Ana sayfa Sektörden Bir İstanbul Aşığı: Sina Demiral

Bir İstanbul Aşığı: Sina Demiral

164
0

Sina Demiral”ın fotoğraflarının bir yerinde mutlaka bir İstanbul kokusu var


 
Sina Demiral”ın fotoğraf ve fotoğrafçılık hakkında düşünceleri, genel olarak herkesin fotoğraf çekebileceği ama pek azının sanatsal kaygıyla deklanşöre bastığı temeline dayanıyor. Demiral, fotoğrafı anlamlı kılacak kompozisyon öğelerinin, o anı en iyi yansıtabilecek ışık değeriyle yaratıcı bir bakış açısı eşliğinde dondurduğuna inanıyor. Fotoğrafta dijital müdahalelere karşı olmadığını söyleyen Demiral, çağın bir gereksinimi olarak ve eğer doğru yerde doğru fotoğrafa uygulandığında fotoğrafın sanatsal değerini artıracaksa müdahale yapılması gerektiğini belirtiyor.
Sina Demiral’ın fotoğrafları yurtiçi ve yurtdışında çeşitli dergilerde yayınlandı. Uluslararası fotoğraf yarışmalarında birincilikleri var. Katıldığı karma sergiler haricinde 2007 yılının sonbaharında özgür çakır ile birlikte açtıkları “İstanbul’da” sergisi çok ses getirdi. Ulusal medyanın da ilgi odağı oldu.  İkinci sergisini yine fotoğraf ortağı özgür çakır ile “Melankolistanbul” fotoğraf sergisiyle 2008 yılı Eylül ayında açtı. İstanbul”un melankolik yüzü, duygu sömürüsüne kaçmadan, 40 siyah beyaz fotoğraf karesi ile süslendi.
 
 

Sina Demiral

Photoline: Fotoğrafçılığa nasıl başladınızı öğrenebilir miyiz?
Sina Demiral: Aslen Diyarbakırlıyım. üniversiteyi kazanıp İstanbul”a yerleşinceye kadar Diyarbakır”da yaşadım. Kalben ise İstanbulluyum. 2000 yılından beri kalbim burada atıyor. İstanbul”a aşığım ve benim gibi aşık milyonlarca insan var, bunun da farkındayım. İstanbul fotoğrafçısı olmak zor değil aslında ama bunun bu kadar etkili bir biçimde dile getirilmesinde farklı açılar ile İstanbul fotoğrafları çekmek yatıyor olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca başlarda sadece kendim için çekerken, daha sonra “In Istanbul” dergisinde fotoğraf editörlüğü yapmamın da etkisi büyük. özellikle bu bir senelik süreçte İstanbul”u daha yoğun yaşadım. Halen kişisel proje ve sergilerim için fotoğraf çekiyorum.  
 
PL:
Sizi İstanbul fotoğrafçısı olarak tanıyorlar. Neden İstanbul fotoğrafçısı? Tüm ilhamınızı İstanbul’dan mı alıyorsunuz? En çok hangi semtlerinde fotoğraf çekiyorsunuz?
SD: Fotoğrafın benim için anlamı başlarda İstanbul ile özdeşleşmişti. Bunun hikayesi de aslında bir o kadar ilginç. İstanbul”a kalıcı olarak geldiğim 2000 yılından fotoğraf çekmeye başladığım 2004 yılına kadar geçen zamanda İstanbul”da yaşamaktan hoşlanmıyorken fotoğraf ile birlikte İstanbul”un tarihi, kültürü, farklı mekanları, yaşayan insanları, vapurları; kimi zaman düzeni kimi zaman düzensizliği beni etkilemeye başladı. Fotoğrafa ilk olarak İstanbul fotoğrafları çekerek başladım. Fotoğraflarımın bir yerinde mutlaka bir İstanbul kokusu, çoğu zaman tamamıyla İstanbul kokusu vardı. 8 sene içinde hala görmediğim yerleri, girmediğim sokağı ve yaşamadığım mekanları olduğunu bilmek de heyecan veriyor.  Kimi zaman bulmaca gibi Galata”yı Sultanahmet ile nasıl aynı kadraja alabilirim hesapları kurcalıyor kafamı. Bu şehrin ritmi, sokağı ve sesini de dahil etmek lazım olduğunda Taksim”e atıyorum kendimi. Kaçmak istediğimde gittiğimde mekanlar Kuzguncuk ya da Balat oluyor. Eminönü ise her daim vazgeçilmezim. Karaköy ve Galata sıkıldığımda şehrin modern yapılarından uzaklaşmak ve fotoğraf çekmek için kaçtığım yerler…

