Ana sayfa Haber Bedük: Bitakım Notlar

Bedük: Bitakım Notlar

0

BEDüK, seninle deneyimlerini paylaşıyor. Not almaya hazır mısın?
 

Stüdyo notları…
Bu yeni albümle daha önceden aslında içten içe farkında olup tam olarak birebir yaşamadığım ve kendi net gözlemlerimle görmediğim için yeni fark ettiğim durumlar oldu. Bunların başında – dışarı çıkardığın sesten ziyade içeri aldığın sesin – ne kadar önemli olduğunu anladım. Eskiden elimdeki kayıt ne olursa olsun, yeni teknolojiler eşliğinde dışarıya çıkan sesi istediğim kadar manipüle edip harika duyurulabileceğini savunurdum. Evet bir yere kadar bunun doğru olduğunu yine düşünüyorum. Ama gün geldi ve en üst seviyede kovertorlerle, preamfilerle, mikrofonlarla ve analog ekipmanla kayıt yapmaya başladım. İşin rengi değişti. Bu kadar fark olabileceğini hiç düşünmemiştim. Eskiden yaptığım herhangi bir kaydın mixindeki plugin zinciri inanılmaz dolu olurdu. Arka arkaya EQ”lar, kompresörler, modülasyon pluginleri vs.. Şimdi çok ufak dokunmalarla çok daha parlak sonuçlar ortaya çıkıyor ve mix çok daha “gerçek” duyuluyor bu sayede. “Less is more” durumu her türlü tasarım dünyamda bana yön verdiği gibi ses tasarımlarıma da yön veriyor artık. Ne kadar az dokunursan o kadar çok sonuç alıyorsun.
 

 
Sahne notları…
Geçen ay, bir otel odasında canlı konser verdik. çok çok acayip bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Ertesi sabah odanın hali fenaydı. Neyse ki otel sakinlerinden bir şikayet almadık. İnsan ne kadar büyük yerlerde konser vermeyi sevse de böyle küçük ama şok edici işler yapmak da apayrı bir zevk oluyor. Bunun gibi başka fikirlerimi de hayata geçirmek için bir çıkış yolu oldu bu aslında. üstüne Indigo”da albüm lansman konseri çok enteresandı. Geceyi zaten filme çekiyorduk arkadaşlarla ( thefuckisback.com). Gecenin ortasında hadi bunu bir video klibe çevirelim dedim ve seyircilerin arasına attım kendimi. Ondan sonra neler olduğunu(!!!) iş ortaya çıktıktan sonra tekrar paylaşırım. Şu anda hep beraber iyi bir sonuç çıkması için çok çalışıyoruz. Hep dediğim şey, hayırlısı:) En azından çok eğlendik. Her zaman en önemlisi bu olmalı zaten. Albüm çıkalı bu kadar kısa zaman olması ve parçaların İngilizce olmasına rağmen o kadar kişinin şarkıları bilip hep bir ağızdan söylemesi nefis bir duygu. Aylar boyu süren anti sosyal stüdyo hayatından sonra bu kadar sosyallik beyin travmasına yol açıyor resmen:)

 

Genç müzisyene notlar …

Vokal: Kendine ait bir ses tonu/rengi bulmalısın. Radyoda parçan çaldığında bu senin sesin demeliyim. İllaki şarkıyı doğru veya mükemmel söylemek zorunda değilsin. “Sen” olması en önemlisi. Kurt Cobain”i “RAPE ME!” derken mükemmel bir şan vokaliyle düşünemezsin. Genelde evinde veya sahnede söylemeye alışık vokallerin stüdyo kaydında daha çok zorlanabildiğini görüyorum. Sesleri içine kaçıyor sanki mikrofonun önüne gelip kulaklığı taktıklarında. Bunun sebebi, genelde kendi ses rengini bulduğun yer, doğal ambiyansın da olduğu yerler oluyor ve sesini odanın akustiğiyle birleştirerek bulmuş ve ona alışmış oluyorsun. E tabi izole, kapalı bir yerde olduğun zaman nefes bile alamıyor gibi hissediyorsun. Mikrofonu tutmaya veya mikrofon ayağına yaslanmaya da alışık olduğun için tutunacak birşey arıyorsun.


