Ana sayfa Haber Bir Aşk-Nefret Hikayesi: Müzik Endüstrisi ve Michael Jackson

Bir Aşk-Nefret Hikayesi: Müzik Endüstrisi ve Michael Jackson

383
0

Müzik ve show dünyası, gelmiş geçmiş belki de en büyük dehasını geçtiğimiz ay şok bir şekildekaybetti. Michael… Hoşçakal.

1980’li ve 90’lı yıllarda çocukluğunuzu yaşamışsanız, müziğin haber bültenlerine geçecek kadar önemli olduğu zamanları da bizzat görebilmişsiniz demektir. O yıllar, müzik ilahlarının adeta süper kahramanlar gibi görüldüğü, ilkokul bahçelerinde çocukların beğendikleri müzisyenleri taklit etmeye çalıştığı zamanlardı. Aynı zamanda o yıllara bugünlerden dönüp baktığımızda müzik endüstrisinin olgunlaşma dönemini daha iyi anlayabiliyoruz ve moda ile trend kavramının müzik kahramanları üzerinden yaratıldığında nasıl bir etkiyi yarattığını show dünyası profesyonellerinin de henüz keşfettiğini gözlemleyebiliyoruz. 1980’li yıllar deyince kuşkusuz aklımıza bir çok isim ve imge geliyor. Ama yüzlerce, binlerce isim ve imaj arasından bir tanesi, müzik tarihine büyük harflerle yazılacak, yanına çok zor yaklaşılacak bir fenomen haline gelmişti: Michael Jackson. Günümüz yıldızlarının bir çoğundan farklı olarak endüstri tarafından yaratılmış değil, kendi yeteneği ve ileri görüşü ile önlenemez bir şekilde ortaya çıkmış, kendi kendisini yaratmış bir yetenekten bahsediyoruz. Michael kısa zamanda bir ilaha dönüşmüş, tüm gezegenin en popüler insanı olmayı başarmış bir yıldız. 1990’lı yıllarda yapılan bir ankette Michael Jackson tüm dünyada en çok bilinen isim ve yüz olarak seçiliyor, anketi yapan firma yetkilileri, “Eğer dünya dışı varlıklar söz konusuysa, onlar bile muhtemelen Michael’a aşinadırlar” sözleriyle esprili bir şekilde şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı. öte yandan Michael Jackson, kendisiyle ilgili sorunları bir türlü bitmeyen, kimilerine göre fazla yeteneğinin anlaşılamamasından, bazılarına göre ise yaşadığı şanssızlıklardan dolayı sürekli bunalıma giren bir profil çiziyordu. Michael’a alternatif bir bakış açısı ise medyanın acımasız gerçeğini su üzerine çıkartıyordu: Basının, sansasyonel haberler sayesinde elde ettiği rating ve satış patlamasına duyduğu ihtiyaç, Michael’ın kariyeri boyunca bir insan, bir birey olduğunun unutulmasına yol açıyordu. O basın için sadece bir figür, duyguları olmayan bir show dünyası robotuydu.  Aslında Jackson, herkesin gözardı ettiği bir özelliğe sahipti ve bu özelliğini devam ettirebilmesi için enerjisini sadece o alana yönlendirmesi gerekiyordu. Peki neydi bu özellik? Michael, mükemmel bir solist olmasının yanısıra hem besteci ve söz yazarı, hem aranjör, hem üst seviyede bir enstrümantalist, hem de bir dans yıldızıydı. Tüm alanlardaki bu yeteneklerinin tamamını köreltmeden zirvede tutabilmesi için sürekli müzik ve dans çalışması, bunun için de motivasyonunu  ve yaşama sevincini yitirmemesi gerekiyordu. Basında sürekli bir şekilde çıkan ve kaynağının ne olduğu bile belli olmayan haberler, sanatçının moral ve motivasyonunu yerle bir ediyor, bu durum akabinde Michael’ın çalışma temposunu da sürekli bir şekilde aksatıyordu. Pırıl pırıl bir ışığa sahip bu yıldız küsüyor, ama buna kimsenin aldırış etmediğini görüp iyice yalnızlaştığını hissediyordu. Aynı zamanda statları dolduracak kadar sevildiğini görünce iyice ikileme düşüyor ve tuhaf ruh hali ile yaşamına devam etmeye çalışıyordu. Michael, basına ve dedikoduculara cevap yetiştirmek yerine sessizce işine kanalize olduğunda ise korkaklık ve suçunu kabul edip halkın karşısına çıkamamakla suçlanıyor, yine baş sayfalardaki sansasyonel manşetlere konu oluyordu.

