Ana sayfa Makale Dünya dışı akıllı yaşam nerede, neden bulamadık?

Dünya dışı akıllı yaşam nerede, neden bulamadık?

139
0

O zamandan beri pek olumlu bir gelişme yok. Bilim adamları da bunun nedenleri üzerine düşünüp çeşitli teoriler geliştirmişler. Bu makalede o teorilerden bahsedeceğiz. Dünya’daki (nispeten) kısa zamanımızda çok şey yaptık. İnsanları Ay’a gönderdik ve uzayda yaşadık, evrenin en uzak noktalarını görmek için muazzam ve özel teleskoplar geliştirdik, hatta Mars’a araç gönderildi ve güneş sistemimizin kenarlarında sondalar yapıldı. Bununla birlikte, bir takım organizasyonlar insanlığın son sınıra doğru bir adım daha yaklaşmasını sağladılar. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve SETI”nin (Search for Extraterrestrial Intelligence) arkasındaki araştırma grubu, yalnız olup olmadığımızı öğrenmek için yorulmadan çalışıyorlar.

Zaten, yıldızları akıllı yaşam belirtileri için tarayan bir takım projeler de var. çoğu gökyüzüne yıllarca bakmasına rağmen, henüz temas kuramadık. 

 

çelişkili bir durum
En hafif deyimiyle söylemek gerekirse, güneş sistemimiz çok eskidir. Aslında bilim insanları bunu hesaplıyorlar, meteorlardan elde edilen ipuçları, neredeyse 5 milyar yaşında olduğunu ve çevredeki yıldız sistemlerinin muhtemelen milyarlarca yıl daha eski olduğunu gösteriyor. Yıldızlar arası gezi hala uzak bir rüya gibi görünse de, evrenin en uzak köşelerindeki uygarlıklardan gelen sinyaller için gökyüzünü taramamızı sağlayan yeni teknolojiler her yıl gelişiyor. Bu teknolojilerle keşfedilen bilinen yabancı dünyalar ve yıldız sistemleri sayısı artmaya devam ediyor, ancak uzayı dinleme yöntemlerimiz henüz dünya dışı iletişim veya uygarlıklara benzeyen hiçbir şeyi ortaya çıkaramadı.

Evrenimizin boyutu ve yaşı göz önüne alındığında, iletişim kurmamız gerektiği anlaşılıyor. Elbette öyle olmadı.

20. yüzyılın başında, fizikçi Enrico Fermi kendine şu anda çok bilinen bir soruyu sordu: Evrenimizin kapsamı göz önüne alındığında, neden henüz akıllı dünya dışı yaşamı bulamadık (ya da neden onlar bizi bulamadılar)? Buna bazen Fermi Paradoksu veya Büyük Sessizlik deniyor. Bilim adamları Fermi’nin bu soruyu ilk söylediği zamandan beri yüzyıl boyunca pek çok olası cevabı verdiler. İşte onun sorusuna verilen cevapların en makullarından bazıları.

 

Büyük Filtre
Temel olasılığa göre dünya dışında da yaşamın varolması gerekiyor. Henüz iletişim kurmadığımız için, bir teoriye göre, yıldızlararası seyahati ya da en azından diğer canlı türleri ile iletişimi engelleyen bir şey olmalı. Bu engel “Büyük Filtre” olarak biliniyor ve bir medeniyetin söz konusu yıldızlararası seyahat veya iletişim noktasına ulaşmasını engelleyen bir güç veya olay olduğu söyleniyor.

Teori doğruysa, temas kuramamamızın iki temel sebebi var: Toplumlar, yıldızları keşfetmek için yeterince ileri bir duruma gelmeden kendilerini yok ettikleri için veya yıldızlararası seyahat teknolojik bir ölçekte mümkün değil. Her iki cevap da pek memnun etmiyor.

Ve çalışmanın ardındaki uzmanlara göre filtreleme olayı, dünya dışı yaşamın kendisine göre ya eşit ya da daha yüksek bir olasılığa sahip. Oxford üniversitesi İnsanlığın Geleceği Enstitüsün”de araştırma görevlisi olan Robin Hanson’un konuyla ilgili yaptığı çalışmada bu noktayı iddia ediyor.

Dünya dışı yaşamı keşfedemediğimizden, şimdiye kadar uzaylıları bulmamızı engelleyecek bir olaydan daha ne kadar uzak duracağız? Hanson, “Yaşamın sahneye çıkması ne kadar kolaydı, muhtemelen gelecekteki şansımız bu kadar fazla olmaz” diye yazıyor. Başka bir deyişle, evrende çok fazla yaşam var, muhtemelen sarsıcı, yaşama son verecek bir olaya rastlamak ya da teknolojik ilerlemenin kozmik sınırlarına erişmek üzereyiz.

