Ana sayfa Sektörden Alen Konakoğlu ile Stüdyo”da

Alen Konakoğlu ile Stüdyo”da

177
0

 Alen”in stüdyosuna konuk olduk ve davulcu Alen”den ziyade ses mühendisi Alen”le sohbete daldık…


Sound: Musicians Institute”da kayıt teknolojileri okudun. Oradaki günlerinden biraz bahsedebilir misin?

Alen Konakoğlu: çok disiplinli ve kurallı bir okuldu. Cihazları, dilediğimiz gibi kullanmak, kurcalamak gibi bir lüksümüz yoktu.  Ama çok iyi bir eğitim verdikleri de bir gerçek. Girerken tabii ki müzik bilgisi, kulak, ritim duygusu vs. gibi temel kriterler arıyorlar. Ama onun dışında her şeyi sıfırdan öğretiyorlar. Kayıt teknikleri, mikrofonlama, miks, ProTools dersleri, müzik analizi, parça aranjesi, trafik yazma gibi her konuda bilgi veriyorlar.

S: Peki oraya gitme fikri ilk nasıl oluştu?

A.K.: Ben, 1998 yılında Haluk Levent”in Rıza Erekli”nin  stüdyosunda kaydedilen Yine Ayrılık albümünde davul çaldım, fakat miksi hiç beğenmedim. Benim davulumun sesi bu olamaz dedim. O anda da bu işin nasıl yapılması gerektiğini öğrenmeye karar verdim. Okulda, bu işin doğru yapılma yöntemleri ile ilgili temel bilgileri alıyorsun tabii ama asıl o bilginin üstüne deneme yanılma yöntemiyle kendini geliştirmen gerekiyor. Okulda limitlisin, her istediğini yapamıyorsun ama stüdyon olduğu zaman, kitaba bağlı kalmadan, müzik kulağına güzel gelene kadar sayısız deneme yapabilirsin. Bol bol müzik dinlemek o yüzden çok önemli.  örneğin 7 aya yakın Chick Corea”nın Mad Hatter stüdyosunda asistanlık yaptım ve orda gördüğüm şeylerin şu andaki bilgime çok fazla katkısı oldu.  O sırada Natalia Orrero”nun albümü yapılıyordu. Bir buçuk, iki ay boyunca, stüdyonun sadece camından içeri bakabildim. Ama zaman geçtikçe bana güvenmeye başladılar. Sene 1999″du ve stüdyoda henüz Pro Tools yoktu. 24 kanal Studer makara bant vardı ve Neve masa vardı. Fakat prodüktör gelip, Pro Tools istedi. O yıllarda Pro Tools 5.0, 888 arayüz yeni çıkmıştı ve hemen iki gün içinde stüdyoya sistem kuruldu.
 

S: Steve Smith, Scott Henderson ve Victor Wooten”ın Vital Tech Tones  albümünde asistan olarak görev aldığını biliyoruz. Bu da muhteşem bir deneyim olmalı.

A.K.: Evet, gerçekten de öyleydi. Smith, son derece mütevazı bir insandı. Davullarını taşıtmadı, zahmet etmeyin dedi ve hepsini kendi taşıdı. Mikrofonlama işini ben ve birkaç asistan daha üstlendik. Onun davulunda May drum miking diye bir sistem var. Kasanın içine mikrofon sehpası monte edilmiş durumda. Altolarında yoktu, yani mikrofon takılı değildi ama kick”in içinde, (kick”in önü de kapalıydı) d112, tokmağa bakıyordu. Yani direkt jakı taktığınız zaman mikrofonlamış oluyordunuz. Süper bir sistem. Sonra kick”in önüne, bir yorganla tünel yapıp, Electrovoice RE 20 mikrofon koyduk. Altolar ve floor tom için Sennheiser MD 421, trampetin altına ve hihat”e AKG c415,  overhead”ler için x ve ye şeklinde Neumann KM 184, oda mikrofonu olarak da Neumann u87 kullandık. Sonra tonmayster gelip kontrolünü yaptı. Oda mikrofonlarını ortalama 1.70 boyunda tutmamız söylendi. Mesela bu detay dikkatimi çekti çünkü burada bazen çok yukarı ya da aşağı tutabiliyorlar ama orda 1.70- 1.73 arasında tutulmasına özen gösteriliyor.

Davulun ardından Victon Wooten geldi ve araya ampli, kafa vs. hiçbir şey sokmadan, tek  bir jakla SSL”e girdi. Hemen kompresör, EQ ayarları yapıldı. Scott Henderson da gitar kabiniyle geldi. Bir kutu içerisindeydi, sadece mikrofon kablosu çıkıyordu. önüne SM 57 konuldu. Henderson”ın envai çeşit pedal içeren bir board”u vardı. EQ, reverb gibi ayarları yapıldıktan sonra, o da direkt SSL”e girdi.