PL: İstanbul dışında ne tür fotoğraflar çekmekten zevk alıyorsunuz? Stüdyo fotoğraflarınız neredeyse yok denecek kadar az,  stüdyoda fotoğraf çekmeyi sevmiyor musunuz?
SD: İstanbul fotoğrafları benim için fotoğrafa başlangıcım, hatta fotoğrafta dönüm noktam oldu. Şimdilerde moda–insan–portre kurgularımı İstanbul ile birleştirmeye başladım. çoğu zaman arkadaşlarımdan ya da beni takip edenlerden “Bir marka, firma için mi çekiyorsun?” sorularını biraz da gülümseyerek. “Hayır” diye cevaplıyorum Acaba biraz uçuk muyum? Bir “iş” için çekilmeyecek kadar iyi kurgulanmış fotoğrafları sadece kendim için çekiyor olmam böyle düşünmeme neden oluyor ama seviyorum. Ortaya bağımsız, müşteriye bağlı olmaksızın bir eser çıkıyor. O fotoğraf tamamıyla benim düşüncem ve isteğim üzerine şekilleniyor ve bu da bana büyük haz veriyor. Ve tabi ki, bir tarzın olması sebebiyle çekim için arayanlar, çalışmak isteyenler tamamıyla benim fikirlerimi kabullenip bana güveniyorlar.

Stüdyo fotoğrafçılığını sevmiyorum. Stüdyoda fotoğraf çekmek ayrı bir dünya ve bana göre değil. Benim tüm ışığım, arka planım, kurgum için yardımcı oyuncularım, mekanım her zaman sokak, özellikle İstanbul…  Stüdyodaki sınırlı ve derinliğini olduğunu düşünmediğim arka planlar ile oluşturulan kurguların fazlasıyla ticari olduğunu düşünüyorum. Açıkçası bu tarz fotoğraflar artık kitleleri de etkilemiyor ve gerçeklikten uzak geliyor. Halbuki hayat sokakta… İmkanlar dahilinde her türlü fotoğrafın sokakta çekilebileceği kanısındayım.

 

 

PL: Fotoğraf çekerken yaşadığınız zorluklar var mı?
SD: Türkiye koşullarında fotoğraf çekmek malzeme açısından ne kadar bol ise, fotoğrafa ve fotoğraf makinesine bakış açısından, düşünce ve yargılardan dolayı bir o kadar zor. İlk başlarda hala magazinsel, paparazzi fotoğrafçılığı akla geliyor, hal böyle olunca bir sokak fotoğrafı çekmeye kalktığınızda “Neden çekiyorsun, hangi gazetede çalışıyorsun, iznin var mı?” gibi sorularla sıkça muhatap oluyorum. Toplumun daha geniş bir kesimine “sanat” için de fotoğraf çekilebileceği veya “hobi” amaçlı fotoğraf çekilebileceği yayılmalı. Aksi takdirde biz fotoğrafçıların işi oldukça zor.
Bunun en belirgin örneğini “No More Stress” adlı fotoğrafı çekerken Kadıköy”de yaşadık. Kamuya ait bir caddede elinde pankartla strese hayır sloganı imajını veren bir iş kadını kurgumuzu, polisler engelledi. Neyse ki, 15 dakika sonra geldiler ve biz çekmemiz gereken kareleri yakalamıştık. Fotoğraf yüzünden ve dahası kimseyi rahatsız etmemiş, kimse şikayetçi olmamışken karakola götürüyorlardı. Açıkçası fotoğraf yüzünden bir dönem hapiste kalan arkadaşlarımın olduğunu da bilince bunlar garip gelmiyor ama artık fotoğraf makinesine bu kadar ön yargı ile bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizler terörist ya da hırsız değiliz, sanatçıyız.
 