 

Uzaydaki canlıları rahatsız etmeyin
Başka bir hipotez, dünya dışı uygarlıkların kesinlikle var olduğunu, ancak aktif olmadıklarını iddia ediyor. Bu, Oxford’un İnsanlığın Geleceği Enstitüsü ve Belgrad Astronomik Gözlemevi”nden araştırmacılar tarafından ortaya atılan “yaz uykusu hipotezi”dir (yaz uykusu, bir ayının kış uykusuna veya bir kurbağanın sıcak havalarda kendini kuma gömmesine benzer şekilde, bir organizmanın uzun sure aktif olmamasını anlatır.) 

2017’de Journal of the British Interplanetary Society“de yayınlanan teoride, dünya dışı canlıların, çevre koşullarının aktif hale gelmeleri ve süper bir topluluk oluşturmaları için uygun hale gelene kadar “kış uykusunda” olabileceklerini belirtiyor. Araştırmacılar, bilgi işlem teknolojilerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için soğutulmalarına ihtiyaç duyulmasıyla, termodinamik yasalarının işlemleri doğrudan sınırladığını iddia ediyorlar. Bu, gelişmiş teknolojilerin yaratılmasını son derece zor hale getiriyor, çünkü o ölçekte onları soğuk tutmak son derece zorlaşıyor. Bu nedenle dünya dışı canlılar, evren soğuyana kadar uykuya dalmış olabilirler.

Fakat bu, bir uygarlığın gelişimini, halihazırdaki ve modellerin biraz eksik olarak tahmin edebileceği koşullara indirgemiş olabilir. Dünya dışı akıllı yaşam, bilgi işlem yeteneğini kısıtlayan termodinamik koşulların çevresinde bir yol bulduysa ne olur? çalışmanın yazarları, “üretilebilen başka değer biçimleri varsa ne olur?” diye yazıyorlar. Termodinamik ve teknoloji arasındaki ilişki konusunda yanılıyorlarsa, yaz uykusu hipotezi tartışmalı olacaktır. Bu durumda, belki de diğer fikirlerden biri geçerlidir.

 

“Gaian” Darboğazı
Gaian Darboğazı” hipotezine göre yaşamın gelişmesi için belirli çevresel koşullara ihtiyaç vardır ve bunlar o kadar yaygın değildir. Avustralya Ulusal üniversitesi’ndeki astrobiyologlar, açıklamalarını, 2016’da Fermi Paradoks’u ile açıklamışlardı.

Araştırmacılar, neslin tükenmesinin, “evrendeki ıslak kayalık gezegenlerin yüzeylerinde şimdiye kadar ortaya çıkan çoğu yaşam için kozmik bir hüküm” olduğunu yazdılar. Bunun nedeni, bir gezegenin yaşanabilir bir çevre olması için aslında yaşanması gerektiğidir, çünkü organizmalar atmosferdeki sera gazlarının konsantrasyonunu değiştirmektedir. Mantıksal olarak içinden çıkılmaz bir durum ortaya çıkıyor: yaşanabilirlik olmaksızın yaşam yok, yaşam olmadan yaşanabilirlik yok.

Dünya dışındaki yaşamın sürmesi için, araştırmacılar şunları yazıyor: “Vahşi bir boğaya binmek gibi. çoğu hayat düşer.” Hayat, ancak olası olmayan bir geribildirim döngüsünün varlığı ile gerçekleşebilir. Bu durumda, Dünya kuralın istisnasıdır.

 

Sıkışmış derin okyanuslar
2015’te yaklaşık on yıl gittikten sonra, NASA’nın New Horizons uzay aracı Plüton’a bu kadar yaklaşan ilk araç oldu. İnsanlık buzlu yüzeyi ilk kez gördü ve yeraltı okyanuslarının ve çok sayıda metan ve nitrojenin olasılığı hakkında sorular ortaya atıldı. Bu sorular, Plüton’u, buz ve kaya şeklinde kalın bir kabuğun altında sıkışmış gömülü okyanuslar ile kısa ama büyüyen bir listeye koydu (diğer gezegenlerin bazıları, Satürn’ün uyduları Europa, Callisto, Enceladus ve Ganymede’nin yanı sıra Jüpiter’in uydusu Titan’dır).