 

Menajerlerinin ve psikolojik danışmanlarının bir süre sonra basının aşırı ilgisinin geçeceği şeklindeki öngörüleri ise bir türlü doğru çıkmıyor ve medyanın sevimsiz yüzü, öldüğünde bile Michael’ın huzur bulmasına izin vermiyordu. Müzik veya sanatla doğruda içiçeyseniz ve özellikle üretim yapan bir sanatçıysanız, moral ve motivasyonun kariyeriniz için ne anlama geldiğini çok iyi biliyorsunuz demektir. Bunu anlamak istemeyen 1980 ve 90’lı yılların medyası, etik olarak bir çok yazılı olmayan kuralı çiğnemekten ve sadece Michael değil, farklı müzik alanlarındaki bir çok sanatçıyı da çiğneyip tüketmekten geri kalmadı.      

Michael, müzik dünyası, menajerler ve prodüktörler

Michael Jackson’ın müzikal kariyeri aslında doğduğu anda başlamıştı. Dokuz kardeşin yedincisi olarak dünyaya gelen Michael, 1959 yılında ?ikago’da doğmuştu. Birbirinden yetenekli ağabey, abla ve kardeşlerin arasında büyüyen minik Michael, daha ilkokul yıllarında ışığını göstermeye başlamıştı.. Babası Joseph Jackson, bir demir-çelik şirketinde vinç operatörü, aynı zamanda Falcon isimli bir R&B grubunda gitar çalan bir müzisyendi. Kısa süre sonra Falcon grubu dağılsa da Joseph Jackson müziği bırakmayıp, işe farklı bir açıdan yaklaşmaya karar verir. çocuklarının tamamında gözlemlediği müzik yeteneğinden faydalanabileceğini farkeder. Beş oğlundan oluşan Jackson 5 grubunu kurarak yerel bir stüdyoda demo kayıtlar ayarlar. Ardından da çeşitli konserler ile grubun isminin duyulmasına yardımcı olur. Küçük Michael 5 yaşında olmasına rağmen grubun lead vokalisti olarak boyundan beklenmeyecek büyüklükte bir işi başarıyla gerçekleştirir. 5 yıl boyunca yılmadan çalışan ve besteler yaparak yerel üne kavuşan grup, 1968 yılında Motown Records firmasının dikkatini çeker ve ilk albüm anlaşması imzalanır. Dışarıdan bakıldığında herşey harika görünüyordur ve Jackson beşlisinin macerası başarıyla taçlanıyormuş gibi algılanır. ‹şin ailevi yönü ise daha karanlık ve trajedi doludur. Michael Jackson, 1993 yılında Oprah Winfrey’ın programına konuk olduğunda ilk defa aile içi taciz ve şiddet olaylarından bahseder. 2003 yılındaki unutulmaz “Living with Michael Jackson” belgeselinde aile ilişkileri ile ilgili konuşması sırasında ağlama krizine girmesi ve kendine hakim olamaması, birçoklarına göre Michael’ın küçüklüğünün nasıl yaşandığının da kanıtıdır. öte yandan belgeselin yapımcısı Martin Bashir’in objektiflikten uzak duruşu, montaj aşamasında sanatçının söylediklerini yanlış anlaşılabilecek şekilde düzenlemesi, Michael’ı daha da üzer ve sinirlendirir. Michael Jackson’a göre Jackson 5 grubunun menajerliğini de yapan baba Joseph Jackson, müzisyenleri üzerinde adeta diktatörel bir sistem kurmuştu. Baba Jackson, grubun provalarını elinde kamçı niyetine kullandığı deri kemeriyle izleyip, “Hata yaparsanız sonuçlarına da katlanırsınız” tehditlerini savurarak Jackson kardeşleri korkutuyordu. Sanatçı, kardeşlerinin ileriki yıllarda verdikleri röportajlarda da anlatıldığı üzere babasından sık sık kötü muamele görüyordu. Baş aşağı tutularak tokatlanıyor, duvarlara itiliyor ve darp ediliyordu. Michael Jackson’ın yalnız uyuyamama fobisi ise küçükken babasının, uyuyan Michael’ın odasına bir yaratık maskesiyle girip bağırarak onu uyandırması ve minik çocuğun korkudan dilinin tutulması sonucunda gerçekleşmişti. Bu olaydan sonra Michael Jackson’da babasına karşı bir fobi ve hayatta yalnız kalma korkusu baş göstermeye başlamıştı. Tüm fırtınalı ilişkilere rağmen grup, Joseph Jackson’ın diktatoryasında kariyerine devam etmeyi başararak, en sonunda ulusal çapta bir plak şirketi olan CBS ile anlaşılma aşamasına gelinir. Yıl 1975’tir. Ama grubun ismi Jacksons olarak değiştirilir zira Jackson 5 isminin hakları da geride bırakılan Motown Records’dadır. Bu arada Michael, müzik endüstrisinin devleri ile flört etmeye de başlamıştır. 1978 yılında The Wiz müzikal filminde “Korkuluk” rolünü üstlenir. Film aslında meşhur “Oz Büyücüsü” eserinin Afro Amerikalı sanatçılar tarafından yeniden çekilmiş bir versiyonudur. Michael, Diana Ross ve Quincy Jones gibi isimlerle bu sayede tanışır. Quincy Jones, filmin müzik direktörü ve aranjörlüğü görevlerini üstlenmiştir. Michael ile aralarında, sanatçının ilk solo projesinde ortak çalışmak konusunda anlaşırlar. Quincy Jones, Michael Jackson’ın ilk solo projesinin prodüktörlüğünü üstlenecektir. Menajer hala baba Jackson’dır.     

