Ana sayfa Haber İklim değişikliğini durdurabilir miyiz?

İklim değişikliğini durdurabilir miyiz?

9
0

Eski ABD başkan yardımcısı Al Gore daha önce çevreye yönelik bir belgeselle dikkatleri çekmişti. Şimdi de ikinci bir filmle konuyu tartışmaya açıyor ve çözümün önce eğitim, sonra da ürünlerin yerel olarak satın alınması ve siyasete katılmak olduğunu vurguluyor. İklim değişikliği ile mücadele konusunu tartışırken, dikkat etmemiz gereken iki gerçek var: İklim değişikliği ve yaşadığımız etkileri. 

On yıl önce, ABD”nin eski Başkan Yardımcısı Al Gore “An Inconvenient Truth” (Uygunsuz Gerçek) adlı bir belgesel çekip yayınlamıştı. Birçok Amerikalı, özellikle de genç kuşaklar açısından film, küresel ısınma konusunda karşılaştıkları ilk anlamlı sözleri kulaklarına fısıldıyordu. Film özellikle farkındalığı teşvik etmenin ötesinde şeyler de yaptı, sorumluluğu şirketlere, politikacılara ve en önemlisi sıradan vatandaşlara yükledi.

On yıl sonra eski Başkan Yardımcısı Al Gore bir başka filmle daha ortaya çıktı “An Inconvenient Sequel: Truth to Power .”

Al Gore, kendisi ile yapılan özel bir röportajda, mevcut siyasi iklimin tehlikeli olduğunu kabul ederek Başkan Trump’ın çevre politikalarını “pervasız ve savunulamaz” olarak nitelendirdi. Ancak eski Başkan Yardımcısı yine de umutsuz değil, bunun nedeni de Paris İklim Anlaşmasından ABD”nin çekilmesi gibi ABD başkanının sert kararlarına bir tepki olarak, artan tabandan gelen hareketleri.

 

Gore, hareketin arkasındaki momentuma ve yerel düzeyde Paris Anlaşması’nın çalışmalarını destekleme taahhüdünün Donald Trump ne derse desin başarılı olacağına inanıyor. Ancak eğer iklim değişikliğiyle başa çıkmak istiyorsak, nereden ve nasıl başlamalıyız?

Nereden Başlayalım?
Gore kaygılı, başlamak için gerçekten tek bir yer olduğunu söylüyor: eğitim. “İnsanlara bazen iklim krizinden bahsetmek zor. Ancak, ne kadar eminseniz, bu konudan bahsetmek o kadar kolay olur” diyor ve filmin ve karşılık gelen kitaplarının bu konuşmaları kolaylaştırmaya yardımcı olacak araçlar olarak tasarlandığını açıklıyor.
Ama dedikleri gibi, konuşmak ucuz. Karbon ayak izimizi toplu olarak azaltmamız gerektiğini bilmek de bir şeydir, ancak bunu bireysel olarak nasıl yapacağız? Ve ayrıca, sorunun muazzam kapsamı göz önüne alındığında, bunu yapmak için gösterilen çabaların boşa gitmediğine kendimizi nasıl ikna edebiliriz?

“Pazar alanına girdiğinizde, iklim dostu, çevre dostu alternatifi seçin” diyor  Gore ve ekliyor: “Bu önemsiz bir mesele gibi görünebilir, çünkü yalnızca etkiyi bir birey bazında azaltır, ancak iş ve endüstriye, gerçekten değişimi destekleyen bir sinyal gönderir.” Gerçekten de çevre dostu bir şey olup olmadığını bilmek, bir meydan okuma olabilir. Bir strateji, yiyecek veya diğer ürünleri olabildiğince yerel olarak satın almaktır. Bir şeyin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, kimin ürettiğini ve kaynağının nerde olduğunu tam olarak bildiğinizde, “yeşil” statüsüne ilişkin iddialardan daha fazla emin olabilirsiniz. Ayrıca, yerel ekonomileri güçlendirerek sadece çevreyi değil topluluğunuzu da desteklersiniz.

 

Kendi mahallenizde (ve hatta kendi arka bahçenizde bile) halihazırda bulunan varlıklara yatırım yapmak, karbon izinizi başka şekillerde, örneğin arabanızı daha az kullanmak gibi azaltmaya yardımcı olabilir. İster yürüyüş, bisiklet sürme, isterse de yolculukta araba paylaşımı veya toplu taşıma araçlarını kullanma olsun, emisyonları azaltmakla kalmayıp aynı zamanda belediye yönetiminize bir mesaj göndermiş olursunuz. Bu mesaj, topluluğunuzun daha az araç kullanmanıza yardımcı olacak altyapıyı kullanmak istediğini ve kullanacağını ifade eder. İster kaldırımları onarmak isterse de bisiklet yolları yaratmak olsun, daha fazla destek alan insanlar açısından bu, yerel bir yönetimin,  zamana, paraya ve kaynak geliştirmeye yaptığı bir yatırımdır.

Bu da bizi Al Gore”un üçüncü önerisine getiriyor: Kentte, eyalette veya federal düzeyde olmasına bakılmaksızın siyasete katılmak. “Oylarınızı isteyen adayların bunun sizin için önemli olduğunu bilmelerini sağlayın. Belediye binalarındaki herkese açık toplantılar düzenleyenler, bu konuyla gerçekten ilgilendiğinizi bilsinler.”
Ve “Bu mücadeleyi kazanabiliriz ve kazanacağız” sonucuna varıyor. Haklı olduğunu ummak için de bir neden var. Hükümetler ve şirketler bir rol oynarlarken ve standartları ve politikaları belirleme konusunda büyük etkiye sahip olabilirlerken, yükselmeleri gereken sadece onlar değiller.

Nerede yaşadığınıza bakılmaksızın (ve yerel yönetiminiz veya hükümetiniz bu çabaları ister desteklesin ister desteklemesin), ilk adım, olanlara karşı sorumluluğumuzu kabul etmek ve bir diyaloğa başlamaktır. Sivil Haklar’dan Kadın haklarına  kadar olan tüm büyük hareketler nasıl başladılarsa öyle başlamalı. Zaten gerçekleşen zararları tersine çeviremeyiz, ancak şu anda olup bitenler üzerinde görüşümüzü belirleyebiliriz ve daha iyi yapmaya karar verebiliriz.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here