Bu okyanuslar, hayatın gizlenebileceği yönündeki başka bir teorinin konusu haline geldiler; bunlardan birine, New Horizons”un baş araştırmacısı Alan Stern değindi. Gömülü okyanuslar akan yüzey akıntılarından çok daha istikrarlı bir ekosistem oluşturduğundan, gelgitlerin değişmesi ve dağılması daha uzun bir süre boyunca gerçekleşecektir. Sert bir dış kabuk, okyanuslardaki varsayılan yaşantıyı, sert bir iklimden ve yüzeydeki öldürücü gaz karışımından korur. Stern, “Cisimlerin çarpması ve güneş ışınları, yakınlardaki süpernova ve içinde bulunduğunuz yörünge, bir manyetosfere sahip  olup olmadığınız, zehirli bir atmosfer olup olmadığı – bunların hiçbiri önemli değil” diyor.

Bu derin okyanuslarda oluşan akıllı bir dünya dışı yaşam, diğer dünyaların sakinlerine ulaşmak için büyük bir engelin üstesinden gelmek zorunda kalacaktır: bu kalın, koruyucu kabuğun delinmesi gerekir. Bütün bu işler onları sadece yüzeye çıkarır – diğer gezegenlere sinyal gönderilmesi daha da zordur.

 

Boşa giden sinyaller
Geçen seksen yıl boyunca, radyo teknolojisi ile dünya dışı yaşamın işaretleri için uzayı dinledik. San Fransisco’nun 470 km kuzeydoğusunda yer alan Allen Teleskop Dizisi, bunların en büyüklerinden biridir – 2007’den bu yana, dünya dışı yaşamdan radyo sinyalleri alma umuduyla, düzenli aralıklarla gökyüzünü taramaya hazır 42 çanak bulunuyor.

Peki ya dünya dışı yaşam bu frekansları kullanmıyorsa? İrtibat girişimleri, bizi sadece doğru dalga boylarını bilmediğimiz için basitçe boşa gidebilir.
İskoçya’daki St. Andrews üniversitesi’nden Duncan Forgan, teleskop dizileri kullanmak ve gökyüzünü radyo sinyalleri için taramak yerine galaktik bir iletişim ağı oluşturmayı öneriyor. Diğer sürücülere işaret vermek için farlarımızı kapayıp açmamız gibi, evrenin diğer sakinlerine bir mesaj göndermek amacıyla, Dünya’nın Güneş’in önünden geçerken yarattığı gölgeyi kullanabiliriz.

Forgan, Güneş’in önünden geçerken gönderilen bu şifrelenmiş mesajları içeren güçlü lazerler oluşturmayı öneriyor. Forgan, “Galaktik merkezin diğer tarafındaki biriyle iletişim kurmak isterseniz, arada pek çok şey vardır (toz, yıldızlar ve büyük bir kara delik) – bu yüzden ağı kullanarak uzun bir yol alabilirsiniz” diyor. Uzayda geniş alanlarda galaksiler arası mesajların kaybolmasına izin vermek yerine, farklı galaksilerdeki medeniyetler, mesajlarının amaçlanan alıcılara ulaşmasını sağlamak için bu “galaktik iletişim ağı”nı kullanmayı kabul edebilirler.

 

Sabırsızlanıyoruz
Yalnızca bir yüzyıldır yabancı yaşama aktif bir şekilde ulaşmaya çalıştık – sadece güneş sisteminin ve genel olarak evrenin uzun tarihinde küçük bir noktadır bu. Cornell üniversitesi’nde astrofizik ve matematik okuyan ve araştırmacı olarak çalışan Evan Solomonides, herhangi bir dünya dışı varlıktan haber almamızın, kesin olmak gerekirse, yaklaşık 1.500 yıl kadar bir zaman alabileceğini söylüyor.

American Astronomical Society‘ye sunulan bir makalede Solomonides, yaşam bulma ihtimalini inceliyor. “Şimdiye kadar Galaksinin yüzde 1’inin altında bir kısmına ulaşılmış olduğunu tahmin ediyoruz ve yıldızların/gezegenlerin yaklaşık yarısına ulaşılıncaya kadar bize ulaşılmasını beklemiyoruz” diyor. Solomonides, herhangi bir şey duymadan önce Samanyolu galaksisinin yarısını keşfedeceğimize inanıyor, kendi galaktik çevremizi neredeyse zar zor araştırdığımızdan, bu biraz zaman alacaktır diyor.
Solomonides 1,500 yılın son tarih olmadığını da not ediyor. “Bu, o zamana kadar bize ulaşılmayacağı veya öyle olmazsa bizim aslında yalnız olduğumuz anlamına gelmez. Biz sadece o zamandan önce herhangi bir şey duymayı imkânsız görüyoruz.”

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here