     
Duvarların ötesinde-Off the Wall

1979 yılında çıkan Off the Wall albümü, solo kariyerinin başında olan Michael için aslında oldukça başarılı bir projeydi. Sadece ABD’de 7 milyon satış rakamına ulaşan albüm, tüm dünyada toplam 15 milyonluk bir rakamı yakalamayı başaracaktı. Amerika’nın 1970’lerde hala ırkçılık sorunuyla boğuştuğunu, müzik kanallarının siyahi sanatçıları yok varsaydığını da düşünecek olursak bu aslında azımsanmayacak bir ticari başarı demektir. Albümün popüler olmasında Michael’ın Paul McCartney ve Stevie Wonder’dan beste satın almasının da büyük önemi vardı. Off the Wall albümü, Amerika Top Ten listelerine dört hit birden sığdırmış, satış rakamları 15 milyonları bulumş ve Michael, Amerikan Müzik ödülleri’nde üç ödül birden kazanmıştı. Ama Michael için yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. çünkü bu albümü sadece başlangıç olarak görüyor, Off the Wall’un olması gerekenden çok daha uzak bir noktada, haketmediği bir yerde bulunduğunu düşünüyordu.  Michael daha iyisini yapabileceğini, tüm dünyayı ayağa kaldıracak bir başarının mimari olabileceğini içinde hissediyordu. Bu seferki amacı, dünyanın en başarılı albümünü yapmaktı. ütopik mi? Olabilir. ‹mkansız mı? Michael Jackson için imkansız diye bir şey henüz keşfedilmemişti.

“Thriller” albümü ve artçı şoklar
Ticari olarak başarıyı yakalayan ve kendilerine güvenlerini tazeleyen Jackson ve Quincy Jones ikilisi, sanatçının ikinci solo projesinde de sinerjilerini sürdürme kararı alırlar. Albüm için Epic Records tarafından şimdi bile astronomik bir rakam olarak dikkat çeken 750.000 dolarlık bir bütçe ayrılmıştı. 6 aylık geceli gündüz demeden süren bir çalışma, Los Angeles’ın arka sokaklarında hayatlarından vazgeçmişçesine çalışan Michael ve prodüktor Quincy Jones’un sonu gelmeyen tartışmaları, fikir ayrılıkları, kalp kırıklıkları, heyecanları, düşleri ve inançlarıyla en sonunda albüm neticelenmişti. Fakat ortada yine bir sorun vardı. Tüm kayıtlar kusursuz bir şekilde bitmesine rağmen, plak şirketi yönetiminin belirlenen tarihte albüm çıkışı için sıkıştırmaları, Jones ve Jackson ikilisinin mikslerde istenen başarıya ulaşamamalarına yol açmıştı. Bu arada albümün tüm kayıt ve mikslerini Bruce Swedien üstlenmişti. Bruce, miks işinin aceleye gelmemesini, albümün en iyi şekilde mikslenebilmesi için rahat ve zamanlı çalışmaları gerektiği konusunda Michael ve Quincy Jones’u ikna etmişti. (Thriller albümünün miks ve kayıt mühendisi Bruce Swedien’ın internet üzerinden gerçekleştirdiği konferans ve Thriller albümü ile ilgili kayıt hatıralarına önümüzdeki sayılarda değineceğiz). Plak şirketi de bu konuda ikna edilince her şarkı için birer haftalık miks zamanı alındı. Michael, her şarkısı ayrı birer hit olması gereken, bir kez dinlendiğinde hayat boyu unutulmayacak bir eser bırakmak konusunda ısrarcıydı. 

