Ana sayfa Makale Antik Şehirlerde Mimari Fotoğraf – 1 Efes

Antik Şehirlerde Mimari Fotoğraf – 1 Efes

0

Mimari fotoğraf diğer fotoğraf dalları arasında en önemlilerinden birisidir. Bunun temel nedeni; hem kendi kulvarında önemli bir karşılığı olması, hem de mimari fotoğrafın diğer pek çok fotoğraf alanının içine işlemesidir.
 

çekmeyi düşündüğünüz fotoğraf ne zaman “mekân”a dair bilgi içerirse, o noktada mutlaka mimari fotoğraf gerekliliklerine dikkat etmeniz gereklidir. Basit bir anı fotoğrafında bile fonda mimari bir anlatım öndeki ilgi merkezine destek veriyorsa, işiniz iki kat zorlaşmış demektir. Hem ilgi merkezinizin doğru ifadesini yakalamalı hem de fonda çekim yüksekliğiniz ve mesafeniz nedeniyle meydana gelebilecek eğiklik ve deformasyonlara dikkat etmelisiniz.
Bu temel çıkış noktası bize şu önemli ipucunu veriyor: Kadrajınızda mimari bir bilgiyi izleyiciye taşımaya karar verdiğiniz her anda, o mimari bilginin nasıl anlatılması gerektiğine mutlaka dikkat etmelisiniz.

Bu sayımızla beraber, farklı coğrafyalarda üretmeye çalıştığım mimari fotoğraflar üzerinden bu kulvara dair özellikle sahada dikkat etmeniz gereken önemli kuralları ve ipuçlarını sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim. İlk bölümde “Antik Şehirler” konusunu Efes antik şehrine gerçekleştirdiğim gezide çektiğim fotoğraflar eşiliğinde yapmaya çalışacağım. Bu bölümde ilk önemli kavram olan çekim yüksekliği ve açısı konusunu irdeleyeceğiz…

çekim yüksekliği ve açısı:
Mimari öğeler içeren fotoğraflarda biz fotoğrafçıların en çok sıkıntı yaşadığı konulardan birisi elbette kadraj içinde yer alan herhangi bir mimari eserin yüksekliğine bağlı olarak bizim konuya bakış yüksekliğimizdir. Basitçe özetlemek gerekirse, yüksek bir binanın, kulenin, minarenin kadrajımız içinde kesilmeden yer almasını sağlayabilmek adına çoğu zaman farkında bile olmadan fotoğraf makinemizi yukarı doğru kaldırırız. Bu, çekimi yaparken farkına varmasak da, aslında çektiğimiz binanın görüntüsünün olması gerektiği gibi dikey olarak yükselmek yerine “belirli bir eğimle ortaya doğru yatmasına” neden olur.

En basit örnek, bir cami avlusunda ön cepheden iki minaresini de fotoğraflayabildiğimiz bir caminin fotoğrafında oluşur. Hem sağdaki hem de soldaki minareler, biz onları kadraja dahil edebilmek için makinemizi yukarı doğru kaldırdığımız için merkeze doğru eğilirler. Bu, yakın mesafeden yapmaya çalıştığımız çekimin neden olduğu bir sonuçtur aslında. Ancak aynı fotoğrafı bulunduğumuz noktadan belirli bir yüksekliğe çıkarak makinemizi yukarı kaldırmaya gerek kalmadan çekebilseydik, bu sorunu yaşamayacaktık.

Ancak elbette bizler fotoğrafçılar olarak yanımızda istediğimiz her yerde bizi yükseklere taşıyabilecek kaldırıcı sistemlerle sahada dolaşamıyoruz. Bu noktada “neler yapmalıyız?”, “bu sorunu nasıl aşarız?” veya “aşamadığımız durumlarda nasıl bir seçim yapabiliriz?” soruları üzerinde bu sayımızda durmaya çalışacağım.
 