 
Beden ve beynin ona alışık oluyor. O yüzden stüdyoda vokal kayıt ederken sana tavsiyem, ses teknisyeninden sana doğal ortamını sağlayabilecek bir oda ambiyansı vermesini iste ki o zaten bunu verecektir sana, ama bunu kendi duyumuna göre düzenlemesi için onu yönlendir. Kulaklığın bir tarafını tam olmayacak şekilde biraz aç ki sadece kulaklıktan değil, dışarıdan da duy sesini. Eğer illa bir şeye tutunarak söylemeye alışıksan, yan tarafa başka bir mikrofon ayağı iste ve ona tutun. Başka bir konu, yaptığın müzik tarzında vokaller çok yüksek hatta brutale varan vokaller ise bunun provasını yapmak her zaman kolay değildir. Ya komşulardan daralırsın, ya da arkadaşlarından, ailenden, etrafındakilerden çekinirsin. Ben zamanında brutal vokal yaparken bir arkadaşımın tavsiyesiyle şöyle bir yol bulmuştum, çok da faydası oldu. Duşta veya denizde nerede su bulursan suyun içine kafanı sok ve istediğin kadar bağır:) Ne komşular duyar, rahatsız olur ne de arkadaşların… Ailen “ne yapıyorsun yahu” der en fazla. Eğer öne doğru eğilerek yaparsan bunu, doğal olarak diyaframın da devreye gireceği için çok rahat bu tarz vokali prova edebilirsin. Aman boğulma tabi bunu yaparken 🙂

 

Gitar: Son zaman genç müzisyenlerin müziklerinde dikkat ettiğim konuların başında riff eksikliği geliyor. Genelde şarkıya eşlik eden gitarlar duyuyorum. Eyvallah tamam eşlik etsinler, ama enstrümanından sana özel “cümleler” duymak, çaldığın parçayı senin yapan asıl özelliktir. Yani neden sen değil de başka bir gitarist çalıyor olmasın ki şarkıyı, eğer içinde senin cümlelerin yoksa? Her parçanın nasıl ki kendi sözleri, kendi melodileri varsa, kendi özel gitar riffleri/cümleleri de olmalı.

Bas: Sahnede genelde bas gitaristlerin sabit durduğunu görüyorum. Unutmayın doğru çalmak ne kadar önemliyse çalarken karşındakine bunu aksettirmek de bir o kadar önemlidir. Parçanın doğal olarak getirdiği groove”u hissederek hareket edersen normalde çaldığından çok daha iyi çalıyormuş gibi görünürsün ve sahnede aldığın zevki seni izleyenlere daha iyi yansıtmış olursun. Sahne bir oyun yeri.
 


 
Davul: En azından bir kere denemeni istediğim bir önerim olacak. Provada bir parçaya grupla beraber çalışırken komple zil kullanma. Davulun diğer parçalarıyla çal sadece. Şarkıyı öyle yaz demiyorum. Sadece yaratabileceğin varyasyonları gördüğünde ve sonradan parçaya zilleri de eklediğinde vizyonunun nasıl açıldığını göreceksin. Ve şimdiye kadar zillere ne kadar kendini yasladığını fark edeceksin. Bir kere dene derim.

 

Tüm grup: Albüm yapmak için değil, beraber çalıyor olmak için çalın. Gerisi gelir. Yoksa bir bakmışsın ki ikinci albümde alaturka yaylılar girmiş, siz para kazanıyorsunuz ama sabah 9 aksam 5 işine gitmekten farkınız kalmamış. Siz bu işe zaten özgür olmak için girmediniz mi? önce ruhunuzu özgür bırakın, para elbet gelir. Şu anda rock grubu diye geçinen grupların %90″ı gitarlı alaturka-pop”dan başka bir şey değil. Yapmayın böyle… Sevdiğiniz şeyi çalın.. Kendinizi özgür kılın.

Prodüktöre notlar…

Elimizde o kadar çok enstrüman, vst, au, efekt plugin vs. var ki insan müzik yapmak yerine onların içinde kayboluyor. Yine bir kerelik deneme yapman için tavsiyem. Sıfırdan bir prodüksiyona otur ve bu sefer kendini kısıtla. Sadece bir synth kullanarak bir parça yaz. Kullanacağın plugin’leri de kısıtla. Atıyorum bütün şarkıyı Synthmaster 2,5′ la yaz, efektleri falan dahil, üstüne en sevdiğin plug in’leri seç ve dışına çıkma. Yaratıcılığının nasıl arttığını göreceksin.
 


 
Sektöre notlar…

Sanki daha önce dünya çapında pop / rock starlar çıkarmış, global başarı öykülerine imza atmış gibi, genç müzisyenleri karşınıza alıp onları oldukları şeyden farklı bir şey haline getirmeyin artık. Sizin yıllardır kurduğunuz çizgi sağ olsun, Türk popüler müziğinin hali ortada… Bırakın oldukları şey olsunlar. Dinleyici kendiliğinden gelecektir zaten. İkincisi, yıllardır iTunes geldiğinde bu sektörde her şeyin nasıl değişeceğini söylemekten dilimde tüy bitti, bana deliymişim gibi baktınız. E bak n”oldu şimdi hepiniz Müyap”ın da dijital dünyadan çekilmesiyle beraber köşeleri kapmak için birbirinizi yer hale geldiniz. Demek ki neymiş? Akıl yaşta değil, baştaymış.. oh rahatladım:)

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here