Ana sayfa İnternet Bilgisayar Korsanlığı Üzerine

Bilgisayar Korsanlığı Üzerine

0

Alkışlar mıyız, suçlar mıyız? Hayat, bazen arada kalmaktır.
 

Karayip”lere gitmeye gerek yok. Biraz merak edip araştırmaya başlayınca oluveriyor. Tüm sorulara yanıt bulunabiliyor. Bilim, dediler! Merak olmasaydı olmazdı! Doğru mu, yanlış mı hala bilmem. Merak etmek öğrenmeyi, öğrenmek fazlaca bilgilenmeyi, fazlaca bilgilenmek rahatsız insan olmayı getiriyormuş. Bilimadamı ve korsan ayrımında neler olmakta? Bakalım.
 

 
1960″lar. Hacker”ların doğuşu…
Hacker kelimesi, “çökertici, bilgisayar korsanı, bilgisayar sistemlerine izinsiz giren kişilerin internet argosundaki adı, habersiz olarak başkasının bilgisayarına girip işlem yapan kişi, bilgisayar sistemine gizlice giren kişi, bilgisayarı ile başka bir sistemi bozan kullanıcı” şeklinde açıklanıyor.

İlk bilgisayar korsanları, büyük bilgisayar sistemlerinin bulunduğu üniversitelerde ortaya çıkmaya başlamış. özellikle Massachusetts Institute of Technology”deki yapay zeka laboratuarı korsanların hünerlerini geliştirebileceği bir platform olmuş. Başlarda olumlu bir anlama sahip olan hacker/korsan sıfatı, programları planlanandan daha farklı işler yapmaya zorlayan bilgisayar “dahileri” için kullanılıyormuş. Zaman içinde anlam yitmesi ya da değişmesi dedikleri bu olsa gerek!

 

1970″ler. Telefon korsanları (phreak)…
Phreak kelimesi de, “ücretini ödemeden telefon konuşması tekniği uygulayan kişi” olarak tanımlanmakta. 70″li yılların başında ortaya çıkan telefon korsanları ücretsiz görüşme yapabilmek için uluslararası telefon şebekelerine sızmaya başlamış. Bunların en ünlüsü John Draper olmuş.

Cap”n Crunch marka gevrekten çıkan bir oyuncağın çıkardığı ses ile defalarca ücretsiz görüşme yapmayı başarmış. Daha sonra “Captain Crunch” lakabıyla anılan Draper, bu oyuncağın 2600 Hertz”lik bir sinyal çıkardığını tespit etmiş. Bu değer, AT&T”nin uzak mesafe görüşme sistemine erişim için kullanılan tonun aynısıymış.

Draper daha sonra “Blue Box” adlı bir cihaz geliştirerek, telefon korsanlarının bedava görüşme yapmasını sağlamış. Draper”ın 70″ler boyunca sürdürdüğü bu “muzipliği” onun tutuklanmasına neden olmuş. Bu “blue box”ları üretenler arasında Steve Wozniak ve Steve Jobs adlı iki kolejli öğrenci de varmış. 🙂
 


 
1980″ler. Hacker mesaj grupları…
Telefon korsanları yavaş yavaş bilgisayar alanına kaymaya başlamış. Ayrıca ilk elektronik mesaj pano sistemleri (BBS) ortaya çıkmış. Usenet”in ve elektronik postanın öncüsü olan bu panolarda (Sherwood Forest ve Catch-22 gibi) korsanlar biraraya gelerek, kredi kartı numaraları, şifreler gibi bilgileri paylaşıyormuş. Bu yıllarda ilk korsan grupları da kurulmaya başlanmış.

ABD”deki Legion of Doom ve Almanya”daki Chaos Computer Club, öncüler arasında yer alır. Yazar William Gibson, Neuromancer adlı bilimkurgu romanında siber alem kavramını kullanır. Durumun vehameti artınca, 80″lerin sonunda ABD”de “Computer Emergency Responce Team” adlı acil müdahele ekibi kurulur. Bu ekibin görevi, giderek artan saldırıları araştırmak olur.

 

1983″de korsanlar Hollywood”da War Games”i (Savaş Oyunları) hack”leyerek, “hacker efsanesini” geniş kitlelere tanıtmış oldular. Filmde, Matthew Bredorick”in oynadığı ana karakter, oyun oynamak için bir üretici firmanın bilgisayar sistemine girmeye çalışıyor; ancak yanlışlıkla ordunun nükleer savaş simülasyon sistemine giriyor. Bunun ardından ordu yüksek düzeyde alarm (Def Con 1) ilan ediyor.Aynı yıl, yetkililer 414 olarak bilinen bir çeteye mensup altı genci tutukluyor. Bu gençler dokuz gün içinde aralarında nükleer silahların geliştirildiği ABD”deki Ulusal Laboratuar”dakilerin de bulunduğu 60 bilgisayara sızmış oluyor.

1984″de Hacker dergileri! 2600 adlı ünlü hacker dergisi düzenli olarak basılmaya başlanmış. Bir yıl sonra online dergi Phrack çıkmış. Her iki dergide de korsanlar için “yararlı bilgilerin” yanı sıra yorumlar da yer alır.