Fotoğraf-1
 
Fotoğraf-1: Yakın mesafeden yukarı doğru çekim.
çoğu zaman özellikle gökyüzündeki güzel mavi fondan yararlanmak istediğimizde, bunu bir seçim olarak düşünür, biraz da geniş açı bir objektif kullanarak yakın mesafeden ve aşağıdan yukarıya doğru bir kadraj üretiriz. Bu sayede o mimari yapının arkasında ve etrafında olan ve fotografik olarak görüntüyü kirleten etkenlerden kurtulmuş oluruz. Bu, her ne kadar aşağıdan yukarı doğru ve yakın mesafeden yapılmış olması nedeniyle aslında dik olan elemanların eğilmesine neden olan bir kadraj olsa da, fotoğraf dilinde anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir seçimdir. Yani eğer “kusur”dan bahsedersek; elbette dik mimari elemanların (örneğin sütunların) bizim çekim yüksekliğimiz ve konuya olan mesafemiz nedeniyle eğilmesi ve mimari eseri olduğundan farklı göstermesi “mimari bakış” açısından apaçık bir “kusur”dur. Ancak, fotoğraf bakışında bunun bir “kabul edilebilir nedeni” vardır. O da anlatılmak istenen mimari eser üzerindeki asıl detayların fondaki renk ve sadeliğin yardımıyla daha kolay ifade edilebilmesidir.

 

Fotoğraf-2: Hadrianus Kapısı
örneğin Fotoğraf-1 ve Fotoğraf-2″deki kadrajları ele alalım. Efes”te çektiğim bu karelerde, elbette biraz daha konudan uzaklaşarak ve yükselerek çekim yapmaya çalışsaydım, belki bu sütunlardaki eğilmenin biraz olsun önüne geçebilirdim. Ama bu durumda da fondaki pek çok kirlilik yaratan gereksiz öğeleri kadrajıma dahil edecek ve hatta Hadrianus tapınağında öndeki ve arkadaki iki önemli elemanı gökyüzünün ortak paydasında üst üste binmeden fotoğrafıma taşıyamayacaktım.

Buradan şu temel “seçim”e varıyoruz. Bir fotoğrafsever olarak, mimari bir öğeyi anlatmak istediğimizde;

1) Eğer yapabiliyorsak (önü ve çevresi uygunsa) mimari yapıdan uzaklaşmalı, ve olabildiğince mimari eserin yüksekliğinin yarısı kadar bir yüksekliğe çıkmaya gayret ederek fotoğraf makinemizi yukarı doğru kaldırmadan, konuya dik olarak tutarak perspektif bozulmayı sıfırlamalı ya da minimuma indirmeliyiz. Elbette belki konudan uzaklaşmak da mümkün olabilir, ama her zaman konunun yüksekliğinin yarısı kadar bir yüksekliğe çıkarak mimari eserin “aks”ından çekim yapmamız mümkün olmaz. Bu noktada asıl dikkat etmemiz gereken mimari eserin “aks”ını, yani tam ağırlık merkezini doğru belirlemektir. Yani mimari eserin fotoğrafladığımız yüzünün tam orta noktası bizim bulmamız gereken çekim noktasıdır.
 


Fotoğraf-2
 

çünkü buradan yapacağımız bir çekimde meydana gelebilecek perspektif bozulma daha sonra “Lens Correction” filtresi ile Photoshop CS5″te kolayca düzeltilebilir. Ancak eğer mimari yüzeyin tam aksında durmadan çekim yaparsak, “Lens Correction” kullanımı sırasında çok önemli bir sıkıntı ile karşılaşırız. Yüzeyin bir sütununu düzeltirken diğer sütunun bozulduğunu görürüz. Bunu aşabilmek için mimari yüzeyin tam aksını çekim esnasında doğru belirlemek hayati önem taşır.

2) Ya da ikinci bir seçim olarak konuya iyice yaklaşır, geniş açılı objektifimizi de kullanır ve gökyüzünü fon olarak kullanarak mimari öğeyi ciddi oranda eğerek çekim yaparız (Fotoğraf-1 ve Fotoğraf-2). Aslında fotoğrafçı olarak şunu söyleriz fotoğrafımıza bakanlara: “Biliyorum, perspektif bozulma var, mimari öğeler eğiliyor, ama sahada ancak böyle çekim olası.
Diğer hal için gerekli yeterli mesafe yok ve ben gökyüzünün temiz fonunu kullanmayı seçtim.” Yani kararlı olmalıyız fotoğraf çekerken. Ortada bir “kusur” bile varsa bu sizin seçiminiz olmalı, yalnışlıkla olmamalı.