Takvimler 30 Kasım 1982 tarihini gösterdiğinde, müzik endüstrisi bir daha asla eskisi gibi olmayacağı ve geri dönemeyeceği bir yola girdiğinden habersizdi. Bu kadar uğraş ve gözden çıkarılan 750.000 dolarlık bütçe, her bir single’ın hit olması ve dünyada bomba etkisi yaratacak bir albüm, adeta tarihi bir iş ortaya çıkartmak için harcanmıştı. Epic Records yöneticileri, miks aşamasındaki gecikmeden ve tüm harcamaların peşinen yapılmış olmasından dolayı soğuk terler döküyorlar ve artık hayal perest mi yoksa bir dahi mi olduğundan emin olamadıkları sanatçılarının başarısını bekliyorlardı. Hem yönetim hem de sanatçı alanında beklentiler en üst seviyedeydi ve başarısızlık kabul edilebilecek alternatifler arasında değildi ki tam da bu noktada büyük bir hata yapıldı. Albümde Billy Jean, Thriller, Wanna Be Startin’ Somethin’ ve Beat It gibi müthiş hitler dururken çıkış single’ı olarak “The Girl is Mine” seçilmişti. Bu şarkı elbet kötü bir eser değildi. Ama albümün yapım sürecini takip eden ve o güne kadar bir tek nota bile duyamamış müzik eleştirmenlerinin beklentisi had safhada büyüktü. “The Girl is Mine” şarkısını dinleyen bir çok eleştirmen, Thriller albümünün standart bir iş olduğunu ve ortalama albümler içinde yer alacağını düşünmüşlerdi. Eleştiriler genelde bu yöndeydi. Ta ki 3 Ocak 1983 tarihine kadar. Evet, bu tarih Billie Jean parçasının albümdeki ikinci single olarak piyasaya sürülme tarihi…

 
Listeleri darmadağın ederek bir numaraya yükselan albüm, Michael’ın çarpık espri anlayışını da simgeler nitelikteydi. Michael en güçlü bombalarını albümün başında değil ilerleyen tarihlere saklamıştı. Bildiğimiz albüm çıkış mantığına ve basın ilişkilerine zıt bir bakış açısıydı bu, ama son derece başarılı olduğu tartışılmaz bir gerçekti. Bir hafta içerisinde Thriller albümünün satış rakamları artık haftada bir milyon gibi imkansız değerlere ulaşmıştı. Michael belki yalnız bir adamdı ama kitleler tarafından sevildiği muhakkaktı. ‹ngiltere Amerika müzik listelerinde aynı anda bir numaraya yükselebilen ilk albüm olarak da tarihe geçen Thriller, müzik tarihinin de en çok satılan albümü olarak dikkat çekiyor. çeşitli rakamların ifade edilmesine rağmen toplam satışın 100-150 milyon arasında olduğu düşünülüyor. Peki Thriller’ın bu kadar önemli ve müzik endüstrisini adeta darmadağın etmesinin sebepleri neler? öncelikle, Michael Jackson siyahi bir sanatçı olmasına rağmen Mtv’de döndürmeyi başardığı video klipleri sayesinde müzik sektöründe yaşanan o günlerde yaşanan ırkçı yaklaşımın da önüne geçmiş oluyordu. O yıllarda uydudan müzik yayını yapan tek kanal olan MTV, Michael Jackson’ın kliplerini siyahibir sanatçı olmasından dolayı yayınlamayı reddediyordu. Bu duruma tepki, rakip plak şirketlerinden CBS Records’ın sahibi Walter Yetnikoff’tan gelecekti. MTV’yi tehdit eden başkan, “Artık MTV’ye şirketimden çıkan hiçbir müzik videosunu vermeyeceğim. Bir de kamuoyu açıklaması yaparak MTV’nin sırf siyahi olduğu için Michael Jackson videolarını boykot etme politikasını bildireceğim” demecini iletti. Beat it ve Billie Jean kliplerine MTV yolu böylece açılmış oldu. öte yandan Michael Jackson, ilk solo albümünden sonra dünyaca ünlü Rolling Stone dergisi editörleriyle de bir toplantı yapmış ve kapakta yer almasının albümü için iyi bir pazarlama olacağını, albümün kalitesinin de Rolling Stone kapağında yer almasına izin verecek kadar yüksek olduğunu belirtmişti. Gelen cevap ise kalp kırıcıydı: “Siyahi müzisyenlerin kapakta yer alması, satış rakamlarımızı olumsuz etkiliyor” Michael, daha ileriki yıllarda bir radyo programında, Rolling Stone’dan aldığı bu cevap üzerine derginin bir gün kendi ayağına kadar geleceğine ve bunu başaracağına dair kendine söz verdiğini anlatır.

