Teknolojide fundamentalizmden oportünistliğe: Cross platform anlayışı!

Teknoloji üreticileri fundamentalist kabuklarından sıyrılıp, faydacılığıa doğru gidiyorlar!

2010'dan bu yana teknoloji sektöründe, başı çeken fundamentalist tavırlardan yavaş yavaş oportünist iş yaklaşımına doğru ilerleniyor. Fundamentalizm genel olarak siyasi bir terim olsa da sektördeki bu değişiklik kısmen "kabuklarından sıyrılmak" ve "radikal içe kapanıklığı" aşmaları açısından fundamentalizmi bu kategoride de rahatça kullanabiliriz. Opotünist ve oportünizm genel itibariyle pragmatizme yakıştırılır, Leninizm'de ise fırsatçılık olarak tanımlanıyor. İki terimin sözlük anlamları aslında yazının temelini tamamen oluşturuyor. Yani, "Linux'çuların inlerine gireceğizden" , "Microsoft loves Linux" söylemlerine getiren kavramlar.

Firmaları radikal kabuklarından çıkaran yegane şey 2010 yılında başladı aslında. 2010 yılında daha önce firmaların tekelinde olan "machine learning" ve yapay zeka teknolojileri yavaş yavaş kullanıcılara inmeye başladı. Cortane ve Siri en somut örnekler. Finans sektöründe Dell'in de başını çektiği yapay zekaya dayalı sistemler, sektördeki avantajları kendi taraflarına çekmeye başladı. Aslında bu 2000'li yılların ardından gelen teknoloji devriminde savaşların da etkili olduğu konuşulur ancak şimdi bundan da bahsedersem, yazı bitmez. Öte yandan IBM, beyin nöronlarıyla aynı prensiplerle çalışan bilgisayar işlemcileri geliştirdi, bu işlemciler zaman içerisinde standart PC işlemci boyutlarında küçüldü, henüz kişisel bilgisayarlara inmese de bu nöronlu işlemcilerin oldukça hazır olduğu söyleniyor. Aslında ilk kıvılcım IBM tarafından, yapay zekayı birleştirmek adına atıldı: PC sistemlerine indirgenecek seviyede bir yapay zeka seviyesine gelindi ve nihayetinde IBM, Watson projeleri çerçevesinde, daha önce rekabet olduğu ve deyimi yerindeyse kanlı bıçaklı olduğu birçok ABD'li firmayla bir araya gelip ortaklık oluşturdular. Watson projesi ilk olarak 2010 yılında duyuruldu, 2011'den beri üzerine çalışıyorlar ve Watson'un ne yapabileceği hala tam olarak anlatılamamış durumda. IBM'in fırsatçılığı, oportünistliği burada da bitmedi, daha önce fimlere konu olan Apple - IBM rekabeti en azından yazılım kategorisinde sona erdi ve haliyle ortaklığa kadar ulaştılar. Şimdi Apple'ın mobil teknolojileri sektörel kategoride üst bir grafik çizmeye başladıysa bunda IBM'in katkısı çok büyük. Böylece yazılım sektöründe çalışanlara da çok fazla imkan sağlanırken bunun gibi işbirliklerden çıkan sonuç, cross-platform anlayış oldu. Kazanan aslında firmalar değil, yazılımcılar oldu, teknoloji kendi kendini geliştirdi.

IBM-Apple anlaşması gerçekten "tarihsel değere" sahip. Bu değerlere sahip diğer anlaşmalar yapılmaya devam ederken, fundamentalist ezberini koruyan firmaların yavaş yavaş eriyip gittiğini de gözlerimizin önünde gördük, görmeye de devam ediyoruz. Bununla ilgili Türkiye menşeili teknoloji firmaların kabuğundan çıkamaması ve "tekelcilik zihniyeti" ile altyapılardan tutun da akıllı telefonlara kadar sürdürülen bencillikler, firmaların çalışanlarına fazlasıyla etkisi dokundu. Vestel buna bir örnek. "Yüzde yüz yerli" söylemi, firmanın fundamentalist tavırının bir sonucu ve bir kemirgen gibi firmanın A'dan Z'ye her noktasını kemirmeye başladı. Bu söylem, bu felsefe yeterince tutmadı ve Vestel akıllı telefonlarından epeyce kan kaybetti, bununla birlikte kullanıcıların nezninde diğer ürünlerine de bakıış açısından eski rol oynadı. 

Vestel'i bir kenara koyarsak, bununla ilgili bir örnek de Başarı Elektronik'in yakın zaman önce tanıttığı "KAAN" isimli akıllı telefonu oldu. Başarı elektronik "yüzde yüz yerli" söylemi yerine, "bizim tasarımcımız Türk" söylemiyle hareket etti ve sektör içerisinde biraz daha sempati kazanırken söylem açısından daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bunun gibi Türk üreticilerin başarılı olabilmesi için IBM, Apple, Smart Things, Oracle gibi firmalardan biraz örnek alıp, oportünist anlaşmalarla geliştirecekleri teknolojiler devam eden aşağı grafiklerin devam etmesinde rolü olacaktır.

Sektörel bir gerçeklik: Uzlaşmacı olmazsanız, batarsınız. Microsoft'un Linux'a dair yaptığı girişimler gibi, IBM'in tüm yazılım kapılarını ardına kadar Apple için açması, dünya çapındaki krizlerin bunun gibi firmaları etkilememesinde, en azından yara açmayacak kadar etkilenmemesine neden oldu. Batan yüzlerce banka ve sektörel şirketlerin aksine, Apple'ın sadece iPhone ve Mac satarak bu kadar zengin olduğunu düşünmüyorsunuz değil mi?

Benden size bir bilgi: firmaların oportünist bir hale gelmesinin nedeni, firmaların patronları değil, altyapılarını ve teknolojilerini geliştiren yazılımcı işçilerin zorlamasıydı. Kendi kabuğunda sıkışan, fundamentalizm içerisinde hapsedilen yazılım işçileri tıkanan sektör içerisinde hiçbir şey yapamadı ve çare cross platformda, diğer platformlarla ve diğer firmalarla dirsek-direseğe gelmekle çareyi buldular. 

Samsung, TP-Link, Dell, Sony-Columbia Pictures, Qualcomm, Ericsson, Huawei, Microsoft, IBM, bu cross platform ve birleşmeci akılın en büyük temsilcileri oldular. 

Peki buradan çıkarılan sonuç ne?

Yazılımcı kıtlığına dair soruların cevabıydı bu yazı aslında. Çünkü Türk firmalar gibi Türkiye'deki üniversiteler de malesef kendi kabuklarında sıkışmış durumdalar. Size bir soru: Üniversitelerde en çok çalışılan yazılım platformu hangisidir?

Soru basit değil mi? Microsoft. Microsoft'un hangi platformu? Visual Studio. Elbette; Visual Studio iyidir, hoştur ancak ileride sizin kucağınıza yapay zeka üretme gibi bir şans geçtiğinde "ben sadece Visual Studio" biliyorum demek, sizin kaybınız olacaktır. Üniversitelerin ve dolayısıyla eğitim sisteminin daha fazla çakılmaması için, cross platform konusunun temelleri iyice kazılmalı. 

Etiketler: samsung tp-link dell sony qualcomm ericsson huawei microsoft ibm
reklam

Yorumlar

Yorumunuzu yazın

Yorumunuzu bizimle paylaşabilirsiniz

GÜNCEL İÇERİKLER
reklam

Popüler İçerikler