 

Fotoğraf-3: Celsus Kitaplığı. Uzak mesafeden 180 mm tele bir objektif kullanarak çekildi ve bu sayede perspektif bozulma çekim sırasında en aza indirgendi.
 

Fotoğraf-3
 
Fotoğraf-4: Celsus Kitaplığı. Yine uzak mesafeden, biraz daha cephe anlatımına yönelebilmek için sola doğru bir noktadan 75 mm yakın tele bir objektif kullanılarak çekildi.
 

Fotoğraf-4

 

Fotoğraf-5: Celsus Kitaplığı”nın tam aksında ve çok yakınında durarak 35 mm bir geniş açı objektif kullanarak çekim yaptığım için dikeyleri geriye doğru yatırdım. Ancak bu çekim noktası ve açısı sayesinde fondaki muhteşem mavi gökyüzünden yararlandım.
 

Fotoğraf-5
 
Fotoğraf-6: Celsus Kitaplığı”nın ön cephesinin (hemen hemen) tam aksından çekildi. Mümkün olduğunca yükselerek (karşısındaki bir sütunun üzerine tırmanarak ayakta) çekim yaptım. Ancak hala Celsus”un yüksekliğinin yarısına ulaşamadığım için çok az da olsa makinemi yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Bu nedenle çekim esnasında sütunların bir miktar eğilmesine engel olamadım. Ama aksa yakın çekim yapabildiğim için daha sonra fotoğrafımı CS5 ile işleme esnasında “Lens Correction” filtresini kullanarak dikeyleri düzelttim.
 

Fotoğraf-6

 

Fotoğraf-7: Trayan çeşmesi: Tam karşısından ve aksından çektim. Dikeyler ve yataylarda bir perspektif bozulma olmadı. Ancak bu açıdan mecburen arkadaki yeşil çayırlık fon olarak kullanıldı. Mevsim itibariyle bir sorun olmadı. Bahar mevsiminde Mayıs ayında çekim yapıldığı ve henüz otlar sararmadığı için yeşil bir yandan da kadraja renk kattı. Ancak aynı kadraj bir ay sonra yaz mevsiminde denenirse muhtemelen otlar sararmış olacak ve sarı fonda sarı yapı yeterli renk kontrastına ulaşamayacak.
 

Fotoğraf-7
 
Fotoğraf-8: Trayan çeşmesi”ne hem mesafe olarak yaklaştım ve altına girdim, hem de makinemi yukarı doğru kaldırarak parçalı bulutlardan oluşan gökyüzünden fonu arka plan olarak kullandım. Elbette çekim mesafem ve açım nedeniyle perspektif bozulma oluştu ve dikeyler geriye doğru yattı. Unutmamalıyız, sonucunu bilerek bir “kusur” işleyebiliriz. Ancak neticede eğer bir görsel kazanımla fotoğrafı kotarabiliyorsak ortaya bir kusurlu fotoğraf değil “o şekilde tercih edilerek çekilmiş” bir fotoğraf çıkar. Sonuç her zaman sizin seçimiziniz olmalı, hatanız değil.
 

Fotoğraf-8
 
Kısaca özetlersek, mimari bir yapıyı gerek ana tema olarak gerekse fonda yardımcı leke olarak kadrajımıza dahil ettiğimizde, bu mimari yapının dikeylerinin ve yataylarının fotoğrafta nasıl bir hal alacağı büyük önem kazanır. Yapacağımız çekim yüksekliği, açısı ve mesafesi seçimleriyle bu mimari eserin kadrajımızda nasıl bir anlatım diline kavuşacağına biz karar veririz. Bu seçimde mutlak bir doğru yoktur. Sahadaki duruma, fotoğrafımızda yapmak istediğimiz vurguya, çantamızdaki objektiflerimizin bize sunacağı tercihlere ve çekim yüksekliğimize ve açımıza bağlı olarak en doğru kararı biz vereceğiz.

Mutlak doğru yoktur dedik, ama mutlak bir yalnış vardır; o da “kararsız” kalmanız ve bu kararsızlığınızı kadrajınıza yansıtmanızdır.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here