Michael Jackson’ın iki klibi Beat It ve Billie Jean, MTV’nin popüler müziğe bakışını da değiştirdi. Hit single’lar MTV’nin izleyici profilini genişletirken ratinglerini de artırdı. “Thriller” single’ının klibi ise otoriteler tarafından tüm zamanların en iyi müzik videosu olarak anılacaktı. Michael bu klibiyle müzik videosu tanımını baştan aşağı değiştirerek sunumun nasıl bir öneme sahip olduğunu tüm dünyaya anlatacaktı. Klibin orijinali, 14 dakika süren bir kısa filmdi.  Belli bir hikayesi, özel efektleri, senaryosu ve dans koreografileriyle Thriller klibi, Michael Jackson’ın müzik videosu kavramını bir sanat eseri olarak ele alışı olarak da nitelendirilebilir. Grupça dans etme rutini Beat It’ in klibinden sonra burada da yer alıyordu. ‹lerleyen yıllarda Michael’ın açtığı yol binlerce kere tekrarlanacaktı. MTV, Thriller’ın prodüksiyonunda Michael Jackson’a sponsor olmuştu. Zira ilk iki klipten sonra plak şirketi, daha fazla klibe gerek olmadığını ve satışların iyi gittiğini öne sürmüştü. MTV, istek telefonları ve mektuplara cevap verebilmek için her saat iki kere bu klibi yayınlamak zorunda kalacaktı. 14 dakikalık bu klibin saatte iki kere yayınlanması, her yarım saatin Thriller videosu olarak geçmesi anlamına geliyordu. Yani diğer bir deyişle kanal, yayın akışının %50’sini Thriller videosuna ayırmak durumunda kalmıştı. Bu durum albüm satışlarında bir patlama daha gerçekleştirdi ve Thriller albümü yine bir numaraya çıkmayı başardı. Jackson’ın başarısı sadece yetenekli bir besteci ve müzisyen olmasında değil tabi ki.  Vokal, dans, müzik ve prodüksiyon dışında Jackson, pazarlama konusunda da kendine has bir dehaya sahipti. Thriller’ın hemen akabinde oyuncakları, T-Shirtleri, hatta Michael Jackson bardakları bile hayranlarınca kapış kapış satın alınmaya başlamıştı. Sanatçı böylelikle müzik endüstrisinin sadece notalardan ibaret olmadığını, dinleyicilerin aidiyet duygularının da tatmin edilmesi gerektiğini tüm müzik profesyonellerine kanıtlamış oluyordu. Pepsi’nin yüzü olması, sponsorlu konserleri ve sinema filmleri de, Michael’ın show dünyasına müziğin karıştırılması durumunda nasıl para kazandırabileceğini ileriki yıllarda sektörde çalışacak müzik profesyonellerine bir öğretisi olacaktı. Bu kariyer patlamasının düşüşü yakındır diye düşünenleri utandıracak bir şekilde Michael’ın diğer bombası 1987 yılında gerçekleşecekti: “Bad” albümü. Otoriteler, Thriller gibi bir başarının yüzyılda bir müzik dünyasına düşebileceğini yazar ve söylerken Michael Jackson başarısının tekrarını sadece  5 yıl sonra ikinci kere gösterecekti.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here