İlgimi en çok çeken nokta ise, hazırlıklar yapıldıktan sonra Steve Smith”in kapıyı açıp “Evet, ne çalacağız” demesiydi. Ben tabii şok oldum. Hiçbir ön hazırlıkları yoktu. Ama tabii bunlar  master müzisyen, daha ötesi yok ki… Her şey gözümün önünde oldu. Parçaların iskeleti çıkmaya başladı. Partisyonlar oluştu ve sadece ama sadece 4 gün içinde parçalar hem ortaya çıkmış hem de kaydedilmişti. 24 kanal, analog makara kayıt yapıldı. 4 gün sonra mikse girildi. Benim için inanılmaz bir deneyimdi.

S:
ülkemizde davul kaydı önemli bir sorun. Hatta MİAM”da kaydetmek bir mecburiyet halini aldı sanki. Ama enteresan bir şekilde senin stüdyondan çok iyi bir davul sound”u çıkıyor. üstelik ne tavanı yüksek, ne de büyük. Bunu nasıl beceriyorsun?

A.K.: Evet, bu odanın durumu standartlara göre süper değil. Nedir o standartlar? İyi bir oda efekti ya da reverb oluşturacak bir karakter, yüksek tavan, geniş alan vs. Bu oda ise küçük ve tavanı da yüksek değil. Kısacası kupkuru bir oda, ama işin avantajlı kısmı da bu zaten. Oda çok kuru olduğu için, sound”u yapay olarak yazılımlarla istediğim düzeyde ıslatabiliyorum, oda sound”u verebiliyorum. Ben stüdyoyu aldığımda hiç dokunmadım çünkü bana istediğim kadar oynama imkanı veren bu kuru sound”u sevdim.

Davul kaydederken mümkün olduğunca fazla davul kanal kaydetmeye çalışıyorum; 12, 13 gibi. Kick iki mikrofon, snare iki, altolar, overhead”ler, hihat derken zaten 12,13 kanalı buluyor. Oda kuru olduğu için yeni bir kanal açıp, snare, altolar ve overhead”leri açtığım reverb kanalına gönderip, reverb”den de bir oda sound”u seçip, istediğim büyüklükte bir oda sound”u elde ediyorum. Eğer onu daha da kompreslemek istersem New York drum trick denilen bir teknik uyguluyorum. Ayrı bir aux kanalı açıp, davul master kanalını, extra kompresörle ezip, onu da alttan biraz verdiğin zaman daha hacmi büyük bir sound elde ediyorum. İyi bir davul sound”u elde etmek için akustik sound ile mikrofonlanan sound arasında çok büyük fark olduğunu asla unutmamak lazım. Sadece tek mikrofon ya da iki mikrofon olduğu zaman, o akustik sound”u alabiliriz ama alto, snare gibi her parça tek tek mikrofonlandığı için, normal akustik davul sound”undan farklı bir sound elde ediyoruz. O yüzden çok fazla müzik dinlemek gerekiyor ki o sound çıkabilsin.

Hem konserlerde hem de kayıt yaparken snare için çok dinamik bir mikrofon olan SM57″yi tercih ediyorum. Audix”in 7″li fusion seti var. Altolar ve overhead”ler için o seti kullanıyorum. Kick mikrofonu olarak da aynı serideki D4″ü kullanıyorum. Snare”in altına AKG C91 kullanıyorum. Yamaha”nın subkick”ini de 100 herz altınını güzel duymama imkan verdiği için kullanıyorum. Genelde mikrofonları, davul üstünde bagetin vurduğu noktaya  4 5 parmak yükseklikten bakacak şekilde yerleştiririm. Ayrıca hihat”in snare kanalına kaçmaması için  hihat”i biraz yükseltip snare mikrofonunu da hihat”ten uzaklaştıracak açıda koyarım. 

S: Yamaha, Alen Konakoğlu signature snare serisi çıkarmaya hazırlanıyor. Detayları öğrenebilir miyiz?

