arkadaşım istediği anda, istediği bir kanalı, mix”i, veya her ne ise bilgisayar içinde ihtiyaç duyduğu o anda o dosyayı rahatlıkla alıp, çalışmasına hızlı bir şekilde devam edebiliyor. Onu bırakın, yurt dışına bazen şarkıları gönderip orada örneğin akustik gitar  çaldırtıp, tekrar geri kendi sistemimizde çalışmaya devam edebiliyoruz. Artık mesafelerin bir önemi kalmadı diyebilirim. Bunlar teknolojinin tabi ki faydaları… Olumsuzlukları yok mu? Mutlaka ki var. Bence müzisyenler, şarkıcılar, vs artık eskisi kadar özenli çalışmıyorlar, enstrümanlarına hakimiyetleri azaldı, bir üşengeçliktir geldi, her şarkı yarıya kadar yapılıp, söylenip, ikiye katlanır halde… Müzik de yaşamımızdaki herşey gibi “hemen tüket ve at” formatına girdi ve bence bunun öncelikli sorumlusu da teknolojinin kendisi… Eski albümleri alın, şarkıların her bir yerinde farklılıklar görürsünüz. Kopya, düzeltme, vs yapmak zordur ve müzisyenler gerçekten “çalmak” zorundadır. örneğin bir davulcu aynı partisyonu çalsa dahi insan olması gereği her seferinde farklı çaldığı için dinleyene çok daha uzun süre “dinlenebilir” gelir. Ve tabi ki daha az sıkıcı olur bu şekilde –ve tüketilmesi de zaman alır…
Mastering”e başladığım dönemde dijital teknoloji var olduğu için benim açımdan teknolojinin ekstra bir getirisi olmadı; zaten içinde başladım teknolojinin…
Sound: Makara bantlar, teknolojiye karşı tamamen yenik mi düştüler?

Barış Büyük: Nasıl baktığınıza bağlı… Bence yenik düşmedi, sadece pratik değiller ver bakımları zor. Ses kalitesi açısından makara bantlar hala dijital teknolojiden çok üstün veya şöyle diyeyim “daha müzikal”. Elimde ?” iki adet makina var. Bunlardan Ampex ATR-102 hala yurt dışında mastering mühendislerinin çok kullandığı bir ürün. Benimkinin içindeki kartlardan bir tanesi yanmış durumda. En kısa zamanda tamir ettirmeyi düşünüyorum. Bir de kısa zaman önce Otari MX-5050 aldım. Bu cihaz Melih Kibar”ın stüdyosundan çıkma. Melih ağabeyin olması sebebi ile benim için manevi değeri de yüksek. Henüz deneme fırsatım olamadı. En yakın zamanda bu tape”i de kullanabileceğim hale getireceğim. Makara bantlar hakkında konuşmuşken, plaklar hakkında da şu cümleyi söylemek isterim; Plakların ses kalitesi de CD”den çok çok daha iyi. Bunun testini de iyi bir pikap ve CD çalar ile yaptım (aynı albümleri 10.000 USD üstü CD çalar ve Plak çalar ile dinleyerek). Kesinlikle plak CD”ye göre çok daha dinamik, geniş ve müzikal. Uzun bir süredir, beğendiğim plakları bu sebeple tekrar toplamaya başladım.
Sound: Analog summing”in, modern DAW projeleri için işe yaradığını düşünüyor musunuz?

Barış Büyük: Kesinlikle yarıyor. Ancak öncelik sıranız çok önemli bu noktada. örneğin elinizde çok iyi bir 16 kanal DA çevirici yoksa böyle bir sisteme geçmenizin pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum, hatta sonucun daha kötü olabileceğini söyleyebilirim. Veya elinizde 2-kanal master”a kullanabileceğiniz high-end bir compressor yoksa summing box almanız bence gereksiz. Böyle bir compressor”ün mix”inize katacağı olumlu etki, summing-box”dan kesinlikle daha fazla olacaktır. ‹leride şayet summing box alırsam düşündüğüm SPL”in MixDream modeli. SPL”in içinde kullanılan devre elemanları son derece kaliteli ve bence fiyatına göre çok iyi bir ürün. Ancak dediğim gibi burada summing box”dan da öte 16 kanal DA çevirici olarak hangi markanın, hangi ürününü alacağınıza karar vermek önemli. Summing Box almak isteyenleri maddi olarak asıl zorlayacak olan, kaliteli DA çevirici olacaktır.

Sound: Yabancı ve yerli albümler arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Barış Büyük: Bana sorarsanız yurt dışında da işlerin kendi aralarında iyi ve kötü olanları var –aynı ülkemizde olduğu gibi… Ve ülkemizde de yurt dışı standartlarında albümler yapılıyor. Sadece onlardaki iyi sonuç alınan işlerin sayısı, bizlerinkinden daha fazla…

Ben şahsen gerçekleştirdiğimiz bazı projelerde kendimi yurt dışındaki mix ve mastering mühendisleri ile test etme ve eleştirme şansını buldum. Eminim benim gibi başka arkadaşlarım da aynı durumları yaşamış ve aslında pek de bir fark olmadığını gözlemlemişlerdir. Burada önemli olan şudur; elinize mix yapmak için gelen kanalların ne durumda olduğu! çok kötü çalınmış, çok kötü seslere sahip bir şarkıyı isterseniz dünyanın en iyi ses mühendisine verin, mix”in gideceği yer ve sonucu bellidir.

Asıl bizlerin en büyük eksiği ve yabancıların da artısı (yapılan mix”lerin kalitesinden ziyade), onların “ekip” olarak çalışabilmeyi çok iyi becermeleri ve herkesin sadece “kendi işini” yapıyor olmasıdır. Ben kendimi ve Sarı Ev”deki arkadaşlarımı bu konuda şanslı görüyorum. ülkemizde, ekip çalışmasının gerçekleşebildiği nadir yerlerden birisidir Sarı Ev.

Bir de “ülkemizdeki müzik konusundaki kısırlık” ile ilgili şunları eklemek isterim; ülkemizde aynı müzisyenlerde olduğu gibi aranjörlerde, kayıt, mix ve mastering mühendislerinde yurt dışı seviyesinde iş yapabilecek olanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Stüdyolarda çalan müzisyenlere bir bakarsanız, örneğin akustik gitar çalan toplasanız herhalde 4-5 kişi ancak çıkar. Perküsyon, davul, bas, elektro gitar, vs hepsi öyle… Ve bu müzisyen arkadaşlarımız ister istemez aranjörlerle birlikte ülkemizdeki müziğin “sound”unu belirlerler. Bu durumda da doğal olarak sürekli birbirine benzer sound”larda şarkılar yapılır olur. Bu durum rock gruplarımızda da aynıdır. Ve asıl can sıkıcı olan budur…
 


 


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here