1986″da hapis cezası! Kamu bilgisayarlarına sızma eylemlerinin artması üzerine ABD Kongresi, bilgisayar sistemlerini hack”lemeyi suç sayan yasayı kabul eder. Ancak yasa belirli bir yaşın altındakileri kapsamıyormuş.
 


 
1988″de Morris solucanı! Cornell üniversitesi öğrencisi Robert T. Morris, ARPAnet (internetin öncüsü) üzerinde kendi kendine çoğalan bir solucan yaratır. Morris, bu solucanın UNIX sistemlerini etkileyip etkilemeyeceğini görmek ister. Ancak solucan kontrolden çıkar ve ağa bağlı 6 bin bilgisayarı etkiler. Solucan değil mi! 🙂 üniversiteden kovulan Morris, 10 bin dolar para ve 3 yıl gözaltı cezasına çarptırılır.

1989″da Batı Almanya”daki korsanlar, ABD”deki kamu ve özel sektör sistemlerine sızarak, işletim sistemlerinin kaynak kodunu Sovyetler”in KGB”sine satmak suçundan tutuklanır. Bu, tarihe açığa çıkan ilk siber casusluk vakası olarak geçer. Bu korsanlardan üçü gözaltı ve para cezasına çarptırılırken, dördüncüsü intihar eder. Kendine The Mentor adını veren bir hacker yakalanır. The Mentor, bugün çok ünlü olan bir tez yayınlar. Zamanla korsanların manifestosu olan bu tez, aslında bir savunma niteliğinde. Mentor “savunmasında”, “Suçum merakımdan geliyor…” der.

 

Bize, hep merak etmenin iyi bir şey olduğu öğretildi. öğretmeseler miydi acaba? Zaman içinde yiten anlamlara mı yansak, yoksa ilmin insanoğlunun eline geçince iyi niyet-kötü niyet arasında gidip gelmesine mi? özünde”insan” olan her sistemin bir gün çökme ihtimalini kabul edip yeni meraklara yelken açmak gerek.

Etimolojide çalışılmış birkaç örneğe değinilebilir, tam da bu noktada. Etimoloji, bir dilin kelimelerinin ilk ve doğru anlamlarını tespit eden ve bu konuda kurallar koyan dilbilgisi kolu. Dilbilgisinin en zevkli çalışma alanlarından biri olan etimoloji (köken bilimi) sözcüklerimizin soy ağacını, şeceresini verir. Tasarımcı olmasaydım okuyup üzerinde çalışacağım tek alandı kendisi. Hobi seviyesinde olsa da şimdilik, bazen çok komik şeylere rastlayabiliyorsunuz. Güneş Dil teorisi çerçevesi içinde bütün kelimelerin Türkçe asıllı olduğunu ispatlayabilmek için gayretler içine de girilmiş. “Paralel”in “beraber” kelimesinden, Niyagara Şelalesi”ndeki “Niyagara” kelimesinin “ne yaygara” sözünden türediği gibi yanlış iddialar da ortaya atılmış tabi.
 


 
Padişahlardan biri vezirine “Halk konuşurken sarık-marık, giyim-miyim, pabuç-mabuç der. Sarığı, giyimi, pabucu anladık; marık, miyim, mabuç da ne oluyor?” demiş. Akıllı vezir bir müddet düşündükten sonra “şevketlimin mübarek başındaki sarık, kullarının fakir başındaki marık; haşmetlümün üzerindeki elbise giyim, kölenizin üzerindeki miyim; devletlümün mübarek ayaklarındaki pabuç, bendelerinin ayağındaki ise mabuçtur” diye izah etmiş.

 

Anlamı zaman içinde değişmiş o kadar çok kavram ve kelimemiz var ki! Size iki örnek. Buyrun.

Şarlatan kelimesi İtalyanca”dan gelir. Ortaçağ”da papalık, günahkar insanları, para mukabilinde, Allah”tan aldığını iddia ettiği yetkiye dayanarak affediyor ve eline imzalı ve damgalı bir de resmi belge tutuşturuyormuş. Bazı açıkgözler bu af vesikalarını taklit ederek, huzurlarını kaçıran, vicdanlarını rahatsız eden günahlarından kurtulmak isteyen İtalyanlara, papalığın fiyatından çok daha ucuza satmaya başlamışlar. Bu kimselere de ciarlatano yani “şarlatan” denmiş.
 


 
Nicolas Chauvin, başkumandanı Napolyon”a sarsılmaz, fanatik sadakatle bağlı bir asker. Napolyon”un harplerinden birinde yaralanmış olmasına rağmen, onun tarihte bir benzeri olmayan bir lider olduğuna inanmış, Napolyon sürgündeyken dahi onun türküsünü şevkle çalmaktan vazgeçmemiş. Fransızlar ise Küçük Onbaşı”yı başlarından atmakla memnun olduklarından Chauvin”in her yerde ve her zaman Napolyon”un müdafaasını yapması, onun gibi bir vatanseverin bir daha yetişmeyeceğinde ısrar etmesi karşısında, Chauvin”le alaya başlamışlar. Cogniard”ın 1831″de sahneye konan eserinde (La Cocorde Tricolere) Chauvin adlı bir karakter milli üstünlük nutukları çeker, zafer şarkıları söyler. Bundan sonra mübalağalı, fanatik bir milliyetçilik Chauvenism (şovenizm), onu tutulan kimseye ise şoven denmeye başlanır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here