A.K.: Yamaha 40. yılı dolayısıyla,  benim de ararlında yer aldığım Türkiye”deki ve dünyadaki endorsırlarına özel bir teklifle geldi. Benden hayalimdeki trampeti tarif etmemi istediler. Sonra bunu 40″ar adet üretip, satışa sunacaklar. Normalde Yamaha tek ağaç kullanır. Ben iki ağaç tercih ettim. İç üç kat akça ağaç (maple), dış üç kat oak (meşe) olmak üzere toplam 6 kat ağaç. Benim sahnede ve kayıtta kullandığım davul, meşe ağacından. çok volümlü olduğu için tercih ediyorum. Akça ağacın ise sustain”i fazla. İkisinin özelliğini birleştirelim, bakalım nasıl olacak dedim. Renginin de, apple sparkle denilen sarıdan kırmızıya giden yaldızlı bir renk olmasını istedim. 6 inch kalınlığında olmasını talep ettim. Derinliği fazla olmalıydı çünkü çaldığım müzik sert ve yüksek volümlü. İki üç ay sonra bir prototiple geldiler. Bir seneye yakındır onla çalıyorum ve gerçekten  tam istediğim gibi süper bir snare diyebilirim. Her konserde, her kayıtta müzisyenler ya da teknisyenler yanıma gelip, bu nasıl bir snare diye soruyorlar.

S: Satışa ne zaman sunulacak?

A.K.: ?u an hala deneme aşamasında. Yeni bir ürün olacağı için Yamaha işi sıkı tutuluyor.  Benim gibi Volkan öktem de kendi hayalindeki snare”i yaptırdı. çalışmalar tam olarak bittiğinde, 40″ar adet üretip, Türkiye”de satışa sunacaklar. 

S: çok başarılı misklere de imza atıyorsun. Biraz miks anlayışından bahsedebilir miyiz?

A.K: öncelikle çok kısık seste miks yaptığımı söyleyeyim çünkü evlerde yüksek volümlü müzik dinlenmiyor. Kulağımın da yorulmaması lazım. Mikse başlamadan önce tabii şarkının kaydını iyice dinliyorum çünkü bence en başarılı miks, müziğin ruhunu en iyi veren mikstir. Benim yapmaya çalıştığım da bu. Sonra bütün seviyelerimi sıfırlıyorum. İşe davuldan başlıyorum ama öncelikli olarak master kanalıma(bazıları koymayın, yanlıştır dese de ben bu fikre  katılmıyorum) analog, channel kompresör  işlevi gören bir plug in açıyorum. Aux kanallarımı açıyorum. Reverb”lerimi hazırlıyorum, isimlendiriyorum. Davula kick”le başlıyorum. Kick”i güzel bir seviyeye getiriyorum, EQ ve kompresör uyguluyorum. Sonra aynı işlemi sırasıyla snare, hi hat, tomlar, overhead”lere uyguluyorum. Ardından genel reverb ne durumda ona bakıyorum. Gerekiyorsa müzik tarzına göre, master davul kanalına kompresör koyuyorum. Ardından, bas, gitar, keyboard ve vokal diye devam ediyorum. Ama hiçbir zaman miksi bir günde bitirmiyorum çünkü ortalama beş saat çalışmadan sonra kulak yoruluyor ve tüm frekanslar birbirine girmeye başlıyor. Mikste en önemli şey tüm enstrümanları tane tane duyurabilmek. Enstrümanların kendi içindeki frekans dengelerini kurduktan sonra, volüm ve yerleştirmeyle alakalı olarak şöyle bir yöntem uyguluyorum. Gözümü kapatıp,  iki monitörün ortasına yaklaşıp, stereo duyumu daha da genişletip, kendimi o grupla beraber, odanın içindeymişim gibi hayal etmeye başlıyorum. Onları nasıl yerleştirmem gerektiği ile ilgili bir imge oluşturuyorum kafamda. Davulcu burada, basçıyı görebiliyorum, gitarcılar sağ ve sola yatmış durumda gibi… Miksin iskeleti ve dengesini de o imgeyi baz alarak kuruyorum. Kick”in ve bas gitarın bası birbirine girmemeli; onu ayırabilmeliyiz. Vokal de tam ortadan gelmeli. Bu arada Türkiye”deki mikslerdeki en büyük sorunlardan biri bence vokalin çok açık olması. özellikle pop anlayışında vokaller önde oluyor. Son yıllarda müzik dinleme zevki, laptop kolonlarına kadar düştü. O küçük kolonun duyurduğu tek frekans da vokal ne yazık ki. Vokal seviyesinin abartılmasında bunun da etkisi var. Oysa miksler, müziği ve alt yapıyı  da duyurmalı. Ben vokalin, bir enstrüman gibi müziğin içine yedirilmiş halini seviyorum. Müziğin üstüne ayrı bir element gibi çıkmasını değil. Bazı mikslerdeki kapalı ve çamurumsu sound”un nedeni de şu diye düşünüyorum: Bazı sesler vardır, onlara ne EQ, ne kompresör gider. Ama o tarz seslere bile EQ dayayacağım, kompresör basacağım diye giriştiğiniz zaman, işte o çamurluk gelebiliyor. Mesela ben kompresörü dikkatli uygularım. Nerdeyse davulun kick”i ve snare”i ile açılıp kapanan bir kompresör söz konusudur. SSL masanın miks bus kompresörü vardır ya işte ben onu emule ediyorum.