PL: Photoshop veya diğer programları kullanıyor musunuz? Photoshop hakkındaki düşünceleriniz neler?
SD: Photoshop kullanıyorum. Dijitalin karanlık odası olduğunu da düşünüyorum ve belli bir düzeye kadar düzenleme ve manipülasyon yapıyorum. Fotoğraf konusunda özellikle analog dünyasıyla dijitalden sonra tanışmış biri olmam itibariyle de olsa gerek Photoshop konusunda pek de muhafazakar değilim. Fotoğrafın çekim amacına ve konusuna göre yapılacak bazı işlemler olduğuna inanıyorum. Belgesel fotoğrafın amacı gereği sadece küçük düzenlemeler yapılabileceğini; buna karşın reklam, kurgu veya moda fotoğrafında her türlü işleme ve hayal gücüne açık olduğunu düşünüyorum. Yine de fotoğrafın çekildiği an “fotoğraf” gibi olması gerekiyor. Başarısız bir fotoğrafı Photoshop müdahalesiyle bir miktar kurtarılabilineceğini bilsem de bunun fotoğrafın kalitesinden bir miktar alıp götürdüğünü ve gerçekçiliğini düşürdüğünü düşünüyorum. Hem iyi fotoğraf çekmek hem de Photoshop’u etkili kullanmak gerektiğine inanıyorum.
PL: Tüketim toplumunda fotoğrafları da çabuk tüketiyor muyuz sizce, bir fotoğrafın ölümsüz olabilmesi ve  hatırlanabilmesi için neyi yaşatması gerekir?
SD: Tüketim, çağımızın önüne geçilmesi neredeyse imkansız bir olgusu… Her şeyi tüketip, fazla yoğun yaşadığımız üzere bu alışkanlığımız fotoğrafa da yansıyor.  Fotoğrafı hayattan, toplumdan ve zamanından soyutlamamız zaten mümkün değil. Bizler, bu çağın, yaşadığımız yılların ve şehrin birer görüntü kaydedicileriyiz. Ama bu kayıtlar, haliyle dijital makinelerin, fotoğrafa ulaşmanın kolaylığının, görselliğin ve şeklin ön plana çıktığı bu zamanda fazlaca üretiliyor. Bunu kınamıyorum, çünkü bu döngünün içinde var olanlardan biri de benim. Ama çoğu kimsenin unuttuğu bir şey var ki, o da öz…
Biçimi özden ayıran, sadece biçime önem veren fotoğrafçıların, fotoğrafların başarılı olabileceğini düşünmüyorum. ünlü olabilir, çok iş yapabilir ama çabuk harcanır, unutulur ve kalıcı bir eser bırakamaz. Böyle bir kalıcı eser kaygısı içinde olmasam da biçimin ve özün fotoğraflarımdaki dengesine dikkat ediyorum.
 
PL: Okuyucularımız fotoğraflarınıza nerden ulaşabilir?
SD: Fotoğraflarımı http://sinademiral.deviantart.com adresinde paylaşıyorum. Gerek yurtiçinden, gerekse yurtdışından birçok fotoğraf meraklısı ile sanal fotoğraf paylaşım sitelerinde buluşabiliyorsunuz. Fotoğraf çeken ve fotoğraflarını paylaşmak isteyen herkese tavsiye ederim çünkü fotoğraflar paylaştıkça, fotoğraf hakkında konuştukça daha anlamlı oluyor. Ayrıca, kişisel sayfam http://www.sinademiral.com adresinden de fotoğraflarıma ulaşabilirler.
 

 

 

 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here