S: Biraz kullandığın ekipman terchilerinden söz edebilir miyiz?

A.K.: Yakın dinlemeleri 6.5 inch”lik Adam A7″lerle yapıyorum. Yamaha NS10M”ler, sonradan katıldı stüdyoya. Onlarla da bir miks yaptım ama Adam”lar daha detay veriyor ve daha doğru duyuruyor. Kısacası miksin yüzde doksanını, yani genel detayı A7″lerle yapıp, bas ve kick seviye, hacim, büyüklük gibi yüzde onluk kısmı da Yamaha HS 80 M”lerle yapıyorum.

Bu odanın doğru bir duyumu var. Yaptığım işleri farklı yerlerde ve sistemlerde dinlediğim zaman bile aynı duyumu alıyorum. Bu açıdan çok şanslıyım diyebilirim çünkü odanın yalıtımını çok profesyonel, milimetrik hesaplarla gerçekleştirmedim. Zaten burası normalde home studio, ticari bir stüdyo değil. Stüdyo yalıtımı yapan Naci Gogo”dan yardım aldım. Buradaki süngerleri kesti, hazırladı. Odada ölçüm yaptım ama daha çok kulakla yaptım. Mikrofon koyup ölçmek değil, daha çok alkış testi, ses nerden sekiyor, nerden bas geliyor gibi konulara dikkat ederek, kulağıma güvenip hareket ettim.

Digidesign Control 24 controller/mixer”im var. Ben bu işleri, cihazları kurcalayarak, fader açıp kapatarak öğrendim. Bir otomasyonda mouse ile yazamıyorum. “Hands on mixing” denir ya, işte ben öyle çalışabiliyorum. Fader”larla, bir miksin kabasını çıkarmam üç dakikamı alıyor. Bunu mouse ile yapamam. Mikrofon olarak Neumann u87 ve  Behringer B1 var. Summit Audio 2ba-221 ve SPL Gold Mike stereo mikrofon preamplim var.  Bayan vokalleri kaydederken genelde Summit”i kullanıyorum. Erkeklerde Gold Mike”ı kullanıyorum. Her ikisi de lambalı ama Summit”in lamba çıkışını kapatabilme imkanı var. Summit Audio TLA-50 modeli bir tube leveler”ım var. O aynı zamanda kompresör görevi de görüyor.

Genelde davulları solid state kaydedin, çok tüplü kaydetmeyin derler ama ben snare”ı Summit”e atıyorum. Overhead”leri ise Gold Mike”dan geçiriyorum.  Lambalı olduğu için overhead”ler canavar gibi geliyor. Daha da sıkıştırmak istersem DBX stereo 266 kompresörümü kullanıyorum. Hem vokal hem de davula iyi gidebilecek bir preamp daha  lazım. Elimdekiler belli seviyede preampler. Aklımda Neve klasik seriden 1073 var.

S: Yazılım olarak neleri kullanıyorsun?

A.K.: Protools 7.4 ve Cubase Studio4″ü kullanıyorum. Miskleri Pro Tools”da, MIDI”li aranje işlerini de Cubase”de yapıyorum. Pro Tools 8″e geçmedim. Arayüzü çok cicili bicili. Ben ekranı yalın görmeyi seviyorum, kafam karışmasın istiyorum.

AmpliTube 1″i çok beğeniyorum, son derece hacimli bir sound”u var. 2 ve Guitar Rig bana biraz yapay geliyor. AmpliTube 1 ve Fender gerçekten başarılı. Wawes”in reverb”lerini sevmiyorum. Digidesign 002″im var. Onun EQ”sunu ve reverb”lerini kullanıyorum. Altiverb”i sıklıkla tercih ediyorum. Production Tool Kit olduğu için onun içinde reverb olarak TL Space de geliyor. Onu da beğeniyorum. Bazıları Digidesign EQ”larını kullanmıyor, kötü buluyorlarmış. Ben katılmıyorum. çok başarılı buluyorum. Ayrıca Tool kit”de TL Space reverb”ün yanında Smack! LE kompresör, bir iki synthesizer geliyor ve kanallar 32″den 48″e çıkıyor.

Bilgisayar olarak Mac değil PC kullanıyorum ve çok memnum. Markası Arma Venes, Quadcore, 2.8 Ghz, 4Gb RAM”e sahip. 500 Gb hard disk ve GT8800 ekran